Denizci Toplum

Yükleniyor...

Denizci Toplum

Denizci Toplum

T ü r k D e n i z c i l i k K ü l t ü r ü H a r e k e t i

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Haliç Tersanesi’nde Üretimine Başladığı “Deniz Taksiler”, Eylül Ayının Sonunda Hizmete Giriyor.

2021 yılının Ocak ayında İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu tarafından basın toplantısı ile tanıtımı gerçekleştirilen, Haliç Tersanesi’nde üretilen deniz taksileri, bu ay sonunda hizmete girecek.

Başlangıç olarak şimdilik 50 deniz taksinin hizmet vermesi planlanıyor. Eylül ayının sonunda sekiz, yılsonunda ise toplam 45 taksi hizmete girecek. Beş adet elektrikli model de Şubat 2022’de filoya katılacak.

Şehir Hatları Genel Müdürü ve Gemi İnşa Yüksek Mühendisi Sinem Dedetaş tarafından tasarlanan çevreci deniz taşıtları; akülü araç kullanan engellilerin, bebek arabası ile yolculuk yapmak zorunda olan ailelerin ve bisiklet kullanıcılarının kolaylıkla yararlanabileceği işlevsellikte üretildi. Dedetaş, yapılan tasarımla ilgili olarak “Bunlar tamamen Haliç markalı tekneler oldu. Sürat teknesi formu olmasına rağmen, üst tarafını yüksek ve vapuru hatırlatacak şekilde yaptık. Böylece iniş binişleri kolaylaştırdık.” dedi. Tüm mühendislik çözümleri şirket bünyesinde gerçekleştirilen taşıtlar, mil başına üç litre yakıt tüketecek; deniz taksilerden beş tanesi ise elektrik enerjisiyle çalışacak.

İlk deniz taksinin rengi, İstanbullular tarafından seçilmiş; ‘Boğaz’ olarak adlandırılan mavi renk, toplam 150 bin oyun yüzde 36’sını almıştı.

On yolcu taşıması amaçlanan deniz taksilerde bir kaptan ve bir gemici olmak üzere iki adet görevli bulunacak. Bu personeller arasında kadın denizciler de yer alacak.

İstanbul’daki trafik yoğunluğunu hafifletmesi planlanan deniz taksiler, her yere yanaşmaya uygun gövde tasarımı ile iskele bağımlılığını ortadan kaldıracak ve böylece toplu ulaşımın gitmediği yerlerde de deniz ulaşımının daha sık kullanımına olanak sağlayacak.

Ücretin UKOME tarafından belirleneceği deniz taksileri kullanmak isteyenler, telefonlarına yükleyecekleri uygulama üzerinden çağrıda bulunabilecek. İlk aşamada 98 iskeleden çağrı yapılabilirken; ilerleyen zamanda uygulama genişletilerek yolcuların istenilen yerden binmelerine ve inemelerine olanak sağlanacak. İBB’den yapılan açıklamaya göre altı ay sonra, ‘paylaşımlı taksi dolmuş’ uygulamasına geçilecek.

(Kaynak: ibb.istanbul, hurriyet.com.tr)

İstanbul Trafik Vakfı’na Ait Yediemin Otoparkında Çürümeye Bırakılan Deniz Taksilerin Günümüzdeki Durumu Ulusal Basında Yer Buldu

İstanbul deniz ulaşımını rahatlatacağı ön görülerek yaşama geçirilen deniz taksiler, yaşanan yasal sorunların ardından Haliç kıyısına terk edilmişti. 2020 yılında Haliç’te bulundukları noktadan alınarak; İstanbul Trafik Vakfı’nın Yediemin otoparkına götürülen ve burada çürümeye bırakılan deniz taksilerin günümüzdeki durumları ulusal basında yer buldu.

İstanbul’da ulaşım sorunlarının özellikle deniz ayağını rahatlamak amacıyla tasarlanan deniz taksilerin işletme hakkı İstanbul Şehir Hatları A.Ş tarafından 2011 yılında Teknomar Denizcilik ve Deniz Araçları İşletme A.Ş‘ye verilmişti. 2012’de şirket, 2 milyon 400 bin avro karşılığında Fadıl Akgündüz‘e devroldu. Ancak 2013 yılından sonra süregelen seferler aksamaya başladı ve çalışanlar maaşlarını alamaz duruma geldi. Aynı yıl içinde şirket çalışanları Teknomar Denizcilik A.Ş aleyhine icra davaları açmaya başladı. İşçilerin lehine sonuçlanan yasal girişimlerin ardından diğer alacaklı kurumlar da icra takibi başlattı.

.

1.

.

2.

3.

.

4.

Bu yasal süreç sonucu olarak; 15 adet deniz taksiye haciz geldi ve tüm teknik donanımları sökülen, deniz taksiler Haliç kıyılarında çürümeye bırakıldı. Zaman içinde bakımsızlık ve içinde bulundukları koşullar nedeniyle birçoğu batan taksiler, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ekipleri tarafından 2020 yılının Aralık ayında denizden çıkarıldı ve ardından İstanbul Trafik Vakfı‘nın Yediemin otoparkına götürüldü. O günden günümüze kaderine terk edilen, paslanmaya yüz tutmuş donanımlarıyla, 13 adet deniz taksi artık denizde seyir yapamayacak durumda.

(Kaynaklar: denizhaber.net, virahaber.com, trthaber.com)

 

 

 

Studio Ossidiana Tarafından 5. İstanbul Tasarım Bienali İçin Tasarlanan Yüzer Bahçe ‘Büyükada Şarkı Hatları’, Büyükada’da ve Haliç’te Ziyaret Edilebilecek.

Studio Ossidiana tarafından tasarlanan Büyükada Şarkı Hatları, 5. İstanbul Tasarım Bienali’nin son etkinliği olarak, 23 Haziran-12 Temmuz tarihleri arasında Büyükada’da ve Haliç’te ziyaret edilebilecek.

Stimuleringsfonds, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Hollanda İstanbul Başkonsolosluğu ve Adalar Belediyesi‘nin desteğiyle gerçekleştirilen Büyükada Şarkı Hatları, 23 Haziran’da Yenikapı‘dan yola çıkarak Büyükada‘ya gidecek ve burada 30 Haziran’a kadar ziyarete açık kalacak. 30 Haziran’da ise yeniden deniz üzerindeki sefere başlayarak, Haliç‘e gelecek ve 12 Temmuz tarihine kadar burada görülebilecek.

1.

.

2.

Yüzer bahçe, aynı zamanda etkinliklere ve sohbetlere ev sahipliği yapacak. Bu yüzer yapıda üç simgesel ve işlevsel alan yer alıyor: Ada topraklarına gönderme yapan eden bir platform, Büyükada’dan toplanmış deniz kabukları ve kayalardan yapılmış bir masa, göçmen kuşların ve martıların dinlenmesi için, tüneklerden ve yemliklerden oluşan bir ızgara.

3.

.

4.

Büyükada ve Haliç rıhtımlarına bağlı bulunduğu süre içinde; yoga yapmak, dans etmek, şarkılarını seslendirmek veya balık tutmak isteyen herkese açık olacak. Büyükada ve Haliç seferlerinin 12 Temmuz’dan sonra sona ermesinden ardından ise; yüzer bahçe, Büyükada‘da, Adalar Kent Konseyi‘ne ait bir bahçeye yerleştirilecek.

‘Büyükada Şarkı Hatları’nı ortaya çıkmasında, Merve Yücel (Proje Yöneticisi), Fatih Koçak, Ceren Beker, Büşra Fındıklı, Sıdık Kudüs Müminzade (Bahçe düzenlemesi), Derya Tolgay (Bahçe bitkileri), Urban Atölye (Beton üretimi), Ahmet Topbaş, Mehmet Onur Öztepe (Mühendislik), Muammer Temel, Yalçın Kaan Öztemir, Serhat Öztemir, Özkan Şener, Abdullah Tutuk, Berke Şener, Ali Babacan (İnşaat), Mehmet Sayan, Hasan Sayan, Göksal Polat, Burak Furkan Duru (Ulaşım), Tamer Giray (Video kaydı) yer aldılar.

Kısaca Studio Ossidiana

A. Covini ve G. Bellotti tarafından 2015 yılında kurulan Rotterdam merkezli tasarım stüdyosu, düşleri, mekânlara ve nesnelere dönüştürmek için yeni somut anlatım biçimleri arayışı yolunda üretimler gerçekleştiriyor. Oyunbazlık ve kapsayıcılık stüdyonun projelerinde önemli bir yer tutuyor.

Farklı ülkelerden gelen mimarlar, tasarımcılar ve araştırmacılardan oluşan bir takıma sahip olan stüdyo, Hollanda, İtalya, Türkiye ve ABD‘de yerel ve küresel ölçekte projeler yürütüyor.

(Kaynaklar: empathyrevisited.iksv.org, haberturk.com, iksv.org, @adalarbld)

İBB KUDEP Tarafından Durdurulan Divanhane (Bahriye Bakanlığı) Karakol Binası’nın Yıkımı Yeniden Başlatıldı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin girişimiyle yıkımı durdurulan Divanhane (Bahriye Bakanlığı) Karakol Binası’nın yıkımı, yeniden başlatıldı.

İstanbul Kasımpaşa‘da bulunan Divanhane Eski Karakol binasının duvarlarının yol genişletme projesi için tepkiye neden olmuştu. Koruma Kurulu onayıyla yapılan yıkım çalışmasıyla ilgili olarak yapılan ihbarlar üzerine İBB KUDEB, olay yerine giderek tutanak tutmuş ve Divanhane’deki çalışma durdurulmuştu. Ancak yıkım çalışmaları yeniden başlatıldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yıkımın durdurulması için bir kere daha çağrı yapıldı.

Gelişme ile ilgili olarak İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, twitter hesabından : “Tarihi yıkmak için bu kadar hevesli olan bakanlıklara yeniden çağrı yapıyoruz. Kurul kararı yanlıştır, yetkisizdir. Yeniden durdurmak için bugün tekrar işlem yapacağız. ” uyarısında bulundu.

Gerçekleştirilen bu yıkımla ortadan kaldırılmak istenen yapının, Türk denizcilik tarihi içindeki konumunun ve simgesel anlamının ne olduğunu ve böyle bir girişme neden karşı durmak gerektiği üzerine Em. Amiral Cem Gürdeniz‘in kaleme aldığı yazı önemli bilgiler içeriyor. Bu yazı, bu yıkıma imza atanların belki bugün değil ama yarın toplumun ortak hafızasında ne ile sorumlu tutulacaklarını anlamaları açısından büyük bir uyarı niteliği taşıyor.

Herkesin bu faciayı doğru biçimde değerlendirebilmesi için mutlaka okunması gereken Cem Gürdeniz‘in uyarı niteliğindeki “Haliç ve Kasımpaşa’da Her Geçen Gün Yok Olan Deniz Mirasımız” başlıklı yazısı şöyle:

28 Ocak 2020 günü öğleden sonra Kasımpaşa meydanında bulunan, Sultan Abdülaziz’in 1868 yılında yaptırdığı tarihi Divanhane (Bahriye Bakanlığı) Karakol Binası, Ulaştırma ve Alt Yapı Bakanlığı kontrolündeki yol genişletme projesi kapsamında yıktırılmaya başlandı.

Tarihimizi Yıkma Kararı

Yıkım, İstanbul II Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 8 Şubat 2019 tarih ve 7132 numaralı kararı gereğince yerine getirilmişti. Aynı karara göre tarihi bina başka bir yerde aslına uygun şekilde inşa edilecekmiş. Söz konusu bina, 24 Nisan 1996 tarih ve 7680 sayılı I numaralı Koruma Kurulu Kararı gereğince birinci grup taşınmaz kültür varlığı olarak kabul edilen 1864 yılında inşa edilmiş olan Divanhanenin avlusundaydı ve aynı zamanda uzun yıllar tarihi divanhanenin Lumbarağzı (giriş kapısı) olarak kullanılmıştı. 11 Nisan 2007 tarihinde ikinci grup taşınmaz kültür varlığı olarak kabul edilmişti. Söz konusu binanın 2 Mayıs 2007 tarihinde yerinde restorasyon ve restitüsyon projelerinin onaylanmasına rağmen 26 Mart 2015 tarihinde özel sektöre devredilen Haliçport projesinden sonra yerinden taşınmasına ve yeniden yapılmasına (rekonstrüksiyon) karar verildi. Yoğun kamuoyu baskısı altında yıkım ancak 6 yıl sonra başlatıldı. Karakolun Kuvay-ı Milliye direnişinde İstanbul’daki mücadeleye de büyük katkısı olmuştu.

Bahriyelinin Yaralanan Hafızası

Kalbi ve ruhu ile bahriyeye bağlı bir denizci olarak bu yıkım kararı, donanma tarihimizin Amiral gemisi olan Haliç bölgesinde yaşanan diğer gelişmeler ile birlikte beni, pek çok bahriyeliyi ve duyarlı vatandaşlarımızı derinden yaraladı. Bunun nedenlerini izah edelim. Osmanlı İmparatorluğu, Cumhuriyet Donanmasına pervanesi dönen tek bir gemi bile devredemedi, ancak geçmişi 1455 yılına uzanan çok zengin tarihi bir miras bıraktı. Bu mirasın ağırlık merkezi Haliç, Tersane-i Amire ve çevresidir. Bu bölgede yıkılan her miras, hafıza kaybı demektir.

Kasımpaşa’nın Bahriye Mirası Yok Ediliyor

Haliç Denizcilik mirasının merkezinde Kasımpaşa, Divanhane ve tersaneler vardır. Geçmişi 17. yüzyıla kadar giden ve bugün beşincisini gördüğümüz Divanhane 1876’dan 1923’e kadar donanmamızın en yüksek komuta merkezine yani Bahriye Nazırlığına ev sahipliği yaptı. Günümüzde de 1961 yılından 2007 yılına kadar Kuzey Deniz Saha Komutanlığı binası olarak kullanıldı. Daha sonra büyük bir restorasyona girdi. Bina boşaltıldı. Restorasyon kaynağı Deniz Kuvvetlerinin Taşkızak ve Haliç Bölgesinde Büyükşehir Belediyesine devrettiği arazinin karşılığında İBB ile Deniz Kuvvetleri arasında mutabakata varılan Kasımpaşa Protokolü gereğince karşılanacaktı. Ancak aradan geçen 14 yıla rağmen işlem yapılmadı. Bu muhteşem bina 2007 sonrası çürümeye terk edilmiş şekilde durmaktadır. (Hatırlatalım. 2006 protokolü gereğince binanın restorasyon sonucu Deniz Kuvvetlerine iadesi gerekmektedir.  Asla bir başka kurum, kuruluş ve gerçek kişiye devredilemez.) Osmanlı tarihinin en önemli dönüm noktalarından birisi olan 1876 Tersane Konferansının toplandığı ve sonucunda Birinci Meşrutiyet döneminin ilanı ile sonuçlanan sürecin yaşandığı; Osmanlı donanmasının kaderini etkileyen denizlerdeki mücadelelerin yönetildiği bu bina, adeta kaderine terk edilmiş durumdadır. Binada yapısal çöküntüler ve geri dönülmesi zor hasarlar meydana gelmeye başlamıştır. Bu tarihi miras ile ilişkili civar binalar da benzer kederden etkilenmektedir. Yazımın başında belirttiğim bu görkemli binanın giriş kapısını oluşturan 153 yaşındaki karakol binası (sonradan mahkeme ve savcılık binası) yıkılabiliyor. Bina bahriyemizin tarihi mirasından koparılması bir yana, fiziken de ait olduğu, doğduğu yerden koparılıyor.

Bahriye Matbaası Ve Deniz Astsubay Hazırlama Okulu da Deniz Kuvvetlerinden Koparıldı

Aynı akıbet, yıkım kararı olmasa da Karakol binası karşısında yer alan Osmanlı döneminde Bahriye Matbaası olarak görev yapan daha sonra Askeri Mahkemeye devredilen binadan 2020 yılı içinde Deniz Kuvvetlerinin çıkarılmasında yaşandı. Bina Fatih Kaymakamlığına devredildi. Benzer bir kader Beylerbeyinde bulunan Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanlığı binasının bulunduğu Beylerbeyi Sarayı müştemilatı tarihi Astsubay Hazırlama Okulu Komutanlık Binasında da yaşandı. Bu tarihi binamız da 2017 yılında Ulaştırma Bakanlığına devredildi.

Devlet Geleneği Korunmalıdır

Deniz Kuvvetlerinin ve diğer kuvvet komutanlıklarının devraldığı tarihi binaların gelecek nesiller için korunması sorumluluğu, devlet geleneğinin devamını temsil eder. Gelişmiş denizci ülkelerde bu tip oldu bitti kararlar kolay verilmez.  Savaşta yenilmiş ve aşağılanmış Almanya ve Japonya gibi ülkelerde bile işgalci muzaffer devletler yenilen bu devletlerin deniz geleneğine saygı duymuşlar ve kültür mirasları ile tarihi binalarına, tarihi gemilerine el sürmemişlerdir. Bugün Japonya’da Mikasa muharebe gemisi müze olarak korunmaktadır. Almanya’da gerek Kiel gerek Flensburg’da Birinci ve İkinci Dünya Savaşında yer almış pek çok bina ve gemi müze olarak korunmaktadır. ABD ve İngiltere’yi saymıyorum bile. Bugün söz konusu ülkelerde 153 yıllık bahriye tarihi ile ilgili bir binanın değil yıkılması, küçük bir değişiklik yapılması gazetelerde manşetlik haber olur. Örneğin, İngiliz kraliyet donanmasının kalbi, Portsmouth’da atar. Trafalgar deniz savaşında (1805) Amiral Nelson’ın hayatını kaybettiği sancak gemisi HMS Victory ile sanayi devriminin ilk ürünü HMS Warrior müze gemileri burada bulunur. İngiliz hükümeti bırakın bu alanda beş yıldızlı otel, AVM ve yeni kilise yapmayı en ufak tadilat bile yapamaz. Çok iyi bilirler ki İngiliz halkı ve Kraliyet Donanması kurum olarak böyle bir şeye izin vermez.

Haliç Denizcilik Mirası 566 Yaşında

Gelelim yazımızın başlığı olan Haliç’teki denizcilik mirasımıza. Haliç Bölgesinde 566 yıllık yaşanmış ve yaşanmakta olan denizcilik mirası bu bölgenin tarihi değerini emsalsizleştirmektedir. Haliç’in kıyılarını ve mahallelerini, özellikle Kasımpaşa’yı dolaşanlar bilir. Burada çoğunluk sokak isimleri ya gemicilik terimi ya da ünlü Türk denizcilerinin ismini taşır. Benzer şekilde bölgedeki camiler, çeşmeler ve anıtlarda deniz kültüründen izler görürsünüz. Çoğunun bir kenarında geleneksel bahriye çıpası vardır. Zira bu bölge 1455 yılından 1928 yılına yani Gölcük tersane ve deniz üssünün kurulmasına kadar Karadeniz, Ege ve Akdeniz’deki donanmanın ve Türk deniz gücünün kalbi oldu. Gölcük sonrası dönemde de Kuzey Deniz Saha Komutanlığı ile Taşkızak Tersanesi Komutanlığı Bahriyenin buradaki temsilcileri oldular. Bahriye ve Kasımpaşa, iç içe geçti.

Türk Denizciliği Haliç’te Doğdu Ve Büyüdü

Haliç kıyılarında 11 Aralık 1454’ten bu yana doklarda Türk çekiçlerinin sesi duyuluyor. 566 yıl, denizcileşme gayreti içinde olan bir devlet için büyük bir mirastır. Haliç’in kuzey kıyılarında gemi yapımı, Fatih Sultan Mehmet ile başladı. Tersane bugünkü sınırlarına Yavuz Sultan Selim döneminde genişledi. Bu dönemde Haliç tersanesi, Camialtı, Taşkızak ve Hasköy kıyılarını kapsayacak şekilde Kâğıthane’ye kadar uzatıldı. 1557 yılında Haliç’te Galata ile Kâğıthane arasında 123 iskele vardı. Kışları burada 250 kadırga karaya çekilerek bakımları yapılırdı. Tersanede ilk kalyon, 1648 yılında inşa edildi.  1770 Çeşme baskını sonrası kan kaybeden bahriyenin toparlanmasına büyük katkı sağlayan Kaptan-ı Derya, Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın, kış mevsiminde dağıtılan donanma kalyoncu personelinin sürekli kalabileceği büyük kalyoncu kışlasını yaptırması ile Osmanlı donanması ilk kez yaz ve kış harekât yeteneğine kavuştu. (Söz konusu kışla halen Kuzey Deniz Saha Komutanlığı karargâh ve destek kıtaları komutanlığı binası olarak kullanılıyor.) 1773 yılından itibaren bugünkü Deniz Harp Okulu ve Teknik Üniversitenin temelini teşkil eden Mühendishane-i Bahri Hümayun ’un da Kasımpaşa’da kurulması ile burası tamamen bir denizcilik merkezine dönüştü. Sultan III. Selim döneminde de tersane ’de ilk taş (kuru) havuz 1799 yılında inşa edildi. Sultan II. Mahmut zamanında da ikinci taş havuz 1825 yılında, ilk ahşap sitimli gemi de 1837 yılında tamamlandı.

Abdülaziz ve 2. Abdülhamit Zıtlığı

1861-1876 arasında hüküm süren Sultan Abdülaziz, denizci ve donanma sever bir kişilikti. Zamanında 1799 yılında yapılan ilk taş havuz büyütüldü. Tersane kendi ürünü ilk çelik ve sitimli gemiyi 1874 yılında tamamladı. II. Abdülhamit donanmayı küçültmeyi ve hatta yok etmeyi tercih ettiğinden ne tersane gelişti ne de yeni gemi inşa edildi. Bu arada, 1886 yılında sadece iki adet Nordenfelt sınıfı denizaltı, Taşkızak tersanesinde monte edildi. Ancak ilk fiili torpido atışından sonra, bu gemilerin gizliliğinden çekinen Sultan iki denizaltıyı İzmit’e gönderdi. Bir daha da geri çağrılmadılar. Tersane-i Amire, 1913 yılında İttihat ve Terakki döneminde üç ayrı idareye bölündü. Hasköy, Şirket-i Hayriye’ye (Şehir Hatları); Taşkızak (Valide Kızağı), Donanmaya ve diğerleri de İnşaat-ı Bahriye-i Osmaniye firmasına devredildi. Haliç Bölgesi mütareke, yani işgal döneminde tarihinin en acı dönemini yaşadı. Gemi ve tersane mezarlığına dönüştü.

Cumhuriyet Dönemi

Kurtuluş Savaşı sonrası Lozan’la İstanbul bölgesi askersizleştirilmiş statüye geçirildiğinden, Taşkızak tersanesindeki askeri olanakların bir bölümü, yeni kurulan Gölcük Tersanesine taşındı. 1936 yılında Montreux Sözleşmesi sonrası, İstanbul eski statüsüne kavuşunca, Donanma, Taşkızak Tersanesini geliştirmeye devam etti. Diğer tersaneler de değişik dönemlerde Seyri Sefain, Şirket-i Hayriye, Fabrikalar ve Havuzlar Müdürlüğü, Deniz Yolları, Denizcilik Bankası, vb. kamu kurum ve kuruluşlarının hizmetinde kaldı. Bu arada 1990’ların başında Deniz Kuvvetleri yeni tersane arayışına girdi. 1999 Marmara depremi sonrasında Gölcük Tersanesinin su üstü gemi inşa kızaklarının yok olması sonucu, Pendik (İstanbul) Tersanesi Deniz Kuvvetlerine devredilince, Taşkızak Tersanesi kapatılarak bu tersaneye taşındı. Böylece 2000 yılında Donanma savaş gemisi onarım/inşaat varlığını Kasımpaşa bölgesinden tamamen çıkarmış oldu. Daha sonraları özelleştirme furyasıyla Hasköy ve Camialtı Tersaneleri de kapatıldı.

Tarihi Mirasımızın Yaşayan Son Kalesi Haliç Tersanesi

Bugün Haliç Tersanesinde çok şükür çekiç sesleri devam ediyor. Şehir Hatları AŞ Genel Müdürlüğünün ilk kadın yönetici Sinem Dedetaş liderliğinde bu tersanemiz başarıdan başarıya koşuyor. Göreve geldiği 2019 yılında ses çıkmayan doklarda bugün şehir hatlarının gemileri onarılıyor. Yeni projelere hayat veriliyor. Halen dünyanın faal olan en eski tersanesi statüsünde Haliç Tersanesinde gemi inşası mutlaka devam etmelidir. Bu haliyle tersane UNESCO’nun korumasını hak etmektedir. Günümüzde dünya çapında UNESCO’nun Endüstriyel Arkeoloji mirası statüsünde olan 28 alan mevcuttur. Bu alanlar arasında Haliç Tersaneler bölgesine en yakın olanlar, Venedik Tersanesi ile Liverpool Deniz Ticaret Şehri sayılabilir. Bugün kara egemen müesses nizam içinde anlaşılmasa bile yarın denizciliğin ve deniz kültür birikiminin önemini anlayacak kişi ve kurumlar devlette öne çıktığında 566 yıldır Haliç’te çekiç sesinin eksik olmamasının ve gemi üretiminin değeri daha iyi anlaşılacaktır. Dünya üzerinde onbinlerce AVM, marina ve lüks oteller vardır ancak 566 yıl gemi inşa eden tersane yoktur. Bu gerçeği görememek ne acı. O nedenle Türkiye’de denize, mavi vatana, denizciliğe gönül veren herkesi, her kesimi Haliç Tersanesinin hayatta kalmaya, nefes almaya, gemi üretmeye devam etmesine destek vermeye davet ediyorum. Bu kapsamda tersanenin aktif olarak korunması için gayret sarf eden Haliç Dayanışması ile Denizcilik ve Tersane Mensupları Derneğine ve Mimari Restorasyon, Kültür Varlıklarını Koruma Derneğine destek olmaya davet ediyorum.

Tarihi Mirasın Yenisi Yapılmaz

Haliç Bölgesinde, 17’nci yüzyılda, sonradan kasra dönüştürülen Aynalıkavak Sarayı; günümüzde beşincisi ayakta kalabilen Divanhane binası; Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın konak alanına yaptırılan eski adı ile Deniz Hastanesi binası; Haliç, Camialtı ve Taşkızak tersanelerindeki tarihi binalar ve taş havuzlar günümüzde geçmişin temsilcileridir. Ancak bugün için Cezayirli Gazi Hasan Paşa Konağı, Aynalıkavak Kasrı ve Haliç Tersanesi hariç saydığım bu değerler tarihi miraslarına hiç de uygun olmayan perişan durumdadırlar. Bir topluluk, ortak tarihi mirasının bilincinde olarak ve onu koruyarak millet olur. Tarihimizin içinden gelip geleceğe uzanan 566 yıllık denizcilik mirasımızı gelecek kuşaklara mutlaka aktarmalıyız. Unutmayalım uygarlık denizde ve kıyıda başlar. Dünyanın en değerli coğrafyasında 566 yıllık denizcilik mirası ve geleneği, rant uğruna yok edilmemeli, yol geçecek diye 153 yıllık miras bilinçsizce harcanmamalıdır. Deniz Kuvvetlerimiz, Cumhuriyet Döneminde kendisine kurumsal olarak emanet edilen tarihi mirası geçmiş nesillerden aldığı gibi gelecek nesillere devretme sorumluluğunun bilincinde olmalıdır. Batan bir savaş gemisinin yenisini 4 yılda yapabiliriz ama yok edilen tarihi miras sonsuza dek kaybedilir. Yerine koyulamaz.

Deniz Kuvvetlerinin maalesef yitirdiği ya da yitirme riski olan tarihi mirasın (Taşkızak alanındaki tarihi yapılar, Divanhane Binası, Kasımpaşa Bahriye Matbaası, Deniz Hastanesi, Divanhane Karakol Binası, Beylerbeyi Astsubay Hazırlama Okulu) yarattığı psikososyal tahribat büyüktür. Benzer kayıplar yaşanmamalıdır. En gelişmiş demokrasilerde yani askeri güç üzerinde sivil kontrolün en yüksek olduğu devletlerde askeri tarihi miras kıskançlıkla korunur. Sivil otorite ben milli iradeyim ne istersem yaparım demez. Tarih ve kültür rant uğruna, egemen güçlerin çıkarlarına kurban edilmez. Zira tarihsel miras devletin sürekliliğini temsil eder. Hükümetler, yöneticiler gelir geçer. Devlet bakidir.

(Kaynak: sozcu.com.tr)

“Şehit Temel Şimşir” Yolcu Vapuru, Onarım Sürecinin Sona Ermesinin Ardından, Denize Açıldı

Ordu Büyükşehir Belediyesi tarafından onarımdan geçirilen “Şehit Temel Şimşir” yolcu vapuru, kullanıma hazır duruma getirilmesinin ardından denize açıldı.

Ordu Büyükşehir Belediyesi’nin  Ordu kentini denizle bütünleştirmek amacıyla onarımını gerçekleştirdiği vapurla ilgili olarak Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Hilmi Güler, “Güzel Ordu’muza bugün güzel bir imkan daha kazandırdık. Ordu Büyükşehir Belediyesi olarak restorasyon çalışmasını tamamladığımız Şehit Temel Şimşir Gemisi artık deniz üzerinde halkımıza hizmet verecek. Bu gemi ile hep karadan seyrettiğimiz Ordu’muzun güzelliklerini artık denizden de seyretme fırsatına kavuşacağız.” dedi.

Gemide restoran, kafeterya, düğün salonu, çocuk oyun alanı, canlı müzik alanı gibi yurttaşların gereksinimlerine yanıt verecek oylumların (mekanların) bulunduğu 600 kişilik kapasiteye sahip gemide; aynı zamanda toplantılar ve turlar da düzenlenebilecek. Başkan Güler ayrıca, geminin, Altınordu, Ünye, Fatsa ve Gülyalı ilçeleri arasında düzenlenecek seferlerle yurttaşların hizmetinde olacağını belirtti.

1977 yılında İstinye Tersanesi‘nde inşa edilen, 1200 yolcu kapasiteli 65 metre uzunluğunda ve 10 metre genişliğindeki Şehit Temel Şimşir yolcu vapuru, 2002’de Şehir Hatları İşletmesi’ne bağlı olarak Üsküdar-Eminönü seferini yaparken, Rus bandıralı “Ajax-1” adlı kuru yük gemisi ile çatışmıştı. 2006 yılında son seferini yapan ‘Şehit Temel Şimşir’ yolcu vapuru, 2013 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından Perşembe ilçesinin turizmine katkı sağlaması için hibe edilmişti. Ancak; Kışlaönü Balıkçı Barınağı‘na çekilen vapur, sigortası ve personeli olmadığı için çürümeye terk edilmiş, hatta batırılması gündeme gelmişti. Sonrasında Perşembe Belediye Meclisi tarafından oybirliği ile alınan kararla,  20 yıllığına Ordu Büyükşehir Belediyesi’ne devredilmişti.

 

(Kaynak: aa.com.tr)

 

Onarımdan Geçen ‘Şehit Temel Şimşir’ Yolcu Vapuru, Ordu Kentinin Deniz Kültürüne Katkı Sağlayacak

‘Şehit Temel Şimşir’ yolcu vapuru, Ordu Büyükşehir Belediyesi’nin Ordu kentini denizle bütünleştirme anlayışı içinde onarılarak, iç oylumu (mekanı) yeniden işlevlendiriliyor.

Vapur, Ordu’luların denizden yararlanma olanaklarını arttırarak, Ordu’nun kentsel kültürüne katkı sağlayacak.

1977 yılında İstinye Tersanesi‘nde inşa edilen, 1200 yolcu kapasiteli 65 metre uzunluğunda ve 10 metre genişliğindeki Şehit Temel Şimşir yolcu vapuru, 2002’de Şehir Hatları İşletmesi’ne bağlı olarak Üsküdar-Eminönü seferini yaparken, yoğun sis nedeniyle Rus bandıralı “Ajax-1” adlı kuru yük gemisi ile çatışmıştı.  Kazada Şehit Temel Şimşir vapurunun sağ tarafı ezilmiş, uzun bir onarım süresinin ardından yeniden yolcu taşımacılığına devam etmişti.

Uzun yıllar İstanbul’da şehir hatlarında hizmet verdikten sonra 2006 yılında son seferini yapan ‘Şehit Temel Şimşir’ yolcu vapuru, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından  2013 yılında Ordu’nun ‘sakin şehir’ belgesi sahibi Perşembe ilçesinin turizmine katkı sağlaması için  hibe edilmişti. Ancak; Kışlaönü Balıkçı Barınağı‘na çekilen vapur, sigortası ve personeli olmadığı için çürümeye terk edilmiş, hatta batırılması gündeme gelmişti. 2015 yılında Giresunlu bir işletmeci tarafından 10 yıllığına kiralanarak Giresun’a götürülmüş, ancak, sözleşme sonradan feshedilmişti.

Tüm bu badireleri atlatan ‘Şehit Temel Şimşir’ yolcu vapuru, yakın zamanda, Perşembe Belediye Meclisi tarafından oybirliği ile alınan kararla,  20 yıllığına Ordu Büyükşehir Belediyesi’ne devredildi. Belediye, denize kıyısı olmasına rağmen denizden yararlanamayan Ordu’yu denizle bütünleştirmek amacını güdüyor.

Ordu Büyükşehir Belediyesi‘nin bu yöndeki yaklaşımını, Belediye Başkanı Mehmet Hilmi Güler şu sözlerle açıklıyor: Ordu yeşili, mavisi ile insanların adeta göz zevkine hitap edecek bir şehir. Turizm anlamında da çok fazla çeşitliliğe sahibiz. Fakat bugüne kadar Ordu denizi kullanmaktan çekinmiş ve denizden yararlanamamış durumda. Biz Ordu Büyükşehir Belediyesi olarak Ordu’yu deniziyle barıştıracak projeleri hayata geçiriyoruz. Bu anlamda uygulayacağımız çalışmalarla her anlamda örnek bir şehir olan Ordu, deniziyle örnek olacak”

Ancak bugüne kadar hurda olmaya yüz tutmuş geminin; motorundan tavanına, elektriğinden mekanik aksanına kadar pek çok bölümü yeniden elden geçirilmesi; geminin iç oylumunu (mekanını) da yeni gereksinimlere uygun olacak biçimde düzenlenmesi ve yeniden işlevlendirilmesi gerekiyor.

Başkan Güler, onarım süreci, geminin yeni işlevleri ve geleceğe yönelik kullanım amacı ilgili olarak şunları söylüyor; “Karadeniz’e kıyısı olan Ordu’muzda yazı olsun kışı olsun fazla bir hareketlilik göremiyoruz. Denize hareketlilik kazandırmak ve vatandaşlarımızın da bu hareketliliğe dâhil olmasını istiyoruz. Bu anlamda Perşembe Belediyemizden Şehit Temel Şimşir adlı gemiyi kiraladık. Bu gemide ekiplerimiz hummalı bir çalışma yürütüyor. Adeta hurdaya dönmüş gemide ekiplerimiz bakım onarım yapıyor, iç dekorasyonu dâhil elden geçiriyor. Farklı konseptlerle tasarlanan bu gemide restoranından, düğün salonuna kadar pek çok mekân yer alacak. Yazıyla, kışıyla vatandaşlarımız bu gemiyi rahatlıkla kullanabilecek. Çalışmalar tamamlandığında vatandaşlarımız gemide doyasıya vakit geçirecek”

 

(Kaynaklar: orduolay.com, virahaber.com, linehaber.com.tr, haberler.com, denizhaber.net, görsel: denizbulten.com)

 

Karaköy İskelesi’nden Uğurlanan “Bandırma Vapuru” Tarihi Yolculuğunu Sanal Ortamda Yeniden Gerçekleştiriyor.

19 Mayıs’ın 101. yıldönümünde, bir ulusun ve ulusal devletin kuruluşunda temelleri olan dünyanın en ikonik deniz yolculuğu; Mustafa Kemal Paşa’nın “Bandırma Vapuru” ile İstanbul’dan Samsun’a gerçekleştirdiği yolculuk, bu defa çevrimiçi ortamda “Yüzyılın Rotası” adını taşıyan etkinlikle yeniden canlandırılıyor.

16 Mayıs’ta İstanbul Galata Rıhtımı’ndan (Karaköy İskelesi) saat: 12:10’de İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da katılımıyla uğurlanan Bandırma Vapuru, yoluna devam ettiği çevrimiçi ortamda, 19 Mayıs Salı günü Samsun’a ulaşacak. Sanal ortamın olanaklarıyla yeniden üretilen tarihi yolculuk ve tüm aşamaları tarihi bilgilerle birlikte “Yüzyılın Rotası” adlı internet sitesinden izlenebilecek.

Diğer Etkinlikler

İBB Kültür Daire Başkanlığı, etkinlik kapsamında; belgesel, tiyatro ve film gösterimlerinden oluşan özel bir içerik hazırladı.  Kutlamalarda, Beylikdüzü Gençlik Senfoni Orkestrası’nın ve İBB Orkestralar Müdürlüğü’ünün konserleri yer alıyor. Ayrıca “Dersimiz Atatürk” adlı filmin gösterimi yapılacak.

Programlar, İBB Kültür Daire Başkanlığı’nın  ve İBB’nin sosyal medya sayfalarından izlenebilecek. Çevrimiçi gerçekleştirilecek etkinlikler dört gün sürecek.

Kaptan İsmail Hakkı Durusu da Unutulmadı

Bandırma Vapuru ile Karadeniz’de üç gün süren zor yolculukla yolcularını sağ salim Samsun’a ulaştıran, Kaptan İsmail Hakkı Durusu’nun adı Şehir Hatları AŞ’nin vapurlarından birinde hala yaşıyor. Şehir Hatları AŞ, Durusu’nun Feriköy Mezarlığı’ndaki kabrini ziyaret ederek, minnet ve şükranla andı.

Durusu 2

Bandırma Vapuru 1925’te Parçalandı

Bandırma Vapuru, 1878’de İskoçya’nın Glasgow kentinde yapıldı. 279 grostonluk yolcu ve yük gemisi olarak tasarlanan gemi 1883’de Yunanistan’a satıldı ve “Kymi” adını aldı. 1891 yılında kaza sonucu battı. Yüzdürüldükten sonra İstanbul’da bir yabancı işletmeciye satıldı. Türk Bayrağına geçen gemiye burada “Panderma” adı verildi. Marmara Denizi kıyılarında sefer yapan gemi, 1910 yılında Osmanlı Denizcilik İşletmesi tarafından satın alındı ve adı “Bandırma” olarak değiştirildi.

19 Mayıs 1919’dan sonra da 1924’e kadar hizmete devam etti. 1925’de Haliç’te hurda olarak parçalandı.

“Yüzyılın Rotası”nı buradan izleyebilirsiniz.

 

(Kaynak: ibb.istanbul)

 

“Haliç Tersanesi” Üretim Odaklı Bir Müzeye Dönüştürülüyor

İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yayımlanan “İstanbul Bülteni” dergisi, Şehir Hatları Genel Müdürü Sinem Dedetaş ile gerçekleştirmiş olduğu bir söyleşiye yer verdi.

Dedetaş, 564 yıllık tarihiyle dünyanın yaşayan en eski tersanesi olan Haliç Tersanesi’nin denizciliğin yaşadığı üretim odaklı bir müze olarak düzenleneceğini belirtti.

Tersane 100’lerce yıllık geçmişten, günümüze dek gelen işlevlerini sürdürürken;  diğer yandan burada açılacak kültür oylumları ve düzenlenecek sosyal etkinlikleriyle  kent kültürünün etkin bir parçasına dönüşecek.

Şirket-i Hayriye çok köklü, tarihî bir kurum, Osmanlı’nın ilk anonim şirketi. Böyle bir kuruma ilk kadın genel müdür olarak atanmak nasıl bir duygu?

Biraz tarifi zor, eşsiz bir duygu aslında. Bilmiyorum örneklemek gerekir mi? Ama şöyle bir örnek anlatayım. Japon çiçek sanatı var ya, ikebana. Onun müzesine gittim Tokyo’da, bir ustanın dersine katıldım. Orada 400 yıllık bonzai ağaçları vardı. Ona bakan bir Alman gençle tanıştım, o sırada. Bana, “Üzerimdeki yükü düşünebiliyor musun? 400 senedir bu ağaç yaşıyor. Ben bunu bir yanlış sulasam, yanlış güneşlendirsem bu ağaç çürüyecek ve bundan önceki 400 yıl heba olacak” dedi. O sözler benim aklımda ciddi anlamda yer etti. Aslında tam da aynı duygu. Yani senelerin emeği var burada. Osmanlı
döneminden gelme, üzerine cumhuriyet mirası bir tersane ve bir şirket. Dolayısıyla bu emekleri, varoluş sebeplerini hiç unutmadan üzerine ne katabilirim, bu beni çok heyecanlandırdı. Aslında göreve gelme motivasyonum burada başlıyor diyebilirim.

-169 yıllık bir şirket ve 564 yıllık bir tersane teslim aldınız.  Gerçekten çok ağır bir sorumluluk olsa gerek. Peki, nasıl bir yer hayal etmiştiniz ve neyle karşılaştınız?

Şehir Hatları, çok kendine özgü bir şirket. Biraz daha klasik şirket mantığından uzak, hizmet odaklı bir bakışı var. Geldiğimde biraz küçülen bir şirket buldum açıkçası. Şirketin bugüne gelişinde elbette pek çok dalgalanma yaşandı; ama son on yıllarda filoyu yenilememe, vapurları tasfiye etme, bilabedel diğer belediyelere gönderme gibi, küçülmeye yönelik uygulamalar olması üzücü.

Ayrıca biz gelmeden önceki süreçlerde Haliç Tersanesi biraz topluma kapatılmış durumdaydı. Bu alanla ilgili tersanecilik faaliyetine uzak planlamalar yapılmıştı. Tersaneden çıkma süreçleri planlandığı için geldiğimde aslında biraz taşınma havasındaydı. Öncelikle, meseleyi oradan çıkarmamız gerektiğini düşündüm. Sayın Başkanımız Ekrem İmamoğlu ile de müzakere ettik. Şirketin, vapurların bakım masrafları nedeniyle ekonomik olarak taşınmayı kaldıramayacağına karar verdik. Buranın üretim odaklı yaşaması konusunda hemfikir olduk, çalışmalarımıza başladık. Öncelikli olarak burada kalmayı garantiledik.

-Çalışanlarınızın buraya dair bir aidiyet duygusu var diyebilir miyiz?

Elbette, kendimi yönetici olarak en şanslı hissettiğim nokta, çalışanların aidiyet duygusu. Herkesin şirketle ilgili bir fikri vardı; daha iyi nasıl yaparız konusunda fikir söylüyorlardı, hala da söylüyorlar. Burada tersanenin okulundan çıkan ustalarımız da var; emekli olmuş, hâlâ taşeronlar aracılığıyla çalışan emektar insanlar. Eski yeni bütün
çalışanlarımızın Tersane’ye büyük ilgi ve sevgisi olduğunu gördüm. Sevilmeyecek gibi de değil zaten, girdiğiniz anda seviyorsunuz. Tarihî dokunun değişik bir enerjisi var gerçekten, insana geçiyor.

-Biraz önce siz de bahsettiniz, Haliç Tersanesi’ne yönelik bir dönüşüm planlaması vardı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Haliç Tersanesi, ekonomik değerlerinden daha çok tarihî misyonu ve dünyanın yaşayan en eski tersanesi olması nedeniyle bizim için çok değerli. Biz de burayı insanların görmesi gerektiği kanaatindeyiz. Önceki planlara tamamen müze anlayışı, bilim merkezi diye bir şey konulmuş; üretim faaliyetlerinin tamamen durdurulması planlanmış. Fakat biz üretim odaklı olarak kamuya açmayı planlıyoruz. Bir taraftan tersanecilik, vapur bakımlarımız devam edecek, diğer taraftan farklı kültürel ve sosyal etkinliklere evsahipliği yapılacak. Bu çok değerli, dünyada olmayan bir şey; yaşayan en eski tersaneden bahsediyoruz. Bunun turizme de, kendi denizciliğimize de ciddi katkısı olacağını düşünüyorum. Kültür Varlıklarını Koruma Daire Başkanlığımız ve BİMTAŞ ile ortak bir masa kurduk, binaların tekrar fonksiyonlandırılması noktasında çalışıyoruz. Burayı eskiden olduğu gibi denizciliğin yaşadığı, canlandığı, üretildiği ve insanlara aktarıldığı bir yer olarak planlamaya çalışıyoruz.

-Nasıl bir fonksiyon kazandırılacak? Gezenler neler görecek?

Müze, sergi ve konferans alanları düşünüyoruz; denizcilikle ilgili temalar olacak. Ortak kullanım alanları, insanların gezebileceği rotalar oluşturmayı hedefliyoruz.

-Ziyaretçiler üretim yapılan alanları da görebilecekler mi?

Bizim burada 1700 – 1800’lü yıllardan kalma üç tane taş havuzumuz var ve hala eski sistemle çalışıyorlar. Su tahliyesi daha önce hayvanlarla yapılırken, daha sonra buhar makineleri ve en son elektriğe geçme gibi değişiklikler var; ama havuzun çalışma prensibi değişmiyor. O dönemden kalma bir havuzlama faaliyeti var ortada. Hem kendi denizciliğimiz hem de dünya denizciliği için çok değerli, son derece dikkat çekici bir şey. Bu yaşayan müzeyi insanlara açmak istiyoruz.

-Bu çalışmalar için ne kadar bir süre öngörüyorsunuz?

70 bin metrekarelik alanın içinde görülmeye değer tescilli binalarımız var; bir kısmı devam edecek durumda, bir kısmının bakımdan geçirilmesi gerekiyor. Makine parkurlarımız aynı şekilde düzenlemeler istiyor. Bu alanı komple revizyona sokmak aslında 4-5 senelik bir proje gibi gözüküyor. O yüzden bölerek yapmayı planladık. İlk alanımızda bir ahşap atölyemiz var. Projeleri, restorasyon çalışmaları başlamış; ama tamamlanmamış. Burası sergi salonu olarak kullanılabilir. Birinci havuzumuz da bu ilk bölgemizde bulunuyor. Tüm bu çalışmalar sonrasında, aynen eskisinde olduğu gibi yaşayan bir müze hayata geçireceğiz.

-İstanbul gibi denize bu kadar kıyısı olan bir şehirde, deniz ulaşımı hak ettiği yerde değil. Bu konuya nasıl bakıyorsunuz?

Bence de değil. Deniz etkin kullanılmıyor, bunun birtakım sebepleri var; bu bir politikanın sonucu. Tek başına Şehir Hatları’nın haydi artık denizi kullanalım diyebileceği bir konu değil. Aslında tamamen kurguyla ilgili; toplu taşımayı denizden planlamadığınızda, önceliklendirmediğinizde, ne yazık ki sonuç bu oluyor. Deniz aktarma aracı olarak kullanılıyor. Yeni dönemde bütün bakışın denize göre planlanmasıyla ilgili ciddi çalışmalarımız var. Raylı sistem bir ana hat; ama ikinci ana hat olarak denizi kullanıp, karayı da bundan beslemek gibi düşüncelerimiz var.

-Şu anda deniz ulaşımının toplu taşımadaki payı nedir?

Yüzde 2,4 civarında.

-Peki, bir yakın plan hedefiniz var mı?

Başkanımız, yüzde 10 hedefini koydu. Bunun gerçekleşmesi için bütün imkânları seferber etmek durumundayız. Bu, ciddi bir hedef tabii. Detaylı hat analizleri yapıyoruz.

-Önümüzdeki süreçte Şehir Hatları’nda elektrikli vapurlar olacak mı?

Evet, kesinlikle. Olmazsa olmaz diyorum; çünkü küresel ısınma gibi bir sorunumuz var. Çevreci çalışmalar başlattık, elektrikli sistemlere geçilmesini planlıyoruz. Ancak kapsamlı bir çalışma gerektiriyor; iskeleler, bağlama alanları, şarj istasyonları ve sefer
sürelerinin birlikte düşünülmesi gerekiyor.

-Paşabahçe Vapuru’nun yeniden denizle buluşacağı haberi, başta Adalılar olmak üzere İstanbulluları çok mutlu etti. İstanbullular Paşabahçe’ye ne zaman kavuşabilecekler?

Kendi hâline bırakılmaktan dolayı vapur hayli kötü durumda. Ama biz o silüeti çok seviyoruz, tescilli de bir vapur. Teknik olarak Paşabahçe’nin kondisyonuna, elektrikliye dönüp dönemeyeceğine, seyir sahasının buna uygun olup olmadığına bakacağız. Vapurun sac işçiliği olacak, elektronik aksamı komple yenilenecek, boya, raspa yapılacak.
Çok heyecanlı bir süreç tabii. Hem Adalılardan hem İstanbul halkından ciddi reaksiyonlar oldu. Geri kazanılması konusunda kampanyalar başlatmışlardı. Bu konuda bize büyük moral ve motivasyon desteği oldular. Yapılan işin yerini bulması çok güzel.

-Çalışmaları tamamlandığında Adalar’a mı sefer yapacak?

Kesin karar vermedik. Somut olmayan kültür varlıklarının sergilendiği bir yüzen müze şeklinde de düzenleyebiliriz. Bir taraftan toplu taşımaya hizmet ederken bir müzeyi barındırsa çok güzel olur diye düşündük. Kendisi zaten tescilli bir müze. Ama filomuzda yer alacak. Zaten fazla vapurumuz da yok. Bir de zamanının en hızlı vapuru zaten.

-Şu an elimizdeki en eski vapur mu olacak?

Yaşça en eski, ama en yeni vapurumuz olacak.

-Adalar’da deniz ulaşımının 24 saat olması, Adalıları çok mutlu etmiş olsa gerek

Çok mutlu etti. Bence çok net ihtiyaçtı zaten. O bağlantıyı sağlamak Şehir Hatları’nın görevi olduğu için bir görevimizi yerine getirmiş gibi hissediyoruz.

-Moda Vapuru yenileme çalışmaları devam ediyor. Koltuk renklerinin belirlenmesinde vatandaşların fikrine başvurdunuz. Nasıl dönüşler aldınız?

Çok olumlu dönüşler geldi. Bunların hepsini yönetimimize destek olarak görüyorum. İnsan olarak fikrimizin sorulması umutlandırıyor, keyiflendiriyor. Hizmet ettiğimiz
insanlar vapurun esas sahipleri. Onların ne istediği, karar verme noktasında bizim işimizi kolaylaştıran bir şey. Şu anda belediyemizin üst yönetiminin vizyonunun tamamen bu olması bizi rahatlatıyor.

-İskelelerdeki kültür sanat faaliyetleri çok dikkat çekmeye başladı, yoğun ilgi olduğu görülüyor. Vatandaşların bu noktada ne tür talepleri var?

Bizde şu anda ikili bir çalışma var. İskelelerimizdeki etkinlikleri Kültür A.Ş düzenliyor. Biz uzun zamandır vapurda canlı müzik yapıyoruz. Kuzguncuk İskelemizde, İKSV ile KADAR tiyatro oyununu sahneliyoruz. Tiyatro, gösteri, kukla gibi iş birliklerimiz var. Canlı müzik haricinde vapurda kukla gösterisine de başlayacağız. Sanata her zaman açığız. İstanbul yaşasın, canlansın; biz bunun denizci tarafı olarak bir parçası olalım istiyoruz. Benim ayrıca çocuklarla ilgili, oyun kurmak gibi fikirlerim var.

-Nasıl bir oyundan bahsediyoruz?

Hazine avları tarzı şeyler olur ya. Şu anda henüz proje aşamasındayız. Olsa çok güzel olur diye düşündüğüm bir fikir. Bir iskeleden diğer iskeleye tanımların yapıldığı; bilmece, bulmaca çözerek, geze geze herhangi bir objenin bulunmaya çalışıldığı bir oyun. Bu şekilde biraz da oyunla birlikte insanlara denizi sevdirmek amacındayız. Vapurlarda çocuklar için bir şey yok; akıllı oyun alanları kurmak istiyorum. Maalesef çocuklar şu anda evde, okulda, daha çok içeriye mahkûmlar. Bunu biraz dışa döndürme noktasında deniz etkili olacaktır. Vapurla geçerken kuşların nasıl uçtuğuna şahit olacak; tarihî yapıları, estetiği görecek, belki fikir üretecekler.

Çocukları dinlemeyi çok seviyorum, çok farklı fikirler çıkıyor. Hiçbir şey olmasa bile en
azından dışarı çıkıp doğayı görecekler; tabletlerinden, telefonlarından başlarını kaldıracaklar. Ben İstanbul’dayım diyebilmelerini istiyorum.

-Mehtaplı Geceleri eski hâliyle yaşatmayı düşünüyor musunuz?

Elbette, Boğaz turlarını daha keyifli hâle getirmek istiyoruz; müzikle, ikramlarla, bilet fiyatlarında bazı düzenlemelerle ve hizmet kalitesini artırarak bunu yapabiliriz. Keyifse bunu gerçekten keyifli hale getirebiliriz.

-İstanbulluların talepleri konusunda çok hassassınız. Sizin onlardan bir beklentiniz var mı?

Vapurlarımıza sahip çıkmalarını bekliyoruz. Denizin içinde olmakla denizi izlemek çok farklıdır. Vapurda hiçbir engel olmadan İstanbul silüetini izleyebiliyorsunuz. Bu nedenle vatandaşlarımızı bu keyfi yaşamaya; çaylarını yudumlarken Boğaz havası almaya davet ediyoruz.

 

Çizer Behiç Ak: “Halkın Deniz Ulaşımından Soğutulması Planlı Olarak Yapıldı ve Deniz Ulaşımı Bilinçli Olarak Geriletildi”.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi  tarafından düzenlenen “Sürdürülebilir Ulaşım Kongresi” 17-18 Aralık 2019 tarihleri arasında  düzenlendi.

Ulaşıma yönelik sorunlar, “Otopark”, “Karayolu Toplu Taşıma Sistemleri” , “Deniz Yolları” “Yaya, Bisiklet ve Trafik Güvenliği” başlıkları altında değerlendirildi.

 Şehir Hatları Genel Müdürü Sinem Dedetaş’ın yönettiği “Deniz Yolları” başlıklı oturumda Dr. İsmail Acar, “Deniz Ulaşım Payının Artırılması: Toplu Taşımacılıkta Türler arası Bütünleşme”, Tansel Timur, “Kentiçi Ulaşımda Deniz Ulaşımının Planlanması, İlkeler-Yaklaşımlar”, Doç. Dr. Yalçın Ünsan,  “İstanbul’da Geleneksel Deniz Taşımacılığının Deniz Taşıtları Ve İlgili Kıyı Yapıları Açısından Analizi” konularını ele aldılar.

Oturumda Behiç Ak, Olcay Serkan Fidan, M.Cemal Beşkardeş ve Elif İdem panelist olarak katıldı.

Oturum sonrası düzenlenen panelde çizer Behiç Ak, “Kendi vapurlarını üreten, bir okul olan, bir kültür olan Haliç Tersanesinin yerine 1980 sonrasında özelleştirme kültürü ile güvencesiz işçi çalıştırılan Tuzla Tersanesi ön plana çıktı” dedi.

12 Eylül’ün buna olanak sağlaması ile üretim sisteminin bilerek bozulduğunu belirten Ak, “İstanbul’da Haliç Tersanesi’nde yapılan ve hala kullanılabilen vapurlardan bile kurtulmak istediler, bir yerlere verdiler” diyen Ak, sözlerini şöyle sürdürdü:

Bu süreçte halkın deniz ulaşımından soğutulması planlı olarak yapıldı ve deniz ulaşımı bilinçli olarak geriletildi. Ucuz olan deniz ulaşımı ile demiryolu ulaşımı bağlantısı kopartılarak bu çevre dostu ulaşım ağları bilinçli olarak geriletildi. Şehirler hizmet ve bankacılık sektörünün merkeziymiş gibi anlatıldı ve üretim dışlandı. Haliç Tersanesi tekrar açılmalı, teknik lise kurulmalı, sendikalı işçi burada vapur üretmelidir.”

 

(Kaynak: denizhaber.net, http://surdurulebilir.istanbul, görsel: acikradyo.com.tr)

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Tarafından Düzenlenen “İstanbul Senin -Deniz Çalıştayı” Sona Erdi

Haliç Tersanesi’nde İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Şehir Hatları A.Ş’nin ortak olarak düzenlediği “İstanbul Senin – Deniz Çalıştayı” sona erdi.

Çalıştayın üçüncü oturumunda İstanbul’da deniz kültürü değerlendirildi.

Deniz ulaşımına yönelik sorun ve çözüm önerilerinin kapsamlı olarak masaya yatırıldığı çalıştayda, akademisyenler, gazeteciler, meslek odaları, ilgili sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve deniz işkolu temsilcilerinin yer aldığı 300’ün üzerinde katılımcı bir araya geldi.

Katılımcılar, toplu ulaşımda deniz payının artırılması, deprem sonrası deniz yönetimi, iklim değişikliğinin deniz ile etkileşimi ve deniz hukuku çerçevesinde ortak akıl doğrultusunda çözüm ve proje önerilerini gündeme taşıdılar.

“İstanbul Deniz Kültürü” başlıklı üçüncü oturumda; yazar, deniz tutkunu Sunay Akın ve emekli Tümamiral Cem Gürdeniz de deniz kültürü konularında değerlendirmelerini dinleyicilere sundu.

Çalıştay 3. oturum başlığı altında gerçekleştirildi.

Birinci Oturum – “İSTANBUL’DA DENİZ ULAŞIMI”

Yönlendirici – Dr. Kaptan Özkan Poyraz

Konuşmacılar:

a- İstanbul’da Kent İçi Deniz Ulaşımının Dünü, Bugünü ve Yarını – Prof. Dr. Reşat Baykal

b- Kent İçi Ulaşımında Deniz Ulaşımının Planlammas: İlkeler – Yaklaşımlar – Yük. Müh.  Tansel Timur

c- Ulaşımda Entegrasyon, Deniz&Kara Bütünleşmesi – Dr. İsmail Hakkı Acar

d- Kentsel Alanlarda Deniz Ulaştırma Teknolojileri ve Çevre Etkileri – Prof. Dr. Mustafa İnsel

İkinci Oturum – “KANAL İSTANBUL”

Yönlendirici – Prof. Dr. Haluk Gerçek

a-Türk Boğazlarının Geçiş Rejiminin Tarihsel Süreci, Montrö Sözleşmesinin Önemi ve İstanbul

Boğazlarında Meydana Gelen Deniz Kazalarının Değerlendirilmesi – Doç. Dr. Jale Nur Ece

b-Kanal İstanbul Neden Olmaz – Prof. Dr. Cemal Saydam

c-Kanal İstanbul Karşısında Yerel Halk ve Başka Bir Kent Tahayyülü – Araştırmacı Cihan Uzunçarşılı Baysal

Üçüncü Oturum – “İSTANBUL DENİZ KÜLTÜRÜ”

Yönlendirici – Prof. Dr. Haluk Gerçek

Konuşmacılar:

a- İstanbul Deniz Kültürü – Yazar Sunay Akın

b- Deniz ve Spor – Dr. Sinan Yardım

c- 21. Yüzyılda İstanbul’un Denizle Bütünleşmesi – Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz

 

(Kaynak: ibb.istanbul)