Denizci Toplum

Yükleniyor...

Denizci Toplum

Denizci Toplum

T ü r k D e n i z c i l i k K ü l t ü r ü H a r e k e t i

Y. Ancarani’nin Venedik Lagünündeki Hız Teknesi Tutkusunu Perdeye Taşıyan “Atlantis”, İstanbul Film Festivali Gösterim Programında Yer Alıyor.

Yuri Ancarani’nin yönetmenliğini gerçekleştirdiği “Atlantis” (2021), hız tutkusunun beden bulduğu barchino’ları (hız teknelerini) yaşamların en önemli kavramlarıyla özdeşleştiren gençlerin, Venedik lagünündeki yaşamlarından dikkat çekici bir bölümünü perdeye taşıyor.

Ancarani’nin dört yıla yayılan gözlemlerine dayanan yapım, “Genç Ustalar” bölümünde gösteriliyor.

Daniel, Venedik lagününün ağzında konumlanan Sant’Erasmo adasında yaşayan genç bir delikanlıdır. Kendi zihin dünyasında yaşayan Daniel, haz odaklı var oluş arayışları, neredeyse yerel bir külte dönüşmüş olan barchino’da (hız tekneleri) ifadesini bulan kendi akranlarından bile yalıtılmış bir durumdadır. En güçlü motorların yapılmasına yönelik gençler arasında süregelen bu tutkulu saplantı, küçük lagünü büyük bir hızla yarışan tekneler için tehlikeli bir sınanma alanına çevirmektedir.

Daniel de kendisini bir gün liderler arasına sokacak, rekorları alt üst edecek bir barchino hayali kurmaktadır. Ancak düşlerini gerçekleştirme ve diğerlerinin saygısını kazanma yolunda attığı adımlar, beklentilerinin tam tersine kendisini acıklı bir sonuca götürecektir.

luxboxfilms.com

luxboxfilms.com

Belgesel sinemayla çağdaş sanatın anlatım dilini harmanlayan İtalyan video sanatçısı ve sinemacı Yuri Ancarani’nin filmi dört yıla yayılan gözlemlere dayanıyor. Yapım, içinde yaşanan ortamı ve köksüz bir kuşağın uyuşturucu bağımlılığını, arka planı Venedik manzarasının oluşturduğu, kentin zamansız perspektifinden ve Sant’Erasmo adasının çevresinden gözlemliyor.

İlk gösterimi, Venedik Film Festivali’nin Ufuklar bölümünde gerçekleştirilen “Atlantis”, 2022 yılında Luxembourg Şehri Film Şenliği – Büyük Ödül’ünü, 2021 yılında ‘La Roche-sur-Yon Uluslararası Film Şenliği’ – Yeni Dalga Jüri Ödülü’nü ve 2021’de Denver Film Şenliği’nde Maysles Kardeşler En İyi Belgesel Bölümü Ödülü’nü kazandı.

İstanbul Film Şenliği programı çerçevesinde ilk gösterimi 08 Nisan tarihinde Cinewam City’s 7’de gerçekleştirilen yapım; 14 Nisan Perşembe günü saat 11:00’de Kadıköy Sineması’nda, 19 Nisan Salı günü Saat: 13:30’de Beyoğlu Sineması’nda izleyicilerin karşısına çıkacak.

Yapımın Künyesi:

Yönetmen: Yuri Ancarani

Senarist: Yuri Ancarani

Oyuncular: Daniele Barison, Bianka Berényi, Maila Dabalà, Alberto Tedesco, Jacopo Torcellan

Yapımcı: Marco Alessi

Uzunluk: 104 dk

2021

(Kaynak: film.iksv.org, labiennale.org, luxboxfilms.com)

.

Deniz Göçmenliği Felaketine Sahne Olan Ve Venedik Bienali’nde “Barca Nostra” Adı İle Sergilenen Tekne, Yaşanan Bu Kazayı Anmak Üzere Hazırlanan Alanda Sergilenmek Üzere Sicilya’ya Geri Döndü

Venedik Bienali’nde sergilenen “Barca Nosta” ile ilgili süregelen uzlaşmazlık sona erdi ve tekne Venedik’ten, Sicilya’da bulunan Agusta kentine geri getirildi. New York Times gazetesi tarafından konuya ilişkin olarak yapılan haberde, teknenin, mavna ve römorkör ile Venedik’ten Sicilya’ya 18 Nisan tarihinde döndüğüne yer verdi.

Teknenin sergilenmesi için 18 Nisan Komitesi’nin ve Kent Konseyi’nin “Anı Bahçesi” yapımına girişmeden önce bakım ve onarım geçirilmesi bekleniyor.

Sayılarının 800 ile 1.100 arasında olduğu düşünülen mültecileri taşıyan balıkçı teknesi, Libya açıklarında bir Portekiz şilebi ile çarpışarak, 18 Nisan 2015 tarihinde, batmış ve bu kazadan yalnızca 28 kişi kurtulmuştu. 2016 yılında İtalyan donanması tarafından battığı noktadan çıkarılan bu kalıntı, Akdeniz‘deki deniz mülteciliğinin varabileceği korkunç boyutların bir göstergesi olarak; hafızalarda bir simgeye dönüşmüştü.

İtalya‘daki resmi makamlar ve yurttaşlar tarafından teknenin batış tarihine gönderme yaparak kurulan 18 Nisan Komitesi, yaşanan bu trajediyi anıtlaştırmak için bir anı bahçesi oluşturma projesi üzerine çalışma sürdürmekteydi.

Venedik Bienali’de Sergilenme Süreci

2019 yılında kent konseyi, tekneyi Venedik‘te sergilenmek isteyen Christophe Büchel‘in bu isteğine onay vermiş ve bir sözleşme imzalamış ve böylece Büchel, balıkçı teknesinden arda kalan tekne gövdesini, Barca Nostra (Bizim Tekne) adı ile 58. Venedik Bienali’de sergilemişti.

Tartışmaların Odağında Bir Tekne

“Barca Nostra”, Venedik Bienali‘nde sergilenmeye başladığından itibaren eleştirmenleri ikiye bölmüştü. Özellikle teknenin sergilendiği alanda herhangi bir tanıtım panosunun olmaması tepki çekmiş, içinde yüzlerce insanın boğularak can verdiği bu paslanmış tekne gövdesi, ziyaretçilerin yanından farkına olmadan geçtikleri ya da gölgesine sığınarak birşeyler yiyip içtikleri tanımsız bir kütleye dönüşmüştü. Her ne kadar kadar Venedik Bienali’nin tanıtım kataloğunda “Barca Nostra”ya ilişkin yer alsa da pahalı olan bu kitapçığı çok az kişinin aldığı göz önünde bulundurulduğunda, teknenin bienaldeki sergilenme biçimi bazı rahatsızlıklara neden olması çok doğaldı.

Öte yandan “Barca Nostr”a, İtalyan politik figürlerinin de yorumları ile de politik gündem de yer almıştı. Aşırı sağcı “Kuzey Ligi Partisi”nden, o dönem hükümetinin başbakan yardımcılığı görevini sürdiren, Matteo Salvini, tekneyi “politik bir propaganda” olarak nitelemişti. Salvini, daha öce de; Akdeniz’de 141 göçmeni kurtaran İtalyan sahil güvenlik gemisi Gregoretti‘nin kendi limanına yanaşmasına izin vermemiş; göçmenler, Gregoretti gemisi içinde günlerce denizde açıkta beklemek zorunda kalmıştı.

2019 Eylül ayında iktidardaki koalisyon hükümetinin çökmesi ve Salvini‘nin yönetimden düşmesinin ardından kültür bakanı Dario Franceschini, teknenin paslanmış gövdesini önünde çektiği sosyal medya videosunda şöyle diyordu; “Akdeniz’de yaşanan bir trajedinin sembolü olan bu tekneyi arkama alarak, bunca nefret söyleminin havalarda uçuştuğu ayların ardından, şunları söylemenin çok uygun olduğunu düşünüyorum: Ülkemizin bizi büyük yapan insanlık ve dayanışma gibi değerleri yeniden keşfetmeye ihtiyacı var.

Bienalin Ardından

Venedik Bienali yönetimi, etkinliğin sona ermesinin ardından 2019 Kasım ayından itibaren Büchel‘e ve sanatçının birlikte çalıştığı Hauser & Wirth sergievine, yapılan sözleşme de belirtildiği üzere teknenin Agusta Belediyesi‘ne geri götürüleceğine yönelik taahhüdde bağlı kalmaları yönünde çağrıda bulunmuştu. Bu, bir yıllık bir süreci içeren sözleşme, ayrıca” teknenin Venedik‘e götürülmesi ve yeniden Sicilya‘ya geri getirilmesine ilişkin tüm giderlerin sanatçı tarafından karşılanacağı üzerine anlaşmaya varıldığını” yönelik bir madde de içermekteydi.

Ancak “Barca Nostra” projesine yakın bazı kaynaklar tarafından belirtildiği kadarıyla; taşıyıcı arabada oluşan yapısal hasar teknenin yerinden oynatılmasını olanaksızlaştırdığı için, Agusta’ya dönüşünün gecikmesine neden olmuş; bu durumda bazı uyuşmazlıkların patlak vermesine neden olmuştu. Sanatçı, teknenin Venedik’in endüstriyel limanı olan Margera’ya getirildiği sırada taşıyıcı firmadan kaynaklanan zararı, bu firmadan sağlamaya çalışmış, öte yandan bir diğer seçenek olarak bienalin sigorta sözleşmesinden de bu zararı karşılayabileceğini düşünmüş ancak başarılı olamamıştı.

Aralık 2020’de konuyla ilgili olarak konuşan Bienalin 2019 yılı kuratörü Ralph Rugoff, şunları söylemişti. “Bienalin, sanat yapıtlarını getirilmesi için ayırmış olduğu çok sınırlı bir bütçesi bulunuyor ve bu bütçe “Barca Nostra” büyüklüğünde bir teknenin taşınarak getirilmesini karşılayacak bir büyüklüğe sahip değil. Eğer Büchel, sergilemenin ardından teknenin yeniden geri götürüleceğine yönelik olarak bir taahhüdü vermemiş olsa idi; zaten Bieanl’de sergilenmesine izin verilmezdi. Christoph, sürekli olarak; bu tekneyi, Avrupa Birliği’nin göçmen sorunundaki payının vurgulamak için Brüksel’e götürmek istediğinden söz ederdi. Bunu gerçekleştirecek bir yol bulacağından, eminim. Ancak öncelikli olarak; kendisi ve destekçileri tekneyi resmi sahiplerine geri götürme konusundaki sözleşme koşulunu yerine getirmeleri gerekiyor.”

(Kaynaklar: theartnewspaper.com, tr.euronews.com)

Taloi Havini’nin “Ruhları Genişleten Okyanus #1” Adlı Sergisi, Batı Biliminin Okyanuslara Yönelik Bilgi Elde Etme Yönteminin Karşısına Batı-Dışı Uygarlıkların Geleneksel Bilgi Birikimini Koyuyor.

TBA21-Akademi, Venedik’teki Okyanus Alanı’nda (Ocean Space) Taloi Havini’nin “Ruhları Genişleten Okyanus #1” adlı kişisel sergisinde ev sahipliği yapıyor.  Küratörlüğünü Chus Martínez’in gerçekleştirdiği sergiye verdiği başlıkta yer alan “Ruh” sözcüğü de Havini’nin batı biliminin özdekçi (maddeci) yanını yadsımasını ve geleneksel kavramlar ile suküreyi aşkın boyutuyla değerlendirme biçimini gösteriyor.

Papua Yeni Gine’nin Bugenvil Otonom bölgesinde 1981 yılında doğan Taloi Havini, şu anda Avustralya‘nın Sidney kentinde yaşıyor ve çalışmalarını burada sürdürüyor. Havini, yapıtlarını üretirken; yontu sanatı, film, fotoğraf ve ses-video yerleştirmeleri başta olmak üzere sanatın farklı dallarından yararlanıyor. Sanatçının çalışmalarının merkezinde insanoğlunun zamanı ve oylumu (mekanı) aşan eylemleri/etkinlikleri yer alıyor.

Schmidt Okyanus Enstitüsü‘nün “Sanatçılar Denizde” programı çerçevesinde, 2020 yılının Kasım ve Aralık ayları içinde, kuruluşta bir tür stajerlik deneyimi yaşayan Havini, yüksek teknoloji ile donanımına sahip olan “R/V Falkor” araştırma gemisi ile Avustralya‘nın açıklarında bulunan Büyük Set Resifi‘nin haritalandırılma çalışmalarında yer alma ve süreci gözlemleme olanağı bulmuştu.

Günümüzde, dünyadaki okyanus ve deniz tabanlarının 2030 yılına kadar haritalandırması konusundaki var olan küresel ölçekteki güncel eğilim, giderek ivme kazanmış durumda. Gelişmiş sonar sistemlerinin kullanıldığı bu süreç, kartografya çalışmalarında daha önce hiç elde edilemediği kadar yüksek çözünürlük elde edilmesine olanak veriyor. Havini tarafından ise bu durum, batı temelli bilimin, bilgi alanındaki kıyasıya yarışı olarak tanımlanıyor.

Bu çalışma yöntemlerine ve gelişmelere bir yanıt olarak; Havini, sesin ve diğer duyuların batı biliminin ötesinde, mekanı ölçme ve değerlendirme anlamında bir araç olarak nasıl kullanılacağını inceliyor. Sergiye verdiği başlıkta yer alan “Ruh” sözcüğü de Havini‘nin batı biliminin maddeci yanını yadsımasını ve geleneksel kavramlar ile suküreyi aşkın boyutuyla değerlendirme biçimini gösteriyor. Böylece burada amaçlanan, Batılı olmayan kültürlerin farklı anlatılarını ortaya çıkarırken; izleyicilerden beş duyularını buna göre konumlandırmalarını ve okyanuslar üzere olan önkabullerini yeniden gözden geçirmeleri istemek…Havini‘nin Venedik‘teki Okyanus Alanı (Ocean Space) için özel olarak ortaya koyduğu işler, çok sayıdaki deneyime, zaman-mekan sürekliliği içinde varlık vermek ve yeniden canlandırma amacını güdüyor. Havini‘nin çalışmaları çoğunlukla Okyanus‘ya ile ilintili bölge politikalarına yönelik olarak geliştirilmiş kişisel bir yanıt olma niteliği taşıyor.

1.

Taloi Havini, Habitat: Konawiru, 2016 Tek Kanallı Kayıt 16:9, HD

2.

Taloi Havini, Habitat, 2018–2019 . HD, renkli/siyah-beyaz 5.1 Çevresel Ses, 10:33 dakika

3.

Taloi Havini, Habitat, 2018-2019 HD, renkli/siyah-beyaz 5.1 Çevresel Ses 10:33 dakika

Yukarıda Havini‘nin bir batimetri yöntemi olan gemiden gönderilen ve geri gelen ses vuruşlarını gözlemlediğini ve bu teknik ile gönderilen ses dalgalarının ölçümlenmesi ile deniz tabanına ait yüksek çözünürlüklü görseller elde edildiği belirtilmişti.

Benzer biçimde Havini de “Çağrıya verilen Yanıt”ta kurduğu 22 kanallı bir ses ortamı ile, ses gönderme ve yanıt alma aracılığı ile karşılıklı bir iletişim oluşturan bir antik teknik kullanıyor. Kendi ana dili olan Hakö‘nün ve sanatçının kendi kültürünün seyir gereçlerinin ilk örneklerinin canlandırılmasının de içine katılmasıyla; Havini, mekanın ve uzaklığın ses ile ölçümlemenin ötesine geçerek; okyanusları, mekanı ve zamanı, daha derin, döngüsel bir anlayışla kavranabileceğini kanıtlıyor.

4.

Taloi Havini. “Çağrıya verilen Yanıt” 2021 Okyanus Alanı-Venedik

5.

Taloi Havini. “Çağrıya verilen Yanıt” 2021 Okyanus Alanı-Venedik

6.

Taloi Havini. “Çağrıya verilen Yanıt” 2021 Okyanus Alanı-Venedik

Sanatçının, Okyanus Alanı’nın iç mekanında tasarladığı sahne; indigo, akuamarin ve ultarmarine olmak üzere mavinin tonlarına sahip. Bu sahne, 22 adet üç aşamalı olmak üzere farklı yüksekliklere yerleştirilmiş hoparlör ile çevrili. Böyle bir seçim yapılmasının nedeni ise; sanatçının izleyicilerin suyun farklı derinliklerini hissedebilmesi ve Havini‘nin ülkesi olan Buka-Bugenvil ile bir bağlantı kurabilmesi. Zaten mekanın ortasına konumlandırılan ve bir ada çağrışımı yapan bu kütle aslında Buka‘ya ve onun coğrafi biçimine atıfta bulunuyor.

Havini, burada bilimsel keşiflerle bağlantılı olan bakış açısını altüst ediyor. Bunun yerine; dinleyicileri, seslerden oluşan gelgitlerle sarılmış bir adada toplanmaya davet ediyor. Arka planı ultramarine renkte perde ile çevrili olan alanda, belki de yaşamları boyunca hiç Pasifik’e gitmemiş dinleyiciler, Havini‘nin tasarladığı iletişimin tam orasına konumlandırılarak; etkin ve derin dinlemenin sağladığı bilginin peşine düşen figürlere dönüşüyorlar.

20 Mart tarihinde açılan sergi, 17 Ekim 2021 tarihinde kadar Venedik’teki “Okyanus Alanı”nda izleyicilerin ziyaretine açık olacak.

(Kaynaklar: ocean-space.org, tba21.org)

Rick Owens, Sonbahar/Kış 2021 Koleksiyonu Defilesini, Venedik Lido’daki Bir İskelede Gerçekleşti

Rick Owens, “Getsemane” adını verdiği Sonbahar/Kış 2021 kadın koleksiyonu defilesini, Venedik’te bulunan Venedik Lido’daki bir iskelenin üzerinde gerçekleştirdi.

Çok sayıda moda tasarımcısı, küresel salgın nedeniyle yaşamdan kopmuşluk duygusu yaşayan tüm dünya insanlığının, gereksinim duyduğu umudu, koleksiyonlarına çoğunlukla parlak renkler ve göz alıcı desenlerle taşıdı.

Ancak tasarımlarında distopik bir yaklaşım sergileyen Rick Owens‘ın Sonbahar/Kış 2021 koleksiyonu, ise, farklı bir anlayış ile ortaya çıkıyor. Tasarımcı, İsa’nın çarmıha gerilmeden hemen önce Romalı askerler tarafından tutuklandığı Getsemane Bahçesinde ruhunda yaşadığı iki uçta gidip gelen duygu durumunu, günümüzde insanlığın yaşadığı zor günler ile ilişkilendiriyor.

Hepimiz, bir çözüm bekleyerek, tarihin çok zor olan bir döneminin içinde geçiyoruz. Bu drama, bir felaket ya da makul bir sonuçla da sona erse; bu ikircikli durum, İncil’deki anlatıda olduğu üzere, benzer bir duyguyu veriyor” diyor.

Owens‘ın Sonbahar/Kış 2021 koleksiyonu defilesi için Adriyatik Denizi ile Venedik Lagününü adeta bir dalgakıran gibi ayıran Venedik Lido‘yu seçmiş. Burada denize doğru uzanan, brutal mimarinin izlerini taşıyan iskelenin üzerinde, gerçekleşen defile, Adriyatik Denizinin gri atmosferinin de yardımıyla Rick Owens markasının taşıdığı kıyamet sonrası (post-apokaliptik) tarzını çok iyi yansıtan bir ortam oluşturuyor.

Owens‘ın, defilerinde mimari oylumun (mekanın) çok önemli bir yeri bulunuyor. Tasarımcı, tasarlamış olduğu giysiler ve mekan arasında doğrudan bir ilişki kuruyor. Pre-Rafaelist ressamların tablolarından esinlendiği düşünülebilecek bir görüş açısından kayda alınan bu defilelerde, distopik bir atmosfer içinde devinen figürler ile adeta bir pagan ritüelinin parçasına dönüşüyor.

(Kaynak: graziamagazine.com, vogue.com)

Venedik’i Su Baskınlarından Koruyacak “Mose Projesi” İlk Kez Denendi

Su baskınları nedeniyle tarihi dokusu zarar gören ve bu nedenle sık sık dünyanın gündemine gelen Venedik’i su altında kalmaktan koruyacak “Mose Projesi’nde yer alan su engelleri ilk kez denendi.

Her yıl birkaç milimetre suya gömülen ve bu nedenle 100 yıl içinde tamamen suların altında kalma tehlikesi bulunan Venedik’i, bu ve benzeri afetlerden korumak amacıyla yapılan “Mose” (Modello di Supporto Elettromeccanico) adı verilen proje, ertelemeler ve yolsuzluk iddiaları nedeniyle, öngörülen tamamlanma süresini çok aşmış ve bu durum kamuoyunda büyük bir öfkeye yol açmıştı. Öte yandan bu süreç içinde çok sayıda İtalyan yetkili yolsuzluk nedeniyle tutuklanmıştı.

1980’lerde tasarlanan projenin yapım çalışmalarına 2003 yılında başlamıştı ve ilk duyurusu yapılan ilk planlama takvimine göre projenin 10 yıl önce tamamlanması bekleniyordu. Bu nedenle “bitmeyen proje” olarak anılan ve maliyetinin 5,5 milyar avroyu aştığı belirtilen “Mose”, Venedik’in 2019 yılının Kasım ayında yaşadığı son 50 yılın en büyük sel baskını sırasında yine gündeme gelmişti.

APTOPIX Italy Venice Flooding

1.

İtalya Başbakanı Giuseppe Conte’nin de katıldığı törende, bir buçuk kilometreyi kapsayan “Mose”nin, 78 kapaktan oluşan dört su engeli kaldırıldı ve ilk kez Venedik lagünü ile  Adriyatik denizinin bağlantısı kesilmiş oldu. Proje, su yükseldiğinde içine sıkıştırılmış hava basılan engellerin yükselerek, denizinin suyunun, Venedik içine girmesine engel oluşturması ilkesine dayanıyor.

mose 3

2.

“Mose Projesi”nin yönetiminde Sorumlu Yüksek Komiser Elisabetta Spitz, projenin tamamlanması için önlerinde 18 aylık bir sürenin daha bulunduğunu, gelecek sonbaharda suların yeniden yükselme olasılığına karşı engelleri kullanabileceklerini belirtti.

 

(Kaynaklar: denizhaber.net, bbc.com, ahaber.com.tr, görsel: theguardian.com)

 

TBA-21 Akademi’nin ve Bölgesel Ajans’ın İşbirliği, Okyanuslara Yönelik Yeni Kavrayışı “Dönüşüm İçindeki Okyanuslar” Sergisi İle Ortaya Koyuyor

TBA-21 Akademi (Thyssen Bornemisza Academy) ile iki tasarımcı tarafından kurulan Bölgesel Ajans’ın işbirliğiyle ve Daniela Zyman küratörlüğünde gerçekleştirilen “Dönüşüm İçindeki Okyanuslar”  projesi sergisi, Venedik’te konumlu “Okyanus Oylumu”nda (Ocean Space) düzenleniyor.

“Dönüşüm İçindeki Okyanuslar”, denizlerdeki çok bileşenli değişikliklerin pek çok kurumsal yapı tarafından nasıl algılandığı, ölçüldüğü ve izlendiği üzerinde duran bir araştırma projesi. Proje, çağdaş bilimi; politik karar alıcılarla, korumacılıkla, eylemcilikle (aktivizm), sanatla ve mimarlıkla bir araya getirerek; okyanusların geleceğini koruma yolunda yeni ortak eylem biçimleri oluşturmayı amaçlıyor.

“Dönüşüm İçindeki Okyanuslar”, Antroposen olarak adlandırılan içinde bulunduğumuz çağ boyunca dünya okyanuslarının geçirdiği dönüşümünü araştıran TBA21–Akademi tarafından desteklenen araştırmaların üç yılını, bir sentez haline getirerek; sunuyor.

Geniş bir çerçevede, deniz ve kıyı ekosistemlerinde gerçekleşen insan müdahalesinin yarattığı etkilere ilişkin en son bilimsel bilgileri değerlendiren proje, gezegendeki yaşamın sürmesi için okyanusların sahip olduğu  önemli yerin altını çiziyor.

TBA21–Akademi ve Bölgesel Ajans‘ın araştırmacılardan ve kuruluşlardan oluşan bir ağ ile gerçekleştirdiği kurumsal işbirliği; bilim, sanat ve kültür alanlarının okyanuslara yönelik olarak ürettiği, görünürlüğün ve yaklaşımın yeni biçimlerini gözler önüne seriyor.

Küresel boyuttaki deniz seviyesindeki yükselme, iklim tehlikesinin görülebilir olduğu en önemli belgilerden biri olarak görülüyor. Bu durumun yarattığı farkındalık ile “Dönüşüm İçindeki Okyanuslar”, okyanusları bir sinir sistemi olarak; diğer bir deyişle, insanoğlunun yoğun eylemselliğini kayıt altına alan duyarlı bir beden olarak değerlendiriyor.

Deniz seviyesinde görülen yükselmeye ek olarak;  deniz taşımacılığının kazandığı yoğunluk, balıkçılıkta aşırı avlanma, kıyı ekosisteminin tükenme noktasına gelmesi, derin deniz madenciliği, deniz dibi trol avcılığı, petrol arama ve çıkarma etkinlikleri, deniz göçmenliği hareketleri, değişen okyanus dolaşımı, okyanuslarda askeri etkinliklerin artması (militarizasyon) ve buzulların erimesi, araştırma projelerinde izi sürülen ve kaydedilen, ekosidal dönüşümlerden bazıları olarak sayılabilir. Kısacası “Dönüşüm İçindeki Okyanuslar”, deniz mekanını insan kaynaklı şiddetin, sömürgecilik tarihinin bir sahnesi olarak yeniden ele alıyor.

Çoklu sonar

1. Atlantik Okyanusundaki Reykjanes sualtı tabanı çoklu sonar görüntüsü

Antroposen İzler

2. “Pasifik Okyanusunda Antroposen İzleri:  Şili kıyılarının açıklarında Nazca-Desventuradas Sualtı Parkı yakınlarında balıkçılık ve deniz taşımacılığı aktarması verisi”

Mimar Ann-Sofi Rönnskog ve mimar John Palmesino‘nun kurucusu olduğu  Bölgesel Ajans, yerleşim alanları üzerinde değişim yaratabilmek amacıyla mimarlık, oylumsal (mekansal) analiz, hukuk gibi kuramsal bilgiler bütününü, eylem ile bir araya getiren bağımsız bir kuruluş. TBA21–Akademi‘nin sanat ve diğer alanlardaki kültürel uygulamaların (pratiklerinin) gözlüğünden daha derin bir anlayış üretme yolunda üzerine aldığı sorumlulukla “Dönüşüm İçindeki Okyanuslar” projesi, okyanusların kodlarını çözümlemenin yeni yollarını ortaya koyuyor.

Okyanus Oylumu (Ocean Space), “Bölgesel Ajans: Dönüşüm İçindeki Okyanuslar” sergisi boyunca, kamuya açık  dönemsel etkinliklerinin bir parçası olarak benzer meslekten katılımcılar arasında düzenlenecek olan toplantılara ve etkinliklere ev sahipliği yapacak. Burada bilim adamları, sanatçılar, hükümet ve toplum grupları, politika yapıcılar ve korumacılar da dahil olmak üzere önemli beyinleri, çevre konuşmaları ve araştırmalarında bir araya getirecek.

Serginin 20 Mayıs – 29 Kasım 2020 tarihleri arasında Venedik‘teki Aziz Lorenzo kilisesinde konumlu bulunan Okyanus Oylumu‘nda (Ocean Space) izleyicilere açık olacağı internet sitesinden duyuruldu.

 

(Kaynaklar: ocean-space.org, territorialagency.com, tba21.org)

 

Doğal Yaşam, Korona Virüsü Nedeniyle Boş Kalan Venedik’in Kanallarına Ve Limanlarına Geri Dönüyor

Dünyayı kasıp kavuran Korona virüsüne yönelik alınan sokağa çıkma yasakları dünyanın doğa dizgesinde bir doğal geri dönüş yaratmaya başladı.

Özellikle virüsün sarsıcı etkisini çok ağır yaşayan İtalya’nın Venedik kentinde gözlemlenen doğanın geri dönüşü, sosyal medya aracılığıyla dünyanın gündemine de geliyor.

Korona virüs salgının patlak verdiği, içinde bulunduğumuz bu günlerde tüm ülkelerin hükümetleri kendi yurttaşlarını hastalığa yakalanmamaları için çevrelerindeki bireylerden belirli bir uzaklıkta durmaları konusunda uyarırken; yerküre de doğada bizden başka canlıların var olduğunu  bize anımsatıyor.

https://twitter.com/fiIterjm/status/1238611456347832321/photo/1

Venedik’in yoğun bir işlerliği olan kanallarından uzak duran vahşi yaşam, doğaya insan müdahalesinin azaldığı bu salgın süreci içinde, yeniden buraya geri dönüyor.

Salgına yönelik alınan ilk önlem arasında İtalyan başbakanı Giuseppe Conte‘nin imzalayarak yürürlüğe soktuğu, İtalyanların iş, sağlık ve acil nedenler dışında evlerinden çıkmamalarını buyuran “Evimde Kalıyorum” (İo Resto a Casa) kararnamesinin ardından, İtalyanın önemli turistik yerleri ve kıyı kentleri tamamen boş  kaldı.

Sardunya Adasının Cagliari Limanında son zamanlarda görülmeye başlanan yunusların yarattığı sevince ek olarak Venedik’teki kanal sularının berraklaştığı ve kuğuların kanallarda gövde gösterdikleri görülüyor. Şişe burunlu yunus balıkları Akdeniz’in belirli alanlarında görülürken, yük gemileri ve feribotlarla dolu olan kentin yoğun limanlarında uzak duruyorlardı.

İtalya’nın turistik yerlerinde hava kirliliğinin de aşağıdaki video da izlenebileceği üzere; azaldığı gözlemleniyor. Avrupa Uzay Ajansı‘nın yayımladığı uydu fotoğraflarında Ocak ayı başından bu yana nitrojen dioksitte açıkca bir azalma var. Bu durum yasaklamaların Mart ayında uygulanmaya başladığı İtalya’nın kuzeyinde özellikle görülüyor.

Ünlü İtalyan yönetmen Oliver Astrologo,  İtalya’nın salgın öncesi yoğun yerlerini konu alan bir kısa film hazırlıyor. İtalyan şehir devletlerinin birleşmesinin yıldönümü olan 17 Mart tarihinde yayımlanacak bu yapım, virüs nedeniyle yaşamımıza giren toplumsal uzaklık (sosyal mesafe) olgusunu yaşayan toplumları yüceltmek amacını taşıyor.

 

(Kaynak: designboom.com)

 

 

 

Adriyatik Denizinin Venedik’te Neden Olduğu Gelgit, Dünya Kültür Mirası Olan Kente Büyük Zarar Veriyor

1966 yılından beri Venedik’te yaşanan en büyük gelgit, dünya kültür mirası  olan bu kentin mimari dokusuna büyük bir zarar verdi. Kent,şimdilerde onarım için sağlanmaya çalışılan fon arayışlarıyla da Batı basınında gündeme geliyor.

Venedik’te son 50 yıl içinde gerçekleşen bu en kötü sel baskını kentteki kamu malında 360 milyon avroluk bir zarara yol açtı. Belirtilen söz konusu değer, mendireklerin, kamusal alanlardaki taş yer döşemelerinin, sokak aydınlatmalarının, ve uraya (belediyeye) ait olan ya da uray tarafından işletilen yapıların onarımlarına yönelik; kent müzelerini de içerecek biçimde yapılan önkeşif çalışmalarına dayanıyor. Gerçekleşen gelgitin ortalama deniz seviyesinin 187 metre üzerine çıkmasından üç gün sonra İtalya hükümeti tarafından 15 Kasım 2019’da olağanüstü hal ilan edildi. Öte yandan kentte yaşayanların ve işletme sahiplerinin kent yönetimine verdikleri 7.200’e yakın tazminat istemi, 2020 yılının Ocak ayının sonun gelindiğinde toplamda 93 milyon avroaya ulaştığı belirtiliyor.

Sel sularının altında kalmış olsa bile görkeminden hiçbirşey yitirmemiş olan Aziz Marko Meydanı ve Bazilikasının basına yansıyan etkileyici görüntülerine karşın Venedikliler, karşılaşılan bu olağanüstü durumun kamuoyu tarafından bir süreden sonra normal bir doğa olayı gibi algılanmasından endişe ediyorlar. Bununla birlikte kent sakinlerini kızdıran bir diğer nokta ise; bir lagün olan Venedik’in Adriyatik Denizinin yarattığı baskıdan kurtarılarak selin oluşmasına engel olması için tasarlanan ve bugüne kadar 6 milyon avroya mal olan MOSE Projesi’nin (Modulo Sperimentale Elettromeccanico) hala bitirilememiş olması. Gecikmelerin ve yaşanan yolsuzluk olaylarının yakasını bırakmadığı MOSE projesi sonuçlandırılacağı tarihin  ilk olarak 2011 yılı olacağı ilan edilmişti.

Sel baskınını kağıt üstünde görünebilir kılan, bol sıfırlı büyük rakamlar bir yana; özellikle kentteki kültürel ve mimari dokunun uğradığı zarara ilişkin olarak sosyal medya aracılığıyla uluslararası kamuoyuna ulaşan görseller de aynı büyüklükte bir etki yarattı. Ancak üzerinden üç ay geçmiş olmasına karşın; mimari ve arşiv hazinelerinin asıl büyük ölçüde etkilendiği selin yaratmış olduğu zararın boyutları kesin olarak belirlenebilmiş değil.

 

(Kaynak: theartnewspaper.comi görsel: usatoday.com)

 

Damien Hirst’ten Bir Kurgu: “İnanılmaz’ın Batığından Hazineler”

Venedik’teki Palazzo Grassi ve Punto Della Dogana’da Damien Hirst’ün neredeyse 10 yıldır üzerinde çalıştığı anıtsal sergisi gün ışığına çıkıyor. “İnanılmaz’ın batığından hazineler”, antik bir gemi batığı olan “İnanılmaz”ın çevresinde dönen bir kurgunun ve sualtındaki bu değerli yükün açığa çıkarılması üzerine bir sergi.

Hirst’ün kurgusuna göre burada koleksiyonda sergilenen nesneler, özgürlüğüne kavuşmuş eski bir köle olan ama sonrada dillere destan bir servete  sahip olan Aulus Calidius Amotan’a  aittir. Amotan’ın bu paha biçilemeyen hazinesinde, heykeller, mücevherler, sikeler ve dünyanın dört bir köşesinden eşyalar yer almaktadır. Güneşe adanmış bir tapınak olan Asit Mayor‘a doğru olan deniz yolculuğunda; gemi, batar ve tüm bu paha biçilmez yükleri de beraberinde denizin dibine götürür.

Hirst’ün bu tarihi draması,  kalıntıları Venedik’teki Palazzo Grassi ve Punto Della Dogana’da, sanki bir sualtı kazısında bulunmuşcasına göz önüne seriliyor. Kuratörlüğünü Elena Guena’nın yaptığı sergide;  mercanla kaplı mitolojik figürlerin dev boyutlu heykelleri, gerçek ölçülerinden daha büyük taş heykellerden kalıntılar, batıktan ele geçen çeşitli kaplardan oluşan bir koleksiyon ve bunların yanında sualtı keşfini belgeleyen fotoğraf sergisi yer alıyor.

Sergi, 09 Nisan 2017 – 03 Aralık 2017 tarihleri arasında Venedik’te.

(Kaynak: designboom.com, palazzograssi.it)

Damien Hirst’ün Sualtı Sergisi, 100% Animalisti Tarafından Protesto Edildi.

(Alıntılanan bu metin, Skop’ta; Venedik’te Damien Hirst Sergisine Protesto başlığı ile yayınlanmıştır.)

9 Nisan’dan itibaren Damien Hirst’ün son eserlerinin yer alacağı bir sergiye ev sahipliği edecek Palazzo Grassi müzesi, geçtiğimiz günlerde 100% Animalisti adlı bir hayvan hakları grubu tarafından protesto edildi. 6 Mart gecesi eylemciler, tekneyle yanaştıkları müzenin önüne 40 kiloya yakın hayvan dışkısı bıraktılar.

Hirst’ün 10 yıldır üzerinde çalıştığı söylenen ve büyük merakla beklenen Treasures from the Wreck of the Unbelievable başlıklı sergisi hakkında pek bilgi bulunmuyor. Şu âna kadar sadece, sualtında çekilmiş kısa görüntülerin yer aldığı bir tanıtım videosu ve fotoğrafları yayınlandı. New York Times’da eserlerden bir kısmını görenlerin anlattıklarına dayanarak verilen bir habere göre projede, “fiyatları 400 bin dolar ila 4 milyon dolar arasında değişen 250 civarında nesne” yer alıyor.

hirst 1

hirst 2Damien Hirst’ün kesip biçerek, formaldehide daldırarak sergilediği domuzlar, koyunlar, köpekbalıkları meşhurdur; 2012 yılında Tate Modern’da açılan “In and Out of Love” sergisi sırasında da 10 bine yakın kelebeğin ölümüne yol açmıştı. 100% Animalisti grubu üyelerinin hyperallergic’e verdiği bilgiye göre, Müze önüne bıraktıkları hayvan dışkıları, çoğu at ve eşek olmak üzere kurtarılmış hayvanların yaşadığı bir araziden alınmış.