Muğla-Çaltılar Höyük’te Yapılan Kazılarda Bulunan Obsidyen Taşları, Adalar Deniziyle Kurulan Tecim İlişkilerini Ortaya Koyuyor.
Muğla’nın Seydikemer ilçesinde bulunan Çaltılar Höyük’te yürütülen kazılarda Adalar Denizindeki (Ege Denizi) Değirmenlik Adası (Melos) kökenli obsidyen taşları bulundu.
Ele geçirilen buluntuların Erken Tunç Çağında höyükte yaşayanların Eşen Çayı aracılığıyla denizaşırı tecim bağlantıları kurmuş olabileceğini gösteriyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığının “Geleceğe Miras” projesi kapsamında yürütülen çalışmalar, Muğla’daki tek höyük kazısı olma özelliğini taşıyor. Hacettepe Üniversitesi, Seydikemer Belediyesi, Muğla Büyükşehir Belediyesi ve Türk Tarih Kurumunun desteğiyle sürdürülen kazılar, Hacettepe Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşegül Aykurt başkanlığında yürütülüyor.
Höyükte yerleşimin milattan önce 2400 yılına kadar sürdüğünü belirten Aykurt, milattan önce 3100-2400 yılları arasına tarihlenen sekiz yerleşim katmanı bulunduğunu saptadıklarını, bu yıl yapılan kazılarda milattan önce 2400 yılına yani Arkaik Dönem’e ait en üst yerleşim katmanında gerçekleştirildiğini söyledi.
1287 metre rakımda bulunan höyüğün günümüzde denize yaklaşık 100 kilometre uzaklıkta bulunduğunu belirten Prof. Aykurt, kazılarda ele geçen Değirmenlik (Melos) obsidyenine ilişkin olarak şu saptamalarda bulundu.
“Buluntular arasında yer alan Melos obsidyeni, Batı Ege’de Kiklad Adaları kökenli bir volkanik camdır. Melos obsidyeninden yapılmış yontma taş endüstrisi buluntuları ele geçirildi. Bu da yerleşmenin denizaşırı ilişkilerini göstermesi açısından önemli. Yerleşimde Batı Ege kökenli Kiklad tavası ve aynı bölgeden gelmiş makara biçimli terazi ağırlığı da bulundu.”
Aykurt, bölgede yaşayanların Eşen Çayı üzerinden geliştirdikleri ırmak tecimi aracılığıyla denizaşırı bağlantılar kurmuş olabileceklerini dile getirdi.

aa.com.tr
Ana kaynak bölgelerini denetiminde tutan bir güç burada yaşamış olabilir
Kazılarda Orta Anadolu kökenli malzemeler ile İç Anadolu obsidyeninden üretilmiş yontma taş buluntularının da ortaya çıkarılmış olduğunu söyleyen Aykurt, Arkaik Dönem yerleşiminde Likya ve Karya seramiklerinin yanı sıra Lidya ve İyonya bölgelerine ait seramiklerin de ele geçirildiğini belirtti.
Ele geçen buluntuların, Anadolu arkeolojisinde ilk defa karşılaşılan bir örnek olan taş temel üzerine pithos parçaları kullanılarak inşa edilmiş bir mimari ile örtüşmediği saptamasında bulunan Aykurt, “Bunu, ana kaynak bölgelerini kontrol eden bir güç ya da onun etkisi altındaki bir grubun burada yaşamış olmasıyla açıklıyoruz. Farklı bölge ve kültürlere ait seramik ve diğer buluntuların bir arada ele geçirilmesi ancak bu şekilde yorumlanabilir” ifadesinde bulundu.
(Kaynak: aa.com.tr)
Göcek’te Bulunan “Kalimçe Harabeleri”, Birinci Derece Arkeolojik Sit Alanı İlan Edildi.
Muğla’nın Fethiye ilçesinde bulunan Göcek’te kıyıya yakın bir konumda yer alan “Kalimçe Harabeleri” olarak bilinen bölge, 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı ilan edildi.
Bölgenin arkeolojik niteliğinin saptanması için, Muğla Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü’ne yapılan başvuru, Göcek Kültür ve Turizm Derneği ve Göcek Halk Meclisi tarafından gerçekleştirildi. Göcek Kültür ve Turizm Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Onur Ugan yaptığı açıklamada tarihi haritalarda, Göcek’ten “Skopea Limanı” olarak söz edildiğini ve antik kent Kalimçe’nin de burada bulunduğunu söyledi.
Ugan, bölgenin yerlileri olarak, koylarda, dağlarda ve denizin altında bulunan kalıntıların birçoğuna ilişkin bilgi sahibi olduklarını ifade ederek, Yassıca Adaları, Şeytanlı Ada, Hamam Koyu, Tersane Koyu gibi birçok alanda tarihi kalıntıların bulunduğunu vurguladı.
Tarihi açıdan varsıl bölge
Ugan sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu bölge, geçmişin önemli bir merkezi. Koylar ve adaları olması dolayısıyla da önemli bir ticaret merkezi olduğunu düşünüyoruz. Antik kentler, su yolları, sarnıçlar günümüzde hala ayakta. Göbün Koyu’nda üst bölgelerine baktığımızda tarihi kalıntıları görüyoruz. Göbün’de kiremitten yapılmış su yolları var, bu da tarım yapıldığını gösteriyor. Bölgenin tarihi çok zengin. Bedri Rahmi Koyu’nda kaya mezarları, antik kalıntılar ve suyun altında Kekova benzeri batık bir kent var.”
Kalıntıların arkeolojik çalışma yapılarak gün yüzüne çıkarılmasını beklediklerini dile getiren Ugan, böylece bölgedeki turizm faaliyetlerini daha da değerleneceğini ve bilinçsizce yürütülen yapılaşmanın önüne geçeceğinin altını çizdi.
(Kaynak: aa.com.tr)
“Kızlan Osmanlı Batığı” Su Altı Kazısındaki Buluntular, Osmanlı Denizcilik Tarihine ve Dünya Su Altı Arkeolojisine Önemli Veriler Sağlıyor.
Muğla-Datça açıklarındaki ‘Kızlan Osmanlı Batığı’nda yürütülen su altı kazılarında elde edilen son buluntular, Osmanlı’nın 17. yy’daki Akdeniz’deki deniz gücüne ve ticari etkinliklerine ilişkin önemli veriler sağladığı gibi, dünya su altı arkeolojisi açısından da dikkat çekici bir keşif olarak nitelendiriliyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığının “Geleceğe Miras” projesi kapsamında Dokuz Eylül Üniversitesi Sualtı Kültür Mirası ve Denizcilik Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi (SUDEMER) tarafından gerçekleştirilen “Kızlan Osmanlı Batığı Sualtı Kazısı”nın başkanlığını Prof. Dr. Harun Özdaş yürütüyor.
Su altındaki kalıntıların ölçülmesiyle 30 metre uzunluğunda ve 9 metre genişliğinde olduğu saptanan geminin bir yaşanan çatışma ardından kıyıya sürüklenerek karaya oturduğu, daha sonra yanarak battığını ön görülüyor. Batık, Osmanlıların 17’nci yüzyılda Akdeniz’deki askeri varlığını ve ticari etkinliklerini beraber belgeleyen ilk örnek olarak tanımlanıyor.
Batıkta bulunan üç mühürden üzerindeki yazısı okunabilen “Hüdabende Abdullah Ahmed” adına ait mühürden yola çıkılarak, geminin 1667-1668 yılları arasında sulara gömüldüğü saptanırken; organik buluntular arasında yer alan kestaneler ise geminin kış aylarında battığını gösteriyor.
Prof. Özdaş: Batık, Osmanlı dönemi denizciliği müzesi açabilecek kadar varsıl kaynak sunuyor
Normal koşullarda bu kadar sığ derinlikte karşılaşılabilecek bir batıkta bulunmayacak kadar varsıl bir çeşitlilikte ve yüksek sayıda buluntu ile karşılaştıklarını belirten Özdaş, geminin Osmanlı dönemi denizciliğine yönelik yeni bir müze açabilecek kadar varsıl bir buluntu topluluğu sunduğunu söyledi.
Gemide askeri silah ve mühimmat olarak; paketlenmiş halde 36 Osmanlı tüfeği, 50’den fazla humbara (el bombası), kılıç, hançer ve tabancaların yanı sıra 3 binin üzerinde merminin gün yüzüne çıkarılırken; günlük yaşam ilişkin nesneler de ele geçti. 135 adet pipo lülesi, iki adet satranç takımı, Çin porselenleri, bakır gereçten yapılmış mutfak kapları, ibrikler, kazanlar, tahta kaşık, şimşir tarak ve deri mataralar da su altından çıkarılan eserler arasında yer alıyor.
135 adet Tophane üretimi pipo lülesi, Osmanlı döneminin bilinen en büyük pipo koleksiyonu oluştururken; Bambu paketler içinde bulunan 40’tan fazla Çin porseleni, Türk karasularında ilk kez karşılaşılan örnekleri oluşturuyor. Tüm buluntular, sualtı eserleri arasında bugüne kadar en büyük koleksiyon olma özelliği taşıdığı belirtiliyor.

aa.com.tr
Osmanlı Dönemine ait gemi batıkları arşivi
Bölgede Osmanlı denizciliğine dair başka batıkların da bulunduğunu ve bu batıkların “Mavi Miras Projesi” kapsamında ‘Osmanlı Dönemi Sualtı Kültür Mirası Coğrafi Bilgi Sistemi’ne kaydedildiğini söyleyen Özdaş, şunları söyledi:
“Denizlerde Osmanlı döneminde batmış, Osmanlı olup olmadığını kesin olarak bilmesek de Osmanlı’nın batırdığı gemiler ya da Osmanlı’nın batan gemileri arşivimiz var. Bunun için yakın çevrede, sığda dahil olmak üzere 70 ila 100 metre derinliğinde 20’ye yakın batığımız var. Bunlar farklı dönemlere, 17. ila 19. yüzyıla tarihlenen batıklar.”
Doç Dr. Kızıldağ: Her gün yüzlerce fotoğrafını çekip mozaik halinde birleştiriyoruz.
Buluntuların kayıt altına alınmasının önemine dikkati çeken Kazı Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Nilhan Kızıldağ, günlük olarak, çıkarılan eserlerin envanter çalışmasını yapıldığını belirterek, şunları söyledi: “Burada kullandığımız en önemli yöntem fotogrametri. Batık alanının her gün yüzlerce fotoğrafını çekip bu fotoğrafları mozaik halinde birleştiriyoruz. Böylece detaylı ve tek bir fotoğraf elde ediyoruz ve plan çalışmasını bunun üzerinden yürütüyoruz.”
Bakan Ersoy: Dünya su altı arkeolojisinin de en çarpıcı buluntularından biri
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Kızlan Osmanlı Batığı’nın, Türkiye’de kazısı yapılan ilk ve tek 17’nci yüzyıl Osmanlı batığının, Osmanlı’nın deniz gücü ve ticaretini günümüze taşıyan ilk örnek olduğunun altını çizerek “Bu keşif, yalnızca ülkemizin değil, dünya su altı arkeolojisinin de en çarpıcı buluntularından biri olarak tarihe geçti.” ifadesinde bulundu.
Yapılan çalışmaların ardından elde edilen buluntuların tamamı Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’ne teslim edilecek.
(Kaynak: aa.com.tr, t24.com.tr)
Helenistik Dönem Denizcilik Teknolojisine İlişkin Önemli Veriler Sunan “Serçe Limanı Batığı”ndaki Su Altı Kazıları Yeniden Başladı.
Muğla’nın Marmaris ilçesindeki Taşlıca Mahallesi açıklarında bulunan Serçe Limanı’ndaki Helenistik Dönem Batığı’nda su altı kazı ve belgeleme çalışmaları yeniden başladı.
Antik çağda gemiler için önemli bir sığınak olan limanda sualtında bulunan, M.Ö. 280-275 yılına tarihlenen batık, dönemin gemi yapımı ve denizcilik teknolojisi hakkında önemli veriler sağlıyor.
Serçe Limanı Helenistik Dönem Batığı, su altı kazı ve belgeleme çalışmaları Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi başkanlığı tarafından yürütülürken, Sualtı Arkeoloji Enstitüsü (INA) bilimsel destek sağlıyor. Kazının danışmanlığını ise; Sualtı Arkeoloji Enstitüsünden Dr. Orkan Köyağasıoğlu üstleniyor.
Serçe Limanı, Antik Çağ’da Ege ile Doğu Akdeniz arasında deniz ticaretinin en işlek güzergâhı olan Rodos Kanalı üzerindeki stratejik konumuyla öne çıkıyor. Özellikle fırtınalı havalarda gemiler için bir sığınak olan koyda, farklı dönemlerde birçok geminin sulara gömüldüğü biliniyor.
1973 yılında Bozburunlu süngerci Mehmet Aşkın tarafından keşfedilen batıkta ilk kazılar, 1978-1980 yılları arasında INA ekibi tarafından yapılmış ancak batık üzerine düşen büyük kaya parçaları nedeniyle kazı tamamlanamamıştı.
Marmaris Ticaret Odası’nın destekleriyle yeniden başlanılan kazı çalışmalarında geçen yıl farklı boyutlardaki Knidos amforaları ve Güney Anadolu, Filistin ve Mısır bölgeleriyle benzerlik gösteren seramik buluntular ortaya çıkarıldı. 2025 yılı kazı çalışmalarında, batığın üzerini örten kalın kum tabakasının kaldırılması ve geminin dış hatlarının ortaya çıkarılması hedefleniyor.
33-37 metre arasındaki derinlikte bulunan Serçe Limanı Helenistik Dönem Batığı, dönemin gemi yapımı ve denizcilik teknolojisi hakkında da önemli veriler sağlıyor olması yanında Hellenistik Dönem’de Karia Bölgesi’nin denizcilik tarihine yönelik bilgiler ve Marmaris’in Antik Çağ’daki stratejik konumunu da ortaya koyacağı ifade ediliyor.
Marmaris Ticaret Odası tarafından yapılan açıklamada kazının dünyanın ‘Arkeolojik Araştırma Gemisi’ klasına sahip ilk ve tek gemisi olan ve tamamen Türk mühendisler tarafından tasarlanan ‘Virazon II’ ile gerçekleştirildiği belirtilerek, tüm buluntuların, teknolojik altyapından yararlanılarak, ayrıntılı biçimde incelendiğinin altı çizildi.
(Kaynak: iha.com.tr, aa.com.tr)
Herakleia Antik Kenti’ndeki Roma Hamamının Mozaik Döşemelerinde Yunus ve Yılan Balığı Betimlemeleri Bulundu.
Muğla’nın Milas İlçesinde bulunan Herakleia Antik Kenti’nde sürdürülen kazılarda, kentteki Roma hamamının mozaik taban döşemelerinde timsah, yunus ve yılan balığı betimlemeleri ortaya çıkarıldı.
Kentteki kazılar, Kültür ve Turizm Bakanlığının ‘Geleceğe Miras Projesi’ kapsamında Selçuk Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi, Latmos ve Herakleia Kazısı Başkanı Prof. Dr. Zeliha Gider Büyüközer tarafından yürütülüyor.
Alandaki çok iyi korunmuş durumda bulunan, hatta çatı seviyesine kadar mevcut beden duvarlarıyla günümüze ulaşan yapıda gerçekleştirilen kazıyla iki metreden fazla dolgu toprak dışarı çıkarıldı.
Roma dönemi hamamının “soğukluk” bölümünün zemin mozaiklerde bulunan ve şaşkınlık uyandıran altı adet timsah betimine ilişkin Büyüközer şunları söyledi: “Görenler bu coğrafyada timsahların yaşamış olabileceğini düşünebilir. Bu coğrafya timsahın yaşaması için çok uygun değil ama bu mozaiği yapan usta mutlaka timsahı görmüş ki tüm detaylarıyla bunu resmedebilmiş, mozaiğe aktarabilmiş. O nedenle bu mekanda çalışan ustanın gezici bir usta olabileceğini ve önceki yıllarda bu tür timsahların yaşadığı coğrafyalarda da çalışmış olabileceğini düşünüyoruz.”

aa.com.tr
Hamamdaki ılıklık olarak kullanılmış olan mekanda da yine sağlam korunmuş bir mozaik tabanının açığa çıkarıldığını kaydeden Büyüközer, “Burada ise köşelere yerleştirilmiş dört yunusun arasında flamingolar ve enteresan flamingoların ağzında da kırmızı renkli taşlardan yapılmış yılan balıkları var. Yılan balığı bu coğrafya için çok önemli bir hayvan. Flamingolar da hala günümüzde bu alanda yaşamaya devam eden kuş türlerinden. Aslında sanatçı burada coğrafyada gördüğü hayvanları resmetmiş.” diye konuştu.
Hamam yapısının köylüler tarafından farklı işlevlerle kullanıldığı biliniyor. Bir dönem bu yapıyı ahır olarak kullanan köylülerin ortaya çıkan bu bulgular karşısında çok şaşırdıklarını ifade ettikleri belirtiliyor.
(Kaynak: aa.com.tr)
Yeniçerileri Taşıyan “Kızlan Osmanlı Batığı”nda Gerçekleştirilen Su Altı Kazıları, Türk Denizciliği Açısından Önemli Bulguların Elde Edilmesini Sağlıyor.
Muğla – Datça açıklarındaki “Kızlan Osmanlı Batığı”nda su altı kazı çalışmaları sürdürülüyor. Yeniçerileri taşıyan bir Osmanlı gemisi batığından gerçekleştirilen ilk su altı kazısı olarak öne çıkan çalışmalar, Türk denizcilik tarihi açısından önemli bulguları ortaya koyuyor.
“Kızlan – Osmanlı Batığı” kazı çalışmaları, ‘Mavi Miras Projesi’ kapsamında, Dokuz Eylül Üniversitesi Sualtı Araştırmaları Merkezi (SUDEMER) ve Kızlan Osmanlı Batığı Kazı Başkanı Doç. Dr. Harun Özdaş, tarafından yürütülüyor. Geminin sancak bordasından ahşap parçalar gün yüzüne çıkarılırken, geminin kimliğini, yapım tekniğini ve battığı dönemi aydınlatan önemli önemli bilgilere de ulaşıldı.
Kızlan Batığı, Yeniçeri askerlerini taşıyan Osmanlı gemisi batığının ortaya çıkarıldığı ilk su altı kazısı olarak tarihe geçti. Yeniçerilere ait tam 14 tüfek, yaklaşık 2 bin 500 kurşun misket ve patlamış top gülleleri, geminin 17. yüzyılın ikinci yarısında, bir deniz çatışması sonrasında battığını gösteriyor.
.
trthaber.com
Ayrıca Çin üretimi mavi boyalı porselen kase takımları, geminin özel bir görev veya diplomatik bir misyon taşıdığına işaret ediyor. Özel muhafazalar içinde bulunan porselen kaseler, hediye amaçlı olarak gemide taşınmakta olduğunu düşündürüyor.
Bulunan diğer nesneler olan; pipo, şimşir taraklar, bakır kaplar, seramik testiler ve küplerin gemi personeline ve yeniçerilere ait olduğu düşünülüyor. Özellikle kazıda bulunan Tunus – Cerbe bölgesi üretimi seramikler, geminin çıkış noktasının Kuzey Afrika olabileceğini gösteriyor.

trthaber.com
.
trthaber.com
Osmanlı denizcilik tarihine ışık tutacak yeni bilgilerin ortaya çıkmasını sağlayacak kazı çalışmalarının 2025’te tamamlanması planlanıyor.
(Kaynak: aa.com.tr, dha.com.tr, trthaber.com)