Denizci Toplum

Yükleniyor...

Denizci Toplum

Denizci Toplum

T ü r k D e n i z c i l i k K ü l t ü r ü H a r e k e t i

Kıbrıs Türk Halk Kahramanı Liman İşçisi Arap Ali’yi Sahneye Taşıyan “Arap Ali Destanı” Operasının Türkiye’deki İlk Gösterimi İzmir’de Gerçekleştirilecek.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilk opera eseri olan “Arap Ali Destanı”nın Türkiye’deki ilk gösterimi, 07 Aralık’ta İzmir’de gerçekleştirilecek.

Yapıt, sonradan bir Kıbrıs Türk halk kahramanına dönüşecek olan ‘Arap Ali’ lakaplı yiğit liman işçisinin, Kaptan Ağa’ya karşı verdiği mücadeleyi sahneye taşıyor.

Arap Ali Destanı’nda, KKTC’li opera sanatçılarının yanı sıra Ankara, İzmir, Samsun, Mersin, Antalya ve İstanbul Devlet Opera ve Balesi sanatçıları da yer alıyor.

Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Opera ve Balesi (DOB) Genel Müdürlüğü, KKTC Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı Devlet Opera ve Balesi Koordinasyon Merkezi ve KKTC Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın ortak girişimiyle sahnelenen yapıt, 07 Aralık 2021 tarihinde, İzmir Bornova Kültür Sanat Merkezi Necdet Aydın Sahnesi’nde izleyici karşısına çıkacak.

Halk arasında “Arap Ali” lakabıyla tanınan, haksızlıklara karşı duran, yiğit bir liman işçisi olan Kıbrıs Türkü Ali’yi odağına alan opera, limanda işveren konumunda olan Kaptan Ağa’nın liman işçilerine gündelik ücretlerini eksik ödemesine karşı çıkan Arap Ali’nin işverenle kavgaya tutuşmasıyla başlayan ve Kaptan Ağa’nın Ali’yi hapishaneye attırmasıyla gelişen olayları konu alıyor. 

aa.com.tr

Neriman Aytaç Manizade’nin sahneye koyduğu; bestesi Ali Hoca’ya, librettosu Havva Tekin’e ait olan eserin, dekor ve kostüm tasarımı Özlem Yetkili, Koreografi Özlem Kuru Kofalı ve ışık tasarımı Oğuz Murat Yılmaz (SAMSUNDOB) tarafından gerçekleştiriyor.

Başlıca rollerde; “Arap Ali” (Tuğrul Enver Töre – KKTCDOB), “Meyhaneci Muhtar” (Arda Aktar – ANKARADOB), “Seniha” (Sermin Dikmen Töre – KKTCDOB), “Hatice Ana” (Didem Çelik – SAMSUNDOB), “Sahavet” (Funda Uyanık – İZMİRDOB), “Hamal Osman” (Barış Yanç – ANKARADOB), “Hamal Zeki” (Hasan Çelik – SAMSUNDOB), “Hamal Yusuf” (Mehmet Ali Tutar – ANTALYADOB), “Kaptan Ağa” (Engin Suna – ANTALYADOB), “Mahmut Baba” (Mithat Karakelle – ANKARADOB), “İngiliz Zabit Çavuş” (Mehmet Erkoç – MERSİNDOB), “1.İngiliz Zabit” (Erek Kızılörs – KKTCDOB), “2. İngiliz Zabit” (Erdem Özdemir – MERSİNDOB) sahnede olacak.

(Kaynaklar: brtk.net, aa.com.tr)

Yontu Sanatçısı İlhan Koman’ın Teknesi “Hulda” Haliç Tersanesi’nde Onarım Görüyor.

Yapıtları tüm dünyada bilinen Türk yontu sanatçısı İlhan Koman’ın (1921-1986) en az kendisi kadar ünlü “Hulda” adlı teknesi, onarım görmesi için Haliç Tersanesi’ne götürüldü.

Koman’ın 20 yıl boyunca içinde yaşadığı ve aynı zamanda yontu işliği (heykel atölyesi) olarak kullandığı 116 yaşındaki Hulda, bakım işlemlerinin tamamlanmasının ardından Şehir Hatları tarafından Haliç Tersanesi’nde koruma altına alınacak. 

1905’te Sjötorp Tersanesi’de inşa edilen 37 m. uzunluğunda, 6.7 m. enindeki Hulda, ilk sahibi tarafından kargo taşımacılığı amacıyla kullanılmış, 1965’te Kerstin ve İlhan Koman tarafından satın alınmasının ardından yeniden işlevlendirilerek yaşamaya ve çalışmaya uygun olacak biçimde dönüştürülmüştü.

16 Kasım’da Haliç Tersanesi’ne getirilen Hulda ile ilgili olarak Şehir Hatları İşletmesi Genel Müdürü Sinem Dedetaş twitter hesabından paylaştığı 18 Kasım tarihli ileti ile “Dünyaca ünlü Akdeniz Heykeli’nin yaratıcısı heykeltıraş İlhan Koman’ın 20 yıl boyunca içinde yaşayıp atölyesi olarak kullandığı 116 yaşındaki yelkenlisi olan Hulda, bakım ve tutum işlemleri için tersanemize geldi.” ifadesini kullandı.

(Kaynak: sehirhatlari.istanbul)

M. Rediker’in “Korsanlar, İşgalciler, Köleler: Frantz Zéphirin’in Sürreel Tarihleri” Başlıklı Yazısı, Denizaşırı Sömürgeciliğin Haiti’de Bıraktığı İzleri Zéphirin’in Yapıtları Üzerinden Ele Alıyor.

Tarihçi/Yazar Marcus Rediker, “Korsanlar, İşgalciler, Köleler: Frantz Zéphirin’in Sürreel Tarihleri” başlıklı makalesinde, kendisi tarafından kaleme alınan Outlaws of the Atlantic: Sailors, Pirates, and Motley Crews in the Age of Sail başlıklı kitabının kapağında neden Haitili sanatçı Zephirin’in Korsanlar adlı resmine yer verdiğini anlatıyor.

Yazı, büyük toplumsal çalkantıların etkisiyle biçimlenen Haiti sanatının, Batılı sanatçılar üzerinde bıraktığı derin etkiye değinirken, Frantz Zephirin’in yapıtları üzerinden Haiti’ye gemilerle gelen sömürgecilerin, toplumun ortak bilinçaltında yer eden görünümlerini değerlendiriyor.

(Marcus Rediker’in 2014 yılında Beacon Broadside’da yayınlanan Motley Crews and the Crucible of Culture: The Art of Frantz Zéphirin başlıklı bu yazısı, Türkçe’ye Elçin Gen tarafından çevrilerek e-skop‘ta yayınlandı.)

Korsanlar, İşgalciler, Köleler: Frantz Zéphirin’in Sürreel Tarihleri

Köle Gemisi: İnsanlık Tarihinde Bir Yolculuk (Outlaws of the Atlantic: Sailors, Pirates, and Motley Crews in the Age of Sail) adlı kitabımın kapağında yer alan eser, Haitili ünlü sanatçı Frantz Zéphirin’in Korsanlar adlı resmi. Ben bu resmi uzun bir yolculuğun sonunda keşfettim. 2000’lerde Haiti eserleri topluyordum, Zéphirin de ilgimi çeken sanatçılardan biriydi.

Haiti’nin tarihi beni nicedir büyülemiştir, özellikle de modern tarihin en büyük köle isyanlarından biri sonucunda yaşanan o büyük devrimci özgürleşme hareketi (1791-1804). Bu küçük ada ülkesi aynı zamanda dünyanın en muhteşem halk sanatı geleneklerinden birine sahip – yeryüzünde kişi başına düşen ressam sayısının en yüksek olduğu yer burası. Avrupa sürrealist hareketinin lideri André Breton’un 1945’te Haiti’ye gittiğinde keşfettiği gibi, Haitili ressamlar düpedüz sihri resmediyor. Breton, vudu rahibi Hector Hyppolite’in resimlerini gördüğünde, bu dudak uçuklatan resimler sayesinde kendi hatalarının farkına vardığını söylemişti.

Haiti, oldum olası insanları buluşturan bir kavşak olmuştur. 1940’ların sonunda ilk Haitili sanatçı kuşağının mensuplarından olan Gerald Bloncourt şöyle yazıyor:

Haiti sanatını anlamak için, bu ülkenin kültürel anlamda gerçek bir eritme potası olduğunu görmeniz gerek. Karayip yerlileri; İspanyol işgalciler; Kıyı Kardeşliği adı altında birleşen dehşetengiz vurguncular; haydutlar ve Fransa’dan gelmiş her türden korsan; İngilizler ve otuzdan fazla Afrika kabilesi, bu potada biraraya gelmiştir.

Peter Linebaugh’la birlikte, tam da bu “karmakarışık tayfa”yı konu alan The Many-Headed Hydra: Sailors, Slaves, Commoners, and the Hidden History of the Revolutionary Atlantic (Beacon Press, 2000) adlı bir kitap yazmış biri olarak, Haiti sanatına hemen kapıldım.

Özellikle merak ettiğim hususlardan biri, Haitili halk sanatçılarının tarihlerini sanat aracılığıyla kayda geçirme, hatırlama ve neşretme biçimleriydi. Bence kimse bu anlamda Frantz Zéphirin’in eline su dökemez. Girift sürrealist eserleri, vudu ile siyaseti ve tarihi son derece derin ve etkileyici bir tarzda birleştiriyor. Amerikan yerlilerini, korsanları, köleliği, köle isyanlarını işlediği resimleri beni tam anlamıyla büyülemişti. Eserleri, Bloncourt’un sözlerinin vücut bulmuş haliydi.

Frantz Zéphirin, “Sömürgeleştirmeyle Yüz Yüze Kalan Yerlinin Ruhu

Aldığım ilk resimlerden bir tanesi Zéphirin’in Sömürgeleştirmeyle Yüz Yüze Kalan Yerlinin Ruhu adlı eseriydi. Karayipli bir kadını tasvir ediyor, arkada bir İspanyol gemisi (“El Conquistador”) var. Sömürgeciliğin kaosuyla, yaban hayvanlarla etrafı sarılmış yerli kadının yüzünde, Avrupalı işgalcilerin yerli halklara uyguladığı soykırımın simgesi olan kızıl ölümün maskesi var. Alnına hunharca nakşedilmiş bir haç görülüyor. Yüzünün çevresinde, zorla maruz bırakıldığı kültürel asimilasyonun işaretleri olan harfler ve sayılar var. Göğsüne açılmış bir oyuktan daha koyu bir figür dışarı bakıyor: kadın ölünce, İspanyol ve ardından Fransız sömürge sisteminin zoraki işçisi olarak onun yerini alacak Afrikalı’nın yüzü. Yeni Dünya’nın kökenlerine ilişkin çarpıcı bir alegori.

Zéphirin’le, 2007’de Pittsburgh’da, ortak dostumuz olan Haitili galerici Bill Bollendorf’u görmeye gittiğinde tanışma fırsatı buldum. Onun Haiti tarihine olan merakı, benim de köle gemilerinin tarihine olan ilgim (bu konuda daha yeni bir kitap yazmıştım) üzerine uzun uzun sohbet ettik. İki gün sonra derme çatma atölyesine gittiğimde, Brooks Köle Gemisi adlı resmini bitirmek üzereydi. Britanya’da kölelik karşıtlarının, okur-yazar kitleye köle ticaretinin dehşetini göstermek amacıyla 1788’de yayınladığı meşhur Brooks çizimine bir göndermeydi bu resim. Zéphirin’in resmettiği zindan gemisinden, insanın zihnine kazınan kırmızı gözler fırlıyor. Avrupalı tayfa hayvan suretinde resmedilmiş: Timsah suretindeki kaptanın elinde, köleleştirilmiş yerlilerin çalıştırılacağı toprakların senedi var; ikinci kaptan, Azrail suretinde. Vudu deniz tanrısı Agoue, yeni canlarla dolu bir kargonun geldiğini haber veriyor. Geminin dış kısmında, köpek balıklarına yem olsunlar diye zincirlenmiş bir grup asi köle var, her birinin boynuna takılmış levhada farklı bir Afrika etnisitesi yazılı, verilen mesaj şu: “çoktan, bir yarattık”. Kölelerden ikisi, sağda Toussaint L’Ouverture, solda Boukman Dutty, zincirlerinden kurtulmuş, umutla kaldırdıkları yumruklarıyla, önderlik edecekleri Haiti Devrimi’ne işaret ediyorlar. Zéphirin bu resmi alacağımı anlamıştı, aldım da. Kendisi müthiş bir ressam olmasının yanında, zeki bir iş adamı aynı zamanda.

Britanya kölelik karşıtı hareketinin ikonik imgelerinden Brooks köle gemisi çizimi, 1788. Büyütmek için resme tıklayınız. Çizim o dönem, Plymouth, Philadelphia ve Londra’da çok sayıda kitapçık ve ilanda kullanılmıştır. Köle gemisine ilişkin veriler, Britanya limanlarına yanaşan köle gemileriyle ilgili bir meclis soruşturmasından alınmıştır. Dip dibe yerleştirilmiş kargonun, sıradan ürünlerden değil birbirine zincirlenmiş insanlardan oluştuğunu görmek için çizimlere yakından bakmak gerekiyor.

Frantz Zéphirin, Brooks Köle Gemisi

Ondan sonra hep, kitaplarımdan birinin kapağına bir Zéphirin resmi koymayı hayal ettim. Outlaws of the Atlantic’i bitirince, editörüm Gayatri Patnaik’le kapak resmi konusunda teatide bulunurken aklıma hemen Zéphirin geldi. Modern çağın başlarında denizde geçen hayatın son derece sürreel bir yanı olduğunu düşünmüşümdür hep; Haitili sanatçının da, bu duyguyu yakalayıp aktarabileceğine inanıyordum. Sonra Korsanlar adlı resmini hatırladım – deniz haydutluğunu işleyen, kocaman, apaydınlık, rengârenk bir eserdi bu. Korsan tayfasının, ele geçirdikleri gemiye çıkıp saldıran hayvanlar olarak tasvir edildiğini görünce bu resmin kitabım için ideal olduğunu düşündüm – deniz hayatı vardı, korsanlar vardı, bambaşka insanların biraraya gelişindeki renkliliği yansıtıyordu. Zéphirin’le konuştum, o da resmi kapakta kullanmamıza izin verme nezaketini gösterdi. Kitabın okurlarıyla buluşması için bundan mükemmel bir yol düşünemiyorum. 

Türk Toplumunun Denizcileşmesini Hedefleyen M. Özdiş’in ve C. Gürdeniz’in Öncülüğünde “Hamit Naci Mavi Vatan Vakfı” Kuruldu.

Türk toplumunda denizciliğin yaygınlaşmasını hedefleyen Emekli Büyükelçi Müfit Özdiş’in ve Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz’in öncülüğünde, “Hamit Naci Mavi Vatan Vakfı” kuruldu.

30 Ekim 2021 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan kararla kurulan Hamit Naci Mavi Vatan Vakfı, aralarında Eski Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel’in ve Eski AYM Başkanı Yekta Güngör Özden’in da bulunduğu ilk Mütevelli Heyet toplantısı, 18 Kasım 2021 tarihinde Heybeliada’daki, Müfit Özdeş’in bağışladığı tarihi binada gerçekleştirildi. Toplantıda alınan kararla, Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz Yönetim Kurulu Başkanı olarak seçildi.

Vakıfın gelecek öngörüsünü biçimlendiren ana ilkeye ilişkin olarak yapılan açıklamada, “Varacağımız liman, denizle buluşmuş, Mavi Uygarlık cephesine geçmiş Atatürk’ün aklındaki Türkiye’dir.” ifadeleri kullanıldı.

Beş Ana Hedef

Gürdeniz, Vakfın kuruluşu ile gerçekleştirilmek istenen beş ana hedefi şu başlıklar altında sıraladı: “Denizciliği Atatürk’ün hedeflediği milli ülkü haline getirmek, Türk denizcilik tarihinde kurulan üçüncü sivil denizcilik vakfı olarak denizciliği tanıtmak ve yaygınlaştırmak, Türkiye’nin halkı ve devleti ile denizcileşmesini hedefleyen Mavi Vatanı, sembol, kavram ve doktrin olarak geliştirmek ve millete mal etmek, deniz ve denizcilik kültürünü korumak, kurumsallaştırmak, geliştirmek ve yaygınlaştırmak, devletin ve halkın denize uzak duruşunu ortadan kaldıracak tedbirler alarak toplumun genel kesiminde deniz farkındalığı yaratmak.”

İlki 1909-1919; ikincisi 1965-1987 yılları arasında kurulan ve önemli faaliyetlerde bulunan donanma vakıflarının kapanmasının ardından, 1987’den sonra bu görevi yerine getirecek hiçbir kamu veya özel kurum veya kuruluşun olmaması, Vakfın önemini daha da öne çıkarıyor.

veryansintv.com

Bir Düşünce Kuruluşu: Hamit Naci Mavi Vatan Vakfı Denizcilik Forumu – MAVİFORUM

Vakıf, MAVİFORUM adlı bir düşünce kuruluşunu da yaşama geçiriyor. Bu organ, düzenleyeceği akademik etkinlikler, yayınlayacağı belgeler, kitaplar, tanıtıcı film ve videolarla halkın denizci bilincinin gelişmesine katkı sağlayacak.

Denizcileşme Merkezi

Hamit Naci Mavi Vatan Vakfının en büyük amacının, Türk çocuklarının ve gençlerinin denizcileşmesine katkı sağlayacak, “Denizcileşme Merkezleri”nin kurulması olduğu belirtiliyor.

Yapılan açıklamada; Türkiye’de ilk kez yaşama geçirilecek bu merkezlerin başlıca amaçları arasından; maddi durumu iyi olmayan tüm vatandaşlara, temel seviyede yüzme, kürek, yelken ve denizcilik kültürü eğitimlerini vermek bulunuyor.

Vakıf, başta tarihi ve kültürel önem ve değere sahip tekneler olmak üzere deniz kültürüne ait varlıkların belirlenmesi, korunması ve sergilenmesine öncülük edecek. Vakıf bu tip klasik tekneleri ve deniz kültür varlıklarını himayesine alarak gelecek kuşaklara aktarılması görevini yürütecek.

Mavi Vatan Vakfı’nın Logosu

Hamit Naci Mavi Vatan Vakfı tarafından kullanılması benimsenen logoda bulunan kırmızı filama, yarımada coğrafyasında ana vatanı, etrafındaki mavi şerit mavi vatanı simgelerken; çıpa, denizcileşmeyi; camadan bağı, işbirliği ve dayanışmayı; üç yıldız, bu amaçla kurulan Türk denizcilik tarihindeki üçüncü vakıf olduğunu anlatıyor.

veryansintv.com

Kısaca Hamit Naci

1877 Bahriye Mektebi’nden mezun olan Hamit Naci, Türk tarihinin ilk sivil denizcilik okulu olan “Milli Deniz Ticareti Kaptan ve Çarkçı Mektebi”ni (İTÜ Denizcilik Fakültesi’ni) 1909 yılında kuran deniz subayıdır. Damadı Lütfi Müfit Özdeş, Atatürk’le Harbiye’de aynı sınıfta öğrenci olmuş ve Kuvayı Milliye’de silah arkadaşlığı yapmıştır. Sonraki yıllarda milletvekili olarak TBMM’de görev alan Özdeş, aynı zamanda Vakfın Kurucusu E. Büyükelçi Müfit Özdeş’in büyük babasıdır.

(Kaynaklar: veryansintv.com, cumhuriyet.com.tr)

Türkiye’nin Su Altı Varsıllığını Belgeleyen ‘Mavi Miras’ CerModern’de Açıldı.

Harun Özdaş ve Çağatay Erciyes’in CerModern’de açılan “Mavi Miras” adlı fotoğraf sergisi, ülkemizin su altı varsıllığını gözler önünde seriyor.

Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşıyan sergi, Kültür ve Turizm Bakanlığı himayesinde, Dışişleri Bakanlığı, Dokuz Eylül Üniversitesi – Sualtı Kültür Mirası ve Denizcilik Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi (Deu-Sudemer) desteğiyle düzenleniyor.

Arkeolog Doç. Dr. A. Harun Özdaş ve Büyükelçi Çağatay Erciyes’ın “Türkiye Batık Envanteri Projesi” çalışmalarında belgeleme amacıyla çektiği 58 adet su altı fotoğrafından oluşan sergi, Bronz Çağından Osmanlı Dönemine kadar, geniş bir tarih sürecini içeriyor.

CerModern’de 17 Kasım 2021 tarihinde düzenlenen serginin açılışına, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Dışişleri Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran ve farklı ülkelerin büyükelçileri katıldı.

aa.com.tr

Bakan Ersoy: ‘Mavi Miras’, ‘Mavi Vatan’daki Kültürel Varlıklarımızın Tümüdür.

Bakan Ersoy, sergi açılışında gerçekleştirdiği konuşmasında, üç kıtanın kesişme noktasında yer alan Anadolu kıyılarının tarih boyunca farklı kültürlerin ve deniz ticaret yollarının kesişme yeri olduğunu belirtti. “Türkiye Batık Envanteri Projesi” kapsamında hazırlanan serginin su altı kültürel varsıllıklarının bir kesitine yer verdiğini vurgulayan Ersoy, “Serginin adı olarak kullanılan Türkiye’nin Mavi Mirası söylemini biz mavi vatanımızda yer alan kültürel varlıklarımızın tümünü tanımlamak için kullanıyoruz.” dedi.

Bakan Ersoy, sergi açılışına katılan ülkelerin büyükelçilerini de gelecek yaz batıklara dalmaya davet etti.

aa.com.tr

Dışişleri Bakan Yardımcısı Kıran ise; coğrafi konumu bakımından Türkiye’nin, kendisini çevreleyen denizleri ile birlikte sahip olduğu potansiyelinin ve stratejik öneminin herkesçe bilindiğini kaydederek, “Türkiye olarak son dönemde özellikle Doğu Akdeniz başta olmak üzere denizlerdeki egemenlik haklarımızın takibi konusunda da çok güçlü bir kararlılık içerisinde olduğumuzu açıkçası bütün dünya biliyor ama işin diplomatik ve hukuki tarafı bir yana kültürel ve tarihi miras bakımından da çok daha büyük bir zenginlik arz ettiğini ve Türkiye’nin bu anlamda dünyaya da öncülük eden bir ülke olduğunu bugün burada bir kez daha gururla hatırlıyoruz.” ifadesini kullandı.

“Mavi Mira”s, 19 Aralık 2021 tarihine kadar CerModern’de ziyaret edilebilecek.

(Kaynaklar: aa.com.tr, cermodern.org)

Hong Kong Deniz Müzesi’ndeki “Denizci İşi” Başlıklı Sergi, Denizci Giyiminin Hong Kong Kültüründeki Görünümlerini Gözler Önüne Seriyor.

Hong Kong Deniz Müzesi ve Hong Kong Üniversitesi’nin işbirliğiyle yaşama geçirilen “Denizci İşi: Deniz Modasının Hong Kong Kültüründeki Görünümleri” başlıklı sergi, yüzyıllar boyunca pek çok toplum yaygın biçimde onay görerek benimsenen denizci modasını, Hong Kong özelinde ele alıyor.

Modaya ilişkin tarihi imgeleri, çeşitli üniformları ve kostümleri bir araya getiren “Deniz İşi”, denizci giyiminin, ana akım moda ve küresel pop kültürü tarafından nasıl benimsendiği ve yansımaları üzerine bir seçkiyi bir araya getiriyor. Batı uygarlığı özelinde değerlendirildiğinde; denizci giyimi özellikle İngiltere’de 19. yüzyılda kraliyet ailesinin gardrobundan daha sonrasında önde gelen tasarımcıların moda markalarına dek her dönem kabul edilir bir eğilim (trend) olmuştur. Dahası, 1920’li yıllardan itibaren Doğu Asya’da okul üniformalarının tasarımına etkide bulunan deniz modası, ilerleyen yıllarda giderek; Hong Kong’taki popüler kültürü ve eğlence endüstrilerine de esin kaynağı işlevi görmüştür.

Bunun da ötesinde “Sailor Moon” gibi canlandırmaların (animasyonlarla) oluşturduğu etki, Japonya’da ve Doğu Asya’da cosplay altkültürünü adeta sallayarak, bu modanın daha da yaygınlaşmasını sağlamıştır. Özellikle de, günümüzde farklı örnekleri ve yorumlarıyla pek çok yer de karşılaşılabilecek olan “Denizci kız” tiplemesi hala çağdaş modayı ve günlük giyim anlayışını fazlasıyla etkilemeyi sürdürmektedir.

Denizci modasının Hong Kong özelindeki çeşitli görünümlerine, tarihi bilgilerle ve görsel öğelerle yer veren sergi, farklı ölçülerdeki giysileri ve aksesuarları cansız modeller üzerinde görebilme olanağı sunuyor. Ayrıca, denizci asker üniformalarından bu modanın okul üniformalarındaki etkisine, Chanel koleksiyonlarına ve Norman Norell’in 1951 yılında tasarladığı gece kıyafeti gibi özel örneklere de sergi de yer veriliyor.

discoverhongkong.com

.

discoverhongkong.com

.

discoverhongkong.com

Hong Kong Üniversitesi – İnsani Bilimler Fakültesi’nin katksı ile yaşama geçirilen “Denizci İşi: Hong Kong Kültüründe Deniz Modasının Görünümleri”, başlıklı sergi Hong Kong Deniz Müzesi’nde 30 Kasım 2021 tarihine kadar görülebilecek.

(Kaynak: hkmaritimemuseum.org)

C. Scotucci’nin Dönence Bölgelerindeki Su Sorununa Çözüm Olarak Tasarladığı “dH2Ome”, Okyanus Suyunu Tuzdan Arındırarak, Bu Bölgelerdeki Topluluklara Temiz Su Sağlamayı Amaçlıyor.

Mimar Cosimo Scotucci tarafından dönence bölgelerinde yaşayan toplumların gereksinimleri gözetilerek tasarlanan “dH2Ome”, bu toplulukların kullanılabilir suya ulaşım konusunda yaşadıkları soruna yönelik bir çözüm önerisi olarak dikkat çekiyor.

Scotucci’nin Okyanus üzerinde yüzebilecek biçimde tasarladığı devasa kubbe, okyanusu suyunun doğal yöntemlerle buharlaştırılarak toplanmasını ve taze, kullanılabilir su elde edilmesini sağlıyor.

Okyanusların ve denizlerin dünyanın % 71’in kapladığı göz önünde bulundurulduğunda; yaşamın temel maddesi olan “su”, kuşkusuz dünyadaki en bol bulunan kaynak durumunda. Ancak bu dev boyutlardaki su kütlesinin, içeriğindeki yoğun tuz, bu maddenin tarımsal ve endüstriyel üretimde ve bireysel günlük kullanımda tüketilmesini, özellikle de dünyada su kıtlığının baş gösterdiği pek çok coğrafya varken; olanaksız kılmaktadır.

Bu soruna eğilen Birleşmiş Milletler, 17 adet maddeden oluşan “Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları” belgesinde yer verdiği “Temiz Su ve Sıhhi Koşullar (Sanitasyon)” başlıklı 6. madde; 2030’a kadar “herkesin güvenilir ve erişilebilir içme suyuna evrensel ve eşit biçimde erişiminin güvence altına alınması” ve “herkesin yeterli temizlik ve sıhhi koşullara eşit biçimde erişiminin sağlanması”na yönelik koyduğu ilkelerle bu soruna yönelik bir gündem oluşturmayı amaçlıyor.

Bir tasarımcı olarak Scoutucci, karbon salınımına neden olmadan bu sorunlara bir çözüm üretilip üretilemeyeceği ve okyanuslar gibi uçsuz bucaksız bir kaynağın, taze ve kullanılabilir su üreten bir depoya nasıl dönüştürüleceği üzerine gerçekleştirdiği çalışmalarla; okyanus suyunu doğanın kendi olanaklarıyla dönüştürebilecek ve insan kullanımına uygun bir hale getirebilecek, dev bir kubbe önerisini geliştirmiş. Suya olan gereksinimi karşılamaya yönelik yolları araştıran ve sonuca ulaştırmayı amaçlayan “dH2Ome” adlı bu tasarım, aynı zamanda sağlıklı, güvenlikli ve sürdürülebilir toplumların oluşturulması yolunda katkı sağlamayı da öncelikli hedefleri arasına koyuyor.

Kuraklıkla ve susuzlukla karşı karşıya olan ülkelerin pek çoğu dönence (tropikal) bölgelerinde yer alıyor ve bu ülkelerin büyük bir çoğunluğunda güneş yılın büyük bölümünde gökyüzünde tüm yakıcılığı ile duruyor. Ancak coğrafyanın ve iklimin sağladığı bu olanaktan, teknolojik yetersizlik nedeniyle gerektiği gibi yararlanılamıyor. İçilebilir suya ulaşma sorununun, özellikle gebelik öncesinde ve doğum sonrasında kadınların ve bebeklerin sağlığı açısından ne denli önemli olduğu düşünüldüğünde, bu bölgelerde yaşam topluluklar açısından yaşamsal boyutu daha da açığa çıkıyor.

aasarchitecture.com

aasarchitecture.com

Scoutuci, toplumsal boyutuyla da olumsuz sonuç doğuran bu sorunlara yönelik olarak okyanusta yüzen ve sera ilkeleriyle çalışan ölçeklenebilir çözüm önerisi getiriyor. Güneş ışınımı sayesinde kubbenin sınırlarının içinde kalan deniz suyu buharlaşarak, bileşenindeki sudan ve diğer maddelerden arınıyor ve yukarıdaki camın iç yüzeyinde yoğunlaşıyor. Yoğunlaşmış olan ve tamamen taze bir niteliğe sahip olan bu su, yer çekiminin etkisiyle, cam yüzeyden aşağı doğru kayarak, kubbenin eteğinde bulunan toplayıcı kanallar içinde birikiyor.

Scoutucci, burada su krizine ve iktisadi temelli sorunlara aynı anda çözüm getirecek bütüncül bir öneri getiriyor: Bu ayrışma süreci içinde ortaya çıkan tuz ve yan ürünler satılarak, ekonomilere bir girdi olarak sağlanabileceği gibi; düşük maliyetlerle kullanılabilir su üreten yeni ekonomilerin gelişimini teşvik ederek, gönenç toplumlarının ortaya çıkması yönünde bir adım atılabileceği öngörüsünde bulunuluyor.

(Kaynaklar: turkey.un.org, designboom.com, aasarchitecture.com)

Portekiz Deniz Müzesi, Portekiz Deniz Piyade Kolordusu’nun Kuruluşunun Yıl Dönümünü “Fuzileiros: 400. Yıl” Başlıklı Sergi İle Kutluyor.

Portekiz Deniz Müzesi’nde açılan “Fuzileiros: 400. Yıl” başlıklı sergi, Portekiz deniz piyadelerine ilişkin olarak; bu özel birimin kullandığı askeri donanımdan, kurumsal tarihine dek, önemli bir kültürel ve tarihi birikimi izleyicilerin ilgisine sunuyor.

Portekiz’de 400 yıl önce oluşturulan ilk silahlı güç olan Deniz Piyadeleri, hem denizde hem de karada savaşabilmeleri amacıyla oluşturulan the Rosary of the Armada da Coroa de Portugal’ın ortaya çıkardığı geleneğin devamı olarak görülüyor. Her ne kadar Portekiz Kraliyet Donanmasının bir parçası olarak resmi kurulma tarihi, Nisan 1621 olarak belirtilse de aslında Fuzilieros*‘un varlığı, Hindistan’da konumlu bulunan garnizonların, bu ülkede bulunan cephaneliklerin yönetilmesi ve birliklerin silahlarının bakımı konusunda eğitilmesi amacıyla kurulan birimlerin tarihi olan 1585 yılına kadar geri götürülüyor.

ccm.marinha.pt

ccm.marinha.pt

Sergi, ziyaretçilerini 400 yıllık tarihi bir yolculuğa çıkararak, deniz piyadelerinin yüzyıllara yayılan farklı kuşaklarının elde ettikleri başarılara ilişkin olarak bilgi edinebilmelerine olanak sağlıyor. Öte yandan farklı coğrafyalarda gerçekleştirilen askeri nitelikli görevler, kullanılan silah tipleri ve çeşitli türdeki askeri donanım üzerine de bilgi veren sergi, yurtseverlik kavramı çerçevesinde inşa edilen ortak kurumsal değerleri ortaya koyan kuramsal bir içeriğe de yer veriyor.

Ayrıca deniz piyadelerinin yer aldıkları çeşitli görevlerdeki yaşadıkları fiziksel ve ruhsal zorlukların izleyiciler tarafından deneyimlenebilmesi amacıyla; ziyaretçiler, içinde arttırılmış gerçeklik teknolojisinin ve videomapping gösterilerinin de yer aldığı, çeşitli sanal ve etkileşimli teknolojilere önemli oranda yer verilen çok boyutlu bir yolculuğa çıkarılıyor.

.

ccm.marinha.pt

.

ccm.marinha.pt

Sergi, 18 Nisan 2022 tarihinde kadar Portekiz Deniz Müzesinde ziyarete açık olacak.

(* Latince “ateş çıkaran taş” sözcüğü anlamında gelen focilis’ten türeyen ‘fuzil’, çakmak taşının ateşleme mekanizmasında yer alan ilk dönem silahlarını tanımlamak için kullanılmaktaydı. Bu sözcükten kökten evrilen Fuzileiro sözcüğü, böylece; taşınabilir uzun namlulu tüfekle donanmış/taşıyan asker anlamına gelmeye başlamıştır.)

(Kaynak: ccm.marinha.pt)

Ara Güler Müzesi Tarafından Açılan ‘Denize İnen Yol’ Başlıklı Sergi, İstanbul’un Denizle Olan İlişkisini Belgeleyen Fotoğraflara da Yer Veriyor.

Ara Güler Müzesi’nin Beyoğlu Kültür Yolu Projesi için hazırladığı ‘Denize İnen Yol’ başlığını taşıyan fotoğraf sergisi, Galataport’ta açıldı.

Doğuş Grubu ve Ara Güler’in ile işbirliğiyle kurulan Ara Güler Müzesi’nin Beyoğlu kültür yolu projesine destek vermek amacıyla düzenlediği sergi, İstanbul’a ilişkin bir kent belleği niteliği taşımakla birlikte, kentin denizle olan ilişkisini de gözler önüne seriyor.

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanan ‘Beyoğlu Kültür Yolu Projesi’, konum olarak Galataport’tan başlayarak Taksim Meydanı’na kadar uzanıyor. Bu bağlam içinde sergi de, Güler’in; Tophane, Karaköy, Galata, (Galata Mevlevihane’si, Galata Kulesi), Tünel, İstiklal Caddesi, Galatasaray ve Taksim Meydanı ile çevresini kayıt altına alarak, belgelediği ve daha önce sergilenmemiş 41adet fotoğrafa yer veriyor.

Sergide ayrıca “Kahramanın Sonu” adını taşıyan önemli bir ana tanıklık eden bir belgesel de yer alıyor. Güler tarafından 70’li yıllarda kayda alınan 17 dakika uzunluğundaki yapım, Türk denizcilik tarihinde önemli bir yer olan Yavuz Zırhlısı’nın sökümünü konu alıyor.

Sergi, 31 Aralık 2021 tarihine kadar Galataport G-Blok’ta ziyaret edilebilir.

(Kaynak: haberturk.com, galataport.com)

Albert Falco’nun Anısına Tasarlanan Yapay Resif, Monako Açıklarında Denizin Dibine Yerleştirildi.

80’li yıllarda Türk televizyonlarında “Kaptan Kusto” adıyla tanınan Jacques Yves Cousteau’yla birlikte okyanuslar üzerine önemli çalışmalar gerçekleştiren Albert Falco (1927-2012), onuruna hazırlanan yapay resif ile anılıyor.

Denizlerin korunmasına yönelik olarak öncü girişimlerin altında imzası bulunan Falco’nun anısına tasarlanan resif, Monako açıklarındaki Larvotto deniz rezerv alanına dalgıçlar tarafından yerleştirildi. Monako Prensi 2. Albert’in de nezaret ettiği 27 Ekim 2021 tarihinde düzenlenen anma törenine, Falco’nun dul eşi Maryvonne Falco, Devlet sekreteri Pierre Dartout, Çevre ve Şehircilik Bakanı Céline Caron-Dagioni ve projede yer alan önemli adlar da katıldılar.

Üç metre yükseklik ve genişlikteki yapay resif, toplamda 10 tondan fazla bir ağırlığa sahip olan yedi farklı birimden oluşuyor. Monaco Çevre Bakanlığı ile 3 boyutlu yazıcı şirketi Xtree’nin ortak çalışması ile üretilen, Pierre Frolla tarafından tasarlanan resif, su altı inşaat konusunda uzmanlaşmış bir firma olan Prodive Ltd’in yürüttüğü çalışma ile Larvotto rezerv alanı içinde, suyun 18 metre altına yerleştirildi. Resif, balıkların, deniz kabuklularının, mürenlerin ve ahtapotların içine yerleşebilecekleri; biri kabaca bir metre uzunluğunda ve 60 cm genişliğinde olmak üzere, farklı boyut ve biçimlerdeki boşlukları içeriyor.

Falco, özellikle Jacques Cousteau ile birlikte gerçekleştirdiği çalışmalarla tanınsa da; kendisi deneyimli bir skuba dalgıç ve okyanusların korunmasının en büyük destekçilerinden biriydi. Cousteau’nun “Sesiz Dünya” (1956), “Işıksız Dünya” (1964), “Derinlere Yolculuk” (1976) adlı filmlerinde önemli rollerde yer alan Falco, ayrıca “Kalypso’nun Kaptanı” adlı bir de kitap kaleme almıştı.

(Kaynak: monacolife.net)