Mystic Seaport Müzesi’ndeki “Balina Avcılığı ve Küresel Ölçekteki Dev Etkisi”, 19. Yüzyıl Balina Avcılığını Çok Boyutlu Yönleriyle Ele Alıyor.
Mystic Seaport Müzesi’ndeki, 19. yüzyıl Amerikan balina avcılığını konu alan “Balina Avcılığı ve Küresel Ölçekteki Dev Etkisi” başlıklı sergi, ülkenin balina avcılığı endüstrisinin tarihini ekonomik, kültürel ve insani boyutlarıyla masaya yatırıyor.
Müzenin kendi koleksiyonlarından derlenen balina avcılığında kullanılmış ilgi çekici yüzlerce tarihi el aleti, tarihi fotoğraflar, yelkenli gemi modelleri, çok sayıda belge, sergide izleyicilerin karşısına çıkıyor. Daha önce bir araya getirilerek ziyaretçilerin karşına hiç çıkmamış olan bu kültürel birikim, ticari balina avcılarının balina yağı elde etmek için karşı karşıya kaldıkları zorlukların ve katettikleri olağanüstü mesafelerin öyküsünü anlatıyor.
Sergide yer verilen, balina avlını canlı bir biçimde betimleyen tablolar, taşbaskılar (litografiler) ve nadir bulunan tarihi fotoğraflar aracılığıyla, balinaların kovalanması, yakalanması ve işlenmesiyle ilgili tehlikeli süreçlere yeniden tanıklık edilmesini sağlıyor. Özellikle Robert Cushman Murphy ve H. S. Hutchinson & Co. fotoğraf koleksiyonlarından seçki ile oluşturulan görseller aracılığıyla, ziyaretçiler, balina avcılarının yüzen fabrikalardaki çalışma biçimlerini ve balina avlarında kullanılan aletlerle birlikte görebilecekler. Bir diğer açıdan ise, tüm bu nesneler, bir yüzyıldan daha uzun bir süre boyunca Amerika’nın ev ve sokak lambalarını yakan ve makinelerini yağlayacak malzemeyi sağlayan bir endüstrinin inanılmaz risklerini gözler önüne sererken, balina yağına ve balina yan ürünlerine yönelik tüketim taleplerini de belgeliyor.
Serginin girişinde, sanatçı Jos Sances’in 51 metrelik anıtsal duvar resmi “Or, The Whale” yer alıyor. Gerçek bir ispermeçet balinasının boyutlarına sahip olan duvar resmi, 119 adet deseni üzerinde barındıran panellerden oluşuyor. Herman Melville’in Moby-Dick’inden ve Rockwell Kent’in ikonik illüstrasyonlarından etkilenen Sances’in çalışması endüstri, yenilik ve ekolojik dönüşüm sahnelerini bir araya getirirken; izleyicileri Amerikan endüstriyalizminin tarihinin üç yüzyılına doğru görsel bir yolculuğa çıkarıyor.
Sergide ayrıca balinadan elde edilen yan ürünlere de yer veriliyor. Özellikle kadınların kullanımı için üretilen kullanışlı, zarif tüketim malları arasında; örgü iğneleri, korse burguları, kutular yer alıyor. Tüm bu ürünler aslında balina yağının olduğu kadar yan ürünlerinin de 19. yüzyıl günlük yaşamında ne kadar istem bulduğunu gösteriyor.
Yaşam öyküleri, günlükler…
Öte yandan sergi, bu endüstrinin ardında yer alan adsız çalışanların kişisel öykülerine de sergi kapsamında önemli bir yer veriyor. Afrika kıtasının batısında Kuzey Atlantik Okyanusunda bulunan Yeşil Burun Adalarından gelen ve 1860’ta New London’a yerleşen Antoine DeSant örneğinde olduğu üzere, balina avcıları çok kültürlü bir sosyal yapıya sahiptiler.
Ayrıca, balina avcılığı seferlerine sadece bir eş ve bir anne olarak değil, aynı zamanda denizci, hemşire olarak katılarak, o dönem için alışıla gelen yargılara adeta meydan okuyan kadınlar da yer almaktaydı. Bunlar arasında özellikle Charlotte “Lottie” Church, 1909 yılında yardımcı seyrüsefer subayı olarak işe başlamış ve balina avcılığı kariyeri boyunca Charles W. Morgan adlı yelkenli gemide görev yapmıştı.
Balina avcılığına yönelik tutulmuş iki yazılı kaynak, 200 yıl önce denizde sürdürülen yaşama ilişkin çok önemli yazılı bir kaynak olarak sunuyor. Bunlardan biri Ohio adlı barçadan (1875-78), diğeri ise 1821 yılında Yeşil Burun Adaları’ndan bir balina avcısı tarafından tutulan iki günlükten oluşuyor.
Sergideki diğer tüm maddi kültür ürünleri ve bu belgeler, balina avcılığı gemilerinin modelleri ve ticari balina yağı örnekleriyle birlikte, bir endüstriye kapsamlı bir bakış sunuyor.
“Balina Avcılığı ve Küresel Ölçekteki Dev Etkisi”, 16 Şubat 2026 tarihine kadar Mystic Seaport Müzesi’nde görülebilecek.
(Kaynak: mysticseaport.org)
Balina Avcılığının Kültürel Etkilerini İrdeleyen “Sınırları Genişleyen Dünya ve Oymacılık Sanatı”, New Bedford Balina Avcılığı Müzesi’nde
Sergide; Avrupalıların keşif seferlerinin ve balina avcılığının (1700’den günümüze) Pasifik ve Kuzey Kutbu’nun çevresindeki yerli toplulukları ve özgün sanat biçimlerini -New Bedford’dan Aotearoa’ya ve Utqiaġvik’e kadar- nasıl etkilediği, bu mirasın, çağdaş sanatta, topluluk yaşamlarında ve kültürlerde nasıl bir biçimde sürdürülmekte olduğu sorularına yanıt aranıyor.
Balinaları konu alan kozmolojilere, deniz memelilerinden türeyen farklı denizcilik geleneklerine sahip olan Okyanusya, Pasifik ve Kuzey Kutbu’nda yaşayan yerli toplumlar, yaşamın dinamizminin izlerini yansıtan oyma sanatı stillerini ortaya koymuşlardır. Bunu yaparken de, 1800’lerdeki Avrupalıların ticari amaçlı balina avcılığı seferlerinden ve sömürgecilikten de büyük oranda etkilenmişlerdir.
Sanatçılardan, akademisyenlerden ve somut olmayan kültür miras taşıyıcılarından oluşan geniş bir danışma kurulunun ve NBWM küratörleriyle ortaklaşa düzenlenen kapsamlı sergi, Pasifik dünyasındaki kültürel karşılaşma bölgelerinde ortaya çıkan ve günümüzde sanatsal pratiklerini ve toplulukları etkilemeyi sürdüren varsıl kültürel geleneklerini, oyma biçimlerini ve malzeme alışverişlerini değerlendirmeye alıyor. Müze’nin oyma sanatı koleksiyonunu bu coğrafyadaki yerli topluluklar tarafından üretilen oyma dekoratif sanatları ve maddi kültürle bir araya getiren sergide 300’den fazla nesneye yer veriliyor.
Moses R. Denning tarafından bir gemi betiminin oyularak işlendiği bir sperm balinası dişi (1840’lar)
whalingmuseum.org
.
Yapımcısı bilinmiyor, Huahine’nin görünümü, Society Adaları, sperm balinası dişi, (1800’ler)
whalingmuseum.org
.
Sanatçısı bilinmiyor, balina avını betimi, kağıt üstüne mürekkeple çizim, (1914)
whalingmuseum.org
Sosyete Adaları haritası, tam ortasındaki Otaheite’yle (Haiti Adası), (Temmuz-Ağustos 1769)
whalingmuseum.org
William Bligh, Sandviç Adaları görünümü eskizleri, bakır levha üzerine kazıma baskı, (yaklaşık 1786)
whalingmuseum.org
Öte yandan genel geçer beğeni anlayışlarını ve popüler tüketim kalıpları değerlendirirken; kültürel ve ticari değer sistemleri arasındaki farkları; zanaat geleneklerini, halk sanatını, üretim-tüketim süreçlerinde toplumsal cinsiyet rolleri ile ilgili konuları araştırıyor. Ayıca geleneksel olarak kullanılan malzemeleri (hindistancevizi kabukları, balina dişleri, mors fildişi, insan saçı) ve bu malzemelerin coğrafyada dolaşımını masaya yatırıyor.
(Kaynak: whalingmuseum.org)
İskoç Deniz Müzesi’nde Açılan “Fani Üstünlük, Hastalıktan Başka Bir Şey Değildir” Başlıklı Sergi, İskoçya’nın Balina Avcılığı Tarihindeki Yerini Masaya Yatırıyor.
İskoç Deniz Müzesi’nde açılan “Fani Üstünlük, Hastalıktan Başka Bir Şey Değildir” başlıklı sergi, İskoçya’nın günümüzde neredeyse unutulan ticari balina avcılığı tarihini ve balina avcılığının doğal yaşam üzerinde yol açtığı etkileri ele alıyor.
Adını, Herman Melville’in “Moby Dick” adlı tanınmış romanında geçen bir söze yapılan göndermeyle alan sergi, İskoçya’nın bu endüstri içindeki yerini; tarih, bilim, belgesel nitelikli fotoğraflar ve sanat yapıtları aracılığıyla masaya yatırıyor.
Öte yandan da balina avlarına katılan ve bu sayede büyük maceralar yaşayan ve büyük servetler edinen insanların öyküleri de sergi kapsamında izleyicilerin ilgisine sunuluyor.
Doğal yaşam üzerinde gerçekleştirilen en zalim ve korkunç girişimlerden biri olan endüstriyel balina avcılığıyla, yalnızca Kutup denizlerinde neredeyse 1.6 milyon balina 1900-1960 yılları arasında avlanmış ve bu nedenle bazı türlerin neredeyse yok olma eşiğine gelmişti.
Balina avcılığının tarihi Yenitaş (Neolitik) çağına kadar geriye gitmekle birlikte, İskoç topluluklarının balina avcılığının tarihi; Vikinglerin Kuzey Atlantik denizine balina avcılığı amacıyla açılmalarıyla, 1000 yıl önce başlamaktadır. Balina avı konusundaki yöntemler, İskoçya’nın farklı bölgelerinde zamanla gelişme gösterirken; Vikinglerin avlanma geleneklerinin kullanılması, İskoçya’nın kuzey batısındaki Hebrid takım adalarında yaşayan topluluklar tarafından 20.yy’la kadar sürdürülmüştü.
“Pelorus Pisces” – Will Maclean, 2004
scottishmaritimemuseum.org
İskoçya’da, endüstriyel balina avcılığı, tam anlamıyla 19. yy’ın ortalarında, endüstriyelleşmenin yol açtığı balina yağına yönelik artan istem (talep) sonucu başlamıştı. Balina yağı, özellikle makinaların yağlanmasında, aydınlatmada ve ısınmada kullanılıyordu. Örneğin İskoçya’nın Dundee kenti o yıllarda dünyanın en büyük hint keneviri üreticisiydi ve balina yağı, hint keneviri liflerinin yumuşatılması işleminde çok önemli bir rol oynamaktaydı. Bununla birlikte, balinalardan elde edilen yan ürünler; sabunlar, parfümler, balina kemiğinden yapılan kadın korseleri ve yine kemikten üretilen şemsiyeler, o dönemin yeni endüstriyel kentli toplumunun temel gereksinimleri arasına girmişti.
İskoçya’nın balina avcılığı limanları olan Dundee, Leith ve Shetland’dan; Mavi balina, Kambur balina, Kuzey balinası ve Güney gerçek balinası ayrıca fok avlamak amacıyla Kutup denizine açılan avcılar, burada çok çetin koşullar içinde yaşamlarını sürdürüyorlar ve çalışıyorlardı. Bu süreçte, yırtıcı hayvanların yol açtığı sayısız tehlikelerle yüzleşiyorlar, havanın ve denizin öngörülemeyen değişken koşullarıyla boğuşuyorlar, öte yandan ıssız yerlerde yaşamda kalmaya çalışıyorlardı. Tüm bu süreç içinde yaralanmalar hatta ölümler, bu avcılar için artık hiç alışılmış şeyler haline geliyordu.
Balina avı sırasında bu deniz memelisi, avcılar tarafından atılan zıpkınla bir kere vurulduktan sonra, artık büyük bir kovalamaca başlıyor ve balina kan kaybından ölene kadar sürüyordu. Ölen balinanın bedeni, çekilerek, işleme istasyonlarına götürülüyordu.
scottishmaritimemuseum.org
Balinanın yağı, bir balinacının anılarından aktardığına göre, tıpkı muz soyar gibi benzer biçimde soyularak çıkarılmaktaydı ve yaklaşık olarak bir tren vagonu büyüklüğüne sahip bir balinanın parçalara ayrılması yalnızca yirmi dakika sürmekteydi.
19. yy ortalarından 20.yy ortalarına kadar, avcılıkta kullanılan elektrikli ve patlayıcı zıpkınlar başta olmak üzere sonar sistemlerinin ve helikopterin de dahil olmasıyla, donanımlarda yaşanan teknolojik gelişmeler balina avcılığını daha etkili bir hale getirmişti.
En önemli ve dehşet verici gelişme ise; kara istasyonlarından fabrika gemilerine doğru yaşanan geçişle geldi.
Bir buçuk futbol sahası uzunluğuna (170 metre) kadar erişebilen, günde 200 balina yakalayan bu gemiler, etleri kesip-parçalara ayırdıktan sonra işlemekle görevli 4.000 kişiyi barındırmaktaydı. Ayrıca bu gemilerin çoğunun kendi içinde balina eti ve balina yağı işleme tesisi de yer almaktaydı.
1950’li ve 60’lı yıllara gelindiğinde dünya denizlerindeki balinaların büyük bölümü yok edilmiş ve balina avcılığı artık karlı bir iş olma özelliğini yitirmişti. 1982 yılında, ticari balina avcılığıyla ilgili olarak Uluslararası Balina Komisyonu (International Whaling Commission – IWC) denetiminde küresel kapsamda bir moratoryum kabul edildi. Buna karşın günümüzde hala pek çok ülke tarafından kültürel, ticari ve bilimsel amaçlarla balina avcılığı sürdürülüyor.
Sergi, İskoç Deniz Müzesi’nin koleksiyonundan yararlanılarak ayrıca Güney Georgia Müzesi (South Georgia Museum) ve İskoç Balıkçılık Müzesi (Scottish Fisheries Museum) ödünç alma yöntemiyle getirilen; ses yerleştirmeleri, fotoğraflar, avcılık konusunu odağına alan sanat yapıtları, çeşitli el aletleri/donanımları kapsıyor.
“Fani Üstünlük, Hastalıktan Başka Bir Şey Değildir” başlıklı sergi, 19 Şubat 2023 tarihine kadar İskoç Deniz Müzesi’nde görülebilecek.
(Kaynak: scottishmaritimemuseum.org)