Denizci Toplum

Yükleniyor...

Denizci Toplum

Denizci Toplum

T ü r k D e n i z c i l i k K ü l t ü r ü H a r e k e t i

‘Art Explora’ Sanat Vakfı, Akdeniz’de Kullanmak Amacıyla Katamaranda Gezici Müze Kuruyor.

Sanatı büyük bir izleyici kitlesine ulaştırmak amacıyla 2019 yılında kurulan Fransız sanat vakfı ‘Art Explora’, bu yaklaşım çerçevesinde Akdeniz’de sularında seyir yapmak amacıyla kullanacağı katamaranın tanıtımını gerçekleştirdi.

Üretimine 32 milyon avro değer biçilen ‘Artexplorer’ adı verilen teknenin yapımı İtalya-La Spezia’da sürüyor. Teknenin tamamlanmasının ardından dünyanın en büyük katamaranlarından biri olan teknenin 2023 yılının Eylül ayında Marsilya’dan başlamak üzere Akdeniz havzasını kapsayan bir seyre çıkması planlanıyor.

Art Explora’nın kurucusu  ve Louvre Müzesi’nin yöneticisi Frédéric Jousset: “Denizler her zaman savaşların gerçekleştiği ya da mal ticaretinin sürdürüldüğü bir araç olarak görülmüş; peki deniz neden üzerinde kültürün taşındığı bir alan olmasın?” diye soruyor ve ardından sözlerini şöyle sürdürüyor: “Burada ortaya koyduğumuz düşünce, tek bir yere bağlı kalmak zorunda olmayan, yer değiştirebilen ve daimi bir koleksiyona sahip olmadığı için kendisini yeni yapıtlarla sürekli, yeniden kuran bir müze oluşturmaya dayanıyor.”

46 metre uzunluğa sahip 300 ton ağırlığındaki katamaran 2000 ziyaretçi ağırlama kapasitesine sahip. Tekne, müze olarak kullanıma sokulduğunda geminin güvertesinde Artexplorer hakkında hazırlanan bir belgesel, flybridge’de yer alan karşılama bölümünde ziyaretçilere gösterilecek. Ayrıca ana sergi alanı, Louvre Abu Dabi Müzesi arkeoloji küratörü Noëmi Daucé tarafından yürütülen, Akdenizde’ki kadınları konu alan ‘İkonlar’ adını taşıyan bir dijital açılış sergisine ev sahipliği yapacak.

Teknede konukların kalabilmesi için beş adet kamara yer alıyor. Bu konaklama birimleriyle ilgili olarak Jousset: “Bu mekanları bir üretim işliği olarak değerlendirmeyeceğiz bunun yerine teknedeki yaşamdan esin alabilmeleri için davet edeceğimiz sanatçıların buralarda kalmasına olanak sağlayacağız’ ifadesini kullanıyor.

Her ne kadar yeni durak noktalarını belirlenmesi için çalışmalar sürmekte ise de; Art Explora’nın planlanan seyire başlamasının ardından konaklayacağı 15 nokta, şu ana kadar kesinleşmiş durumda. Bazılarında daha uzun süre kalınacağı ziyaret noktalarında, yerel kültür kuruluşlarının da katılımıyla kıyıda geçici sergileme birimlerin kurulacak ve böylece katamarandaki sergiye koşut, geniş bir kapsama sahip, etkinlikler dizisi oluşturulacak.

Jousset, “Burada yalnızca Batı kültürünün tanıtımını yapmayı amaçlamıyoruz” diyerek “yerel sanatçıların adının duyurulamasına da aracı olmak istiyoruz” sözleriyle, bu etkinliklerin amaçlarından birinin altını çiziyor.

Katamarının iki adet maketinden biri şu anda Louvre Müzesi’nde bulunurken; daha büyük olanı Dubai’deki Expo 2020’de yer alan Fransız Pavilyonunda segileniyor.

(Kaynak: theartnewspaper.com)

Deniz Göçmenliği Felaketine Sahne Olan Ve Venedik Bienali’nde “Barca Nostra” Adı İle Sergilenen Tekne, Yaşanan Bu Kazayı Anmak Üzere Hazırlanan Alanda Sergilenmek Üzere Sicilya’ya Geri Döndü

Venedik Bienali’nde sergilenen “Barca Nosta” ile ilgili süregelen uzlaşmazlık sona erdi ve tekne Venedik’ten, Sicilya’da bulunan Agusta kentine geri getirildi. New York Times gazetesi tarafından konuya ilişkin olarak yapılan haberde, teknenin, mavna ve römorkör ile Venedik’ten Sicilya’ya 18 Nisan tarihinde döndüğüne yer verdi.

Teknenin sergilenmesi için 18 Nisan Komitesi’nin ve Kent Konseyi’nin “Anı Bahçesi” yapımına girişmeden önce bakım ve onarım geçirilmesi bekleniyor.

Sayılarının 800 ile 1.100 arasında olduğu düşünülen mültecileri taşıyan balıkçı teknesi, Libya açıklarında bir Portekiz şilebi ile çarpışarak, 18 Nisan 2015 tarihinde, batmış ve bu kazadan yalnızca 28 kişi kurtulmuştu. 2016 yılında İtalyan donanması tarafından battığı noktadan çıkarılan bu kalıntı, Akdeniz‘deki deniz mülteciliğinin varabileceği korkunç boyutların bir göstergesi olarak; hafızalarda bir simgeye dönüşmüştü.

İtalya‘daki resmi makamlar ve yurttaşlar tarafından teknenin batış tarihine gönderme yaparak kurulan 18 Nisan Komitesi, yaşanan bu trajediyi anıtlaştırmak için bir anı bahçesi oluşturma projesi üzerine çalışma sürdürmekteydi.

Venedik Bienali’de Sergilenme Süreci

2019 yılında kent konseyi, tekneyi Venedik‘te sergilenmek isteyen Christophe Büchel‘in bu isteğine onay vermiş ve bir sözleşme imzalamış ve böylece Büchel, balıkçı teknesinden arda kalan tekne gövdesini, Barca Nostra (Bizim Tekne) adı ile 58. Venedik Bienali’de sergilemişti.

Tartışmaların Odağında Bir Tekne

“Barca Nostra”, Venedik Bienali‘nde sergilenmeye başladığından itibaren eleştirmenleri ikiye bölmüştü. Özellikle teknenin sergilendiği alanda herhangi bir tanıtım panosunun olmaması tepki çekmiş, içinde yüzlerce insanın boğularak can verdiği bu paslanmış tekne gövdesi, ziyaretçilerin yanından farkına olmadan geçtikleri ya da gölgesine sığınarak birşeyler yiyip içtikleri tanımsız bir kütleye dönüşmüştü. Her ne kadar kadar Venedik Bienali’nin tanıtım kataloğunda “Barca Nostra”ya ilişkin yer alsa da pahalı olan bu kitapçığı çok az kişinin aldığı göz önünde bulundurulduğunda, teknenin bienaldeki sergilenme biçimi bazı rahatsızlıklara neden olması çok doğaldı.

Öte yandan “Barca Nostr”a, İtalyan politik figürlerinin de yorumları ile de politik gündem de yer almıştı. Aşırı sağcı “Kuzey Ligi Partisi”nden, o dönem hükümetinin başbakan yardımcılığı görevini sürdiren, Matteo Salvini, tekneyi “politik bir propaganda” olarak nitelemişti. Salvini, daha öce de; Akdeniz’de 141 göçmeni kurtaran İtalyan sahil güvenlik gemisi Gregoretti‘nin kendi limanına yanaşmasına izin vermemiş; göçmenler, Gregoretti gemisi içinde günlerce denizde açıkta beklemek zorunda kalmıştı.

2019 Eylül ayında iktidardaki koalisyon hükümetinin çökmesi ve Salvini‘nin yönetimden düşmesinin ardından kültür bakanı Dario Franceschini, teknenin paslanmış gövdesini önünde çektiği sosyal medya videosunda şöyle diyordu; “Akdeniz’de yaşanan bir trajedinin sembolü olan bu tekneyi arkama alarak, bunca nefret söyleminin havalarda uçuştuğu ayların ardından, şunları söylemenin çok uygun olduğunu düşünüyorum: Ülkemizin bizi büyük yapan insanlık ve dayanışma gibi değerleri yeniden keşfetmeye ihtiyacı var.

Bienalin Ardından

Venedik Bienali yönetimi, etkinliğin sona ermesinin ardından 2019 Kasım ayından itibaren Büchel‘e ve sanatçının birlikte çalıştığı Hauser & Wirth sergievine, yapılan sözleşme de belirtildiği üzere teknenin Agusta Belediyesi‘ne geri götürüleceğine yönelik taahhüdde bağlı kalmaları yönünde çağrıda bulunmuştu. Bu, bir yıllık bir süreci içeren sözleşme, ayrıca” teknenin Venedik‘e götürülmesi ve yeniden Sicilya‘ya geri getirilmesine ilişkin tüm giderlerin sanatçı tarafından karşılanacağı üzerine anlaşmaya varıldığını” yönelik bir madde de içermekteydi.

Ancak “Barca Nostra” projesine yakın bazı kaynaklar tarafından belirtildiği kadarıyla; taşıyıcı arabada oluşan yapısal hasar teknenin yerinden oynatılmasını olanaksızlaştırdığı için, Agusta’ya dönüşünün gecikmesine neden olmuş; bu durumda bazı uyuşmazlıkların patlak vermesine neden olmuştu. Sanatçı, teknenin Venedik’in endüstriyel limanı olan Margera’ya getirildiği sırada taşıyıcı firmadan kaynaklanan zararı, bu firmadan sağlamaya çalışmış, öte yandan bir diğer seçenek olarak bienalin sigorta sözleşmesinden de bu zararı karşılayabileceğini düşünmüş ancak başarılı olamamıştı.

Aralık 2020’de konuyla ilgili olarak konuşan Bienalin 2019 yılı kuratörü Ralph Rugoff, şunları söylemişti. “Bienalin, sanat yapıtlarını getirilmesi için ayırmış olduğu çok sınırlı bir bütçesi bulunuyor ve bu bütçe “Barca Nostra” büyüklüğünde bir teknenin taşınarak getirilmesini karşılayacak bir büyüklüğe sahip değil. Eğer Büchel, sergilemenin ardından teknenin yeniden geri götürüleceğine yönelik olarak bir taahhüdü vermemiş olsa idi; zaten Bieanl’de sergilenmesine izin verilmezdi. Christoph, sürekli olarak; bu tekneyi, Avrupa Birliği’nin göçmen sorunundaki payının vurgulamak için Brüksel’e götürmek istediğinden söz ederdi. Bunu gerçekleştirecek bir yol bulacağından, eminim. Ancak öncelikli olarak; kendisi ve destekçileri tekneyi resmi sahiplerine geri götürme konusundaki sözleşme koşulunu yerine getirmeleri gerekiyor.”

(Kaynaklar: theartnewspaper.com, tr.euronews.com)

“Türkiye Batık Envanteri Projesi: Mavi Miras” Kapsamında Foça’da Yürütülen Sualtı İncelemelerinde 18. Yüzyıla Ait Bir Savaş Gemisi Batığına Ulaşıldı

“Türkiye Batık Envanteri Projesi: Mavi Miras (TUBEP)” kapsamında, Türk bilim insanlarının İzmir’in Foça ilçesi açıklarında yürüttükleri sualtı incelemelerinde, 18. yüzyılda battığı düşünülen bir savaş gemisi, yaklaşık olarak 55 metre derinlikte bulundu.

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı‘nın sağladığı destekle Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Deniz Bilimleri ve Teknoloji  Enstitüsü tarafından yürütülen “Türkiye Batık Envanteri Projesi: Mavi Miras (TUBEP)”, Anadolu kıyılarında geçmiş yüzyıllarda batmış gemilerin ortaya çıkarılmasını ve Akdeniz tarihinde kullanılan gemilerin geçirdiği evrim sürecinin, bulunan yeni batıklar ile izlenebilmesini böylece tarihsel bir bütünlüğün sağlanmasını amaçlanıyor. Projenin bir diğer ayağı ise; antik çağlarda kıyı çizgisinde çok sayıda liman kenti barındıran Adalar Denizi ve Akdeniz coğrafyasındaki sualtı kültür varsıllıklarını gün yüzüne çıkarma amacını taşıyor.

Bu kapsamda Foça‘daki uzaktan kumandalı sualtı robotu kullanarak yapılan sualtı incelemelerinde, yaklaşık 250 yıl önce battığı düşünülen savaş gemisi batığına ulaşıldı.

1.

DEÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Harun Özdaş, bulunan batıkla ilgili olarak şunları söylüyor: “Batığın kabaca, 25 metreye 10 metre genişlikte olduğunu söyleyebiliriz. Ama kalıntılar patlama ve batma esnasında 250-300 metrelik bir alana dağılmış durumda. Bunlar üzerindeki ilk çalışmalarımızı uzaktan kumandalı su altı robotu yani ROV cihazımızla gerçekleştirdik. Çünkü 50-55 metre, dalış için derin sular. Batık üzerinde bir planlama yaptık. Buluntulardan çıkardığımız örnekleri ilgili yerlere teslim ettik. Batığın 18’inci yüzyıla ait olduğunu düşünüyoruz. Önümüzdeki yıl batığın kimliğini daha ayrıntılı araştıracağız. Osmanlı arşivlerini araştıracak ekiplerimiz bu batığa ilişkin verilere ulaşılabilecek mi ona bakacağız.” diyen Özdaş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Üzerinde 20 tane bronz ve demir top yer almakta, çok miktarda top güllesi, mutfak kapları, geminin ana karinasına ait parçaları belirledik.” dedi.

Deniz tabanına saçılmış durumdaki, batık gemiye ait, kahverengi hamurlu-boyalı İtalya kökenli mutfak kapları, sürahi, pipo ve ahşap makara parçası su yüzeyine çıkarılarak; Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi‘ne teslim edildi.

2.

3.

Savaş gemisinde hem Osmanlı hem İtalyan kökenli kaplar olduğunu vurgulayan Özdaş,Belki bir korsan gemisi ya da Osmanlı-İtalya arasındaki bir mücadele sırasında batırılmış bir gemi olma ihtimali var. Denizlerde savaş alanları dışında çok savaş gemisine rastlamıyoruz. Buluntu bize dönemin günlük yaşamı, gemi yapım teknolojisi, askeri mühimmatın dağılımı, kullanım alanları ve şekli gibi çok ayrıntılı bilgileri sağlayacak.” dedi.

Batığın bulunduğu coğrafi konum olarak tam bir “sürpriz” olduğuna dikkati çeken Özdaş, “Osmanlı literatüründe bugüne kadar bölgedeki bir savaşa ilişkin veri bulunmamakta.” derken; DEÜ Rektörü Prof. Dr. Nükhet Hotar da yaptığı açıklamada “Batığın detaylarına erişmek çok heyecan verici. O bölgede deniz savaşı olmadığını bildiğimiz halde bir savaş gemisinin tespit edilmesi belki tarihimize ışık tutacak.” diye konuştu.

Foça‘nın, Osmanlı Dönemi‘nde önemli bir askeri deniz üssü olduğunu belirten Özdaş: “O dönemde birçok savaş için lojistik destek Foça’dan sağlanmış. İzmir  bu batıkla beraber savaş tarihi ve gemileri açısından merkeze oturmakta. Çeşme ve Koyun Adası civarında batan gemilere son batığı da eklediğimizde somut olarak  bugüne kadar en fazla batık geminin bulunduğu ilimiz. Deniz savaş tarihi açısından ön plana çıkıyor.” dedi.

Mavi Miras Projesi‘ne, Doğu Akdeniz‘de uzun yıllar Türk bayrağı altında önemli araştırmalarda görev almış Koca Piri Reis Gemisi de katkı veriyor.

(Kaynak: aa.com.tr, tinaturk.org, ntv.com.tr)

KKTC’nin Kuzey Kıyısında Sualtında Bulunan 3000 Yıllık Antik Mısır Çapası Alınan İzinlerin Ardından Denizden Çıkarıldı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuzey kıyı şeridinde, üzerinde Antik Mısır hiyeroglifleri bulunan 3.000 yıllık çapa, bakanlıktan gerekli çalışma onayının alınmasının ardından denizden çıkarıldı. Çapanın çıkarılmasında Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi Öğretim üyesi Doç. Dr. Müge Şevketoğlu, dalgıç Tevfik Camgöz ve Arkeolog Bural Karataş yer aldı.

UKÜ Arkeoloji Öğretim üyesi Doç. Dr. Şevketoğlu, bir Antik dönem Mısır gemisine ait olduğu ön görülen çapanın, Mısır‘da bir mezara ait mezar taşı veya dinsel törene ait anıt yazıtı olabileceğini belirterek, çapanın ikinci kullanım amacı ile çapaya çevrildiği söylüyor.

1.

2.

Şevketoğlu, Akdeniz‘de bugüne kadar bulunan ve üzerinde bu derece yoğun yazıtlar olan ilk taş çapa olma özelliğini taşıyan 3.000 yıllık çapa, üzerinde yer alan hiyerogliflerin çözülmesi durumunda, başta Kıbrıs ve Mısır olmak üzere Akdeniz arkeolojisini etkileyecek, oldukça önemli arkeolojik yeni bilgilerin ortaya çıkmasının olanaklı olduğu belirtiyor.

3.

Çapa, koruma işlemleri için Lefkoşa Eski Eserler ve Müzeler Dairesi‘ne bağlı koruma laboratuvarına taşındı.

(Kaynak: arkeofili.com)

Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri’nin Yayımladığı “Belgelerle Osmanlı Yönetiminde Kıbrıs” Adlı Kitap, Kıbrıs Türklerinin Tarihi Varlığına Işık Tutuyor

Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı tarafından 20 yıl sonra genişletilmiş ikinci baskısı yayımlanan “Belgelerle Osmanlı Yönetiminde Kıbrıs” adlı kitap, içerdiği tarihi belgelerle, Kıbrıs adasındaki Türk varlığına ışık tutuyor.

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı BaşkanlığıTİKA‘nın da katkı verdiği kitapla ilgili olarak Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanı Prof. Dr. Uğur Ünal, Osmanlı Devleti‘nin tarihsel mirası üzerinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti‘nin, üzerinde bulunduğu coğrafyada çok derin tarihsel izleri bulunduğunu ve uzun yıllar bu coğrafyada egemenlik kurması nedeniyle bazı hakları olduğunu vurgulayarak, bu tarihsel varlığın bazen inkar edilmek aşamasına getirilmek istendiğini belirtti.

Ünal, Başkanlık tarafından ikinci basımı yapılan “Belgelerle Osmanlı Yönetiminde Kıbrıs” adlı kitapla genel olarak Kıbrıs‘ın yönetsel, toplumsal, ve ekonomik yönlerine dair birçok konuda ayrıntılar sunan verilere birincil kaynaklardan ulaşılabildiğinin altını çizerek, şöyle konuştu:

Bu kitap, adada Müslüman Türk varlığının tescilidir. Belgelerle Osmanlı Yönetiminde Kıbrıs, Türkiye Cumhuriyeti’nin Doğu Akdeniz’de ve Doğu Akdeniz’in en stratejik kara parçası olan Kıbrıs’taki haklılık ve iddialarını dünya kamuoyuna tekrar hatırlatmak üzerine yayınladığı bir belge serisi olarak düşünülmelidir. İlk baskısı 20 yıl önce hazırlanan bu çalışma geliştirip güncellenmiş, Kıbrıs’a dair önemli defter serilerinden yapılan detaylı belge ilaveleriyle daha etkili ve güçlü bir hale getirilmiştir.

Ünal, son dönemde Türkiye Cumhuriyeti‘nin Akdeniz‘de giderek artan ve güçlenen varlığının bölgedeki enerji kaynaklarının tespiti ve işlenmesi yönünde attığı adımların ve bu adımları yaşama geçirmek için komşu ülkelerle kurduğu ilişkiler ile yaptığı anlaşmaların bölgede hak veya iddia sahibi olan bazı devletler ile politik muhalifleri rahatsız ettiğine dikkati çekerek, şunları söyledi:

Kitabımızı, Kıbrıs’ta günümüze kadar gelen Türk varlığının bir ispatı olarak görmek mümkündür. Öte yandan, Kıbrıs araştırmaları içinse mühim bir tarihsel arka plan oluşturduğu muhakkaktır. Siyaset kurumu ve uluslararası siyasetin her kademesindeki aktörleri, söz konusu kitabı incelediklerinde Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’taki Türk varlığının neden tarihi akışın doğal ve zorunlu bir sonucu olduğunu daha da iyi anlayacaktır.

Ünal, Devlet Arşivleri Başkanlığı‘nın kendisine çizilen hatırlatıcılık ve hafıza olma misyonunu yayımladığı kitap ile güncel siyaset ve politikanın sıcak gündemi üzerinden etkili bir biçimde yerine getirdiğini vurguladı.

(Kaynak: aa.com.tr)

Rob Sharp, Art Review’da Yayımlanan Makalesinde “Louise Michel” İnsani Yardım Gemisinin ve Mültecilerin, Batılı Basın Kuruluşlarındaki Temsiliyetinde Özünden Nasıl Arındırıldığını Konu Alıyor

Rob Sharp’ın Art Review’da kaleme aldığı “The Ambivalent Victory of ‘Banksy’s Boat’” başlıklı yazısı Derya Yılmaz’ın çevrisi “Banksy’nin Gemisi” başlığı ile e-skop’ta yayımlandı.

Sharp, makalesinde Banksy’nin “Louise Michel” adlı gemisine ilişkin olarak basında yer alan haberlerde, okuyucu sayısı göz önüne alınarak; tanınmış sanatçı Banksy’nın başlıca etken özneymiş gibi sunulduğunu, deniz mültecilerinin insani niteliklerinden arındırılmış belirsiz, iradesiz figürlere indirgendiğine dikkat çekerek; bu haberlerin Batılı kamuoyuna yönelik belirsiz bir destek arayışı içeriğinin bulunduğunun altını çiziyor.

Avrupa Birliği, kıyılarına ulaşan insanlara zulmetmeye devam ediyor. Geçen hafta, Britanyalı sokak sanatçısı Banksy’nin finanse ettiği bir arama kurtarma gemisi, Akdeniz‘de katıldığı bir kurtarma operasyonuyla, tehlike altında olan yüzlerce insana yardım etti. Bu yazının yazıldığı sırada, gemiye alınan insanlar İtalyan sahil güvenliği tarafından tahliye edilip başka gemilere alınmıştı.

AB üyesi ülkeler, 2018’den beri, hükümet dışı organizasyonların arama kurtarma faaliyetlerine katılan mürettebat üyeleri aleyhine toplam 40 idari ve cezai işlem başlattı; bunların 10’u sadece geçen yıla ait ve işlemler sonucunda gemilere el konabiliyor. Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı’nın verilerine göre, 2016 yılı ile Temmuz 2020 arasında faal olan arama kurtarma gemilerinin büyük kısmı, hem cezai işlemlerin sonuçlanması beklendiğinden, hem de Avrupa limanlarındaki pandemi yasakları nedeniyle halihazırda faaliyet göstermiyor. Banksy‘nin finanse ettiği kurtarma gemisinin kaptanı Pia Klemp aleyhine de İtalya’da “yasadışı göçe yardımcı olmak” suçlamasıyla dava açıldı. Louise Michel gemisi, 18 Ağustos’ta İspanya’dan yola çıkmış, Guardian gazetesi geminin faaliyetleri hakkında özel dosya yapmıştı.

Hükümetlerin her türlü insani yardım sorumluluğundan el çektiği, temel insan haklarını ayaklar altına aldığı bir siyasi sistemdeki bu dehşet verici işlevsizliğin sonuçlarından biri de, onlar yerine devreye giren hükümet dışı aktörlerin ortaya çıkması. Pembe Louise Michel gemisinin yan tarafına Banksy‘nin en çok alıcı çekecek eserlerinden birinin kopyası boyanmış. Kurtarma faaliyetiyle ilgili haberlerin neredeyse hepsinde Banksy‘nin ismi ve geminin üstündeki eserin fotoğrafı manşette yer alıyor. Konuyla ilgili olarak internette arama yaptığınızda karşınıza çıkan ilk (optimize edilmiş) manşet: “Banksy mültecileri kurtarmak için gemi finanse ediyor” – hem okur sayısı hem de bu sayıyı artıran algoritmalar gözetilerek, sanki Banksy arama kurtarma faaliyetinin öznesiymiş gibi sunulmuş. Bu yalnızca insan hayatıyla veya aktivizmle ilgili etik bir mesele değil: İnsani yardım faaliyetini ve trajediyi fırsatçı bir gösteriye dönüştüren bir ekonomik ve itibarî kâr sistemi var ortada.

“Banksy’nin Gemisi” hakkında okuduğumuz haberlerde, sığınma hakkı arayan insanlar, Lilie Chouliaraki’nin ifadesiyle “son derece müphem figürler” olarak tasvir ediliyor – insani niteliklerinden soyundurulmuş, marjinalleştirilmiş, her türlü faillikten veya kendi seslerinden mahrum bırakılmış olarak:

tüm görünürlük rejimleri, nihayetinde, insani niteliklerden soyundurmaya yönelik sembolik stratejilerin damgasını taşıyor. İster kitleselleştirme, ister kötüleme, ister çocuklaştırma, ister marjinalleştirme veya estetize etme stratejileri söz konusu olsun, Batı’nın kamusal görselleştirme alanlarında mülteciler son derece müphem figürler olarak beliriyor: muhtaç bir beden, aciz bir çocuk, ırksal bir “öteki”, dilsel bir simge veya yürek burkan bir çizim. “Bizler” sürekli bir şeyler yapmaya davet edilirken, mültecilerin kendi faillik potansiyelleri ortaya konmuyor – tehdit görsellerindeki meşum terörist portreleri hariç.”

Bu tür görseller, Avrupalı izleyicileri harekete geçirmeye yönelik belirsiz birer çağrı işlevi  görüyor; haberlerin merkezinde yer alan insanlar hakkında ise hemen hemen hiç bilgi verilmiyor – tıkış tıkış toplanmış, titreyen, can yelekli figürlere indirgeniyorlar. Alan Kurdi’nin ölümü üzerinden beş yıl geçti ve izleyiciler artık Akdeniz’den gelen, haber akışlarında mütemadiyen tekrarlanan bu acı dolu görüntüleri kanıksadı. Medyada mültecilerle ilgili haberlere ilişkin incelemeler, başlarda oluşan empati ve dayanışma duygularının geçici olduğunu, ayrıca bu tür duyguların oluşmasının izleyicilerin mevcut değerlerine bağlı olduğunu gösteriyor.

Başka boyutları hesaba katmaksızın salt Banksy’nin buradaki dahlini eleştirmek, kurtarılan insanların hayatını göz ardı etmek anlamına geleceği gibi, kendini istemeden bu olayların içinde bulan onurlu insanlara da haksızlık olur. Dahası, bugüne dek pek çok toplumsal adalet davasına destek veren Banksy’nin bu konuda karmaşık bir sicili var (Örneğin bkz. İsrail’in Kuruluşunu Hicveden Banksy Filistinliler Tarafından Protesto Edildi, Banksy Gazze’deBanksy’nin Kasvetli Disneyland’iBanksy: Politik Sanatın Uzlaşmacı Yüzü). Fakat bu son hamlenin ikircikli bir zafer olduğu söylenebilir. Bu tür gösterilerin etkisi geçip gider. Haber akışı değiştikten sonra, kurtarılan insanlara ne olduğu meçhul – kimse bunu sormaya tenezzül etmiyor.

 

(Kaynak: e-skop.com)

Sokak Sanatçısı Banksy’nin “Louise Michel” Adlı Teknesi Akdeniz’de Deniz Göçmenlerinin Yaşamlarının Kurtarılmasında Önemli Görevler Üstleniyor

Sokak sanatçısı Banksy’nin, deniz göçmenlerinin Kuzey Afrika’dan Avrupa’ya doğru Akdeniz üzerinden gerçekleştirdikleri geçişte, tehlike ile karşılaşan göçmenleri kurtarmak için satın aldığı “Louise Michel” adlı tekne, Akdeniz’de boy gösteriyor.

Banksy’nin yapıtlarının satışından elde edilen gelirle satın aldığı, daha önce Fransız donanmasında görev almış olan 30 metre uzunluğundaki tekne 28 knot hız yapabiliyor. Arama ve kurtarma gereksinimlerine uygun olarak donatılan tekneye Fransız feminist ve anarşisti Louise Michel adı verildi.

İlk defa 10 Ağustos tarihinde 10 kişilik mürettebat ile denize açılan tekne, bugüne kadar 89 göçmenin yaşamının kurtulmasına katkı sağladı. Şu anda Akdeniz’de bulunan Louise Michel‘in sözcüsü tarafından yapılan açıklamada kurtardıkları Libya‘lı göçmenleri karaya çıkaracakları güvenli bir liman aradıklarını ya da bu göçmenleri, Akdeniz’e kıyısı bulunan bir Avrupa ülkesinin sahil güvenlik gemisine aktaracakları belirtiyor.

Pembe renkli teknede özellikle dikkati çeken bir diğer ayrıntı ise; Banksy’nin güvertesine çizdiği kalp biçimindeki can simidine uzanan kız resmi.. Resim, Banksy’nin daha önce yapmış olduğu ünlü “Balonlu Kız” adlı muraline gönderme yapıyor.

Banksy

Geminin kaptanı Pia Klemp, daha önce Sea Watch deniz arama ve kurtarma örgütüne ait gemilerde kaptanlık yapıyordu. Louis Michel‘in, Orta Akdeniz’de arama ve kurtarma görevi yürüten Sea Watch kuruluşunun gemilerinden Sea Watch 4‘ün 105 kişiyi kurtarma operasyonuna da destek olduğu belirtiliyor.

Louise Michel’in Akdeniz’de gerçekleştirdiği etkinlikler internet sitesinden ve twitter hesabından izlenebiliyor.

 

(Kaynak: dw.com, edition.cnn.com)

 

Katip Çelebi’nin Piri Reis’in “Kitab-ı Bahriye”sini Örnek Alarak Hazırladığı “Müntehab-ı Bahriyye”nin Tıpkıbasımı Yapıldı

Katib Çelebi tarafından Piri Reis’in “Kitab-ı Bahriyye” isimli eseri esas alınarak 1645-1646 tarihinde  kaleme alınan “Müntehab-ı Bahriyye”nin tıpkıbasımı Prof. Dr. Fikret Sarıcaoğlu tarafından hazırlandı.

Kitap hazırlandığı dönem göz önünde bulundurulduğunda; denizciler için yaşamsal önemde coğrafi bilgiler içeriyordu.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fikret Sarıcaoğlu, 17’nci yüzyılda Katib Çelebi‘nin  hazırladığı bu yapıtın Osmanlı tarihi coğrafyası için önemli bir kaynak niteliği taşıdığını söyledi.

Kitab-ı Bahriyye“de hem tarih hem de denizciler için yaşamsal önem taşıyan coğrafi bilgilerin yer aldığını aktaran Sarıcaoğlu, “Eserde mesela gemiciler için ne lazım? Şu kayalık nerede? Gemi nerede durur, nereden kalkar? O bölgenin insanları nasıldır, kalesi-burcu var mıdır? gibi soruların cevapları yer alıyor. Kılavuz bir kitap mahiyetindedir. Katib Çelebi ise Piri Reis’i örnek alarak 17’nci yüzyılda hazırladığı ‘Müntehab-ı Bahriyye’ eserinde bu bilgileri kısaltmış ve derlemiştir.” dedi.

Katib Çelebi’nin Avrupa dillerine çevrilen “Cihannüma” ve “Keşfü’ẓ-ẓunun an esami’l-kütüb ve’l-fünun” gibi yapılarının bulunduğunu belirten Sarıcaoğlu, Hristiyan aleminin Doğu dünyasına girip bir şeyler öğrenemedikleri bir dönemde yazılan “Müntehab-ı Bahriyye“nin, Akdeniz ve Ege’nin tarihi coğrafyası için önemli bir kaynak yapıt olduğunu vurguladı.

Kitab-ı Bahriyye‘yi model alan Katib Çelebi’nin yeni haritalar çizdiğine ve mümkün mertebe bilgi ilavesi yaparak kitabı güncellemeye çalıştığı bu yapıtta, 93 harita, iki cetvel, coğrafi tanımlamalar ve yer adlarının aktarılışı gibi konular yer alıyor.

 

(Kaynak: aa.com.tr)

 

Cezayir’liler, Şerşel Kentine Oruç Reis’in Anıtının Dikilmesini İstiyor

Cezayir’in Cherchell (Şerşel) kentinde yaşayanlar, kentlerine, Akdeniz’in Türk gölü haline gelmesinde büyük rolü olan Oruç Reis’in anıtının dikilmesini istiyor.

Akdeniz’de Türk denizciliğinin gelişmesini sağlayan Barbaros kardeşlerden Oruç Reis, 1518’de Cezayir’i İspanyollara karşı savunurken şehit olmuştu.

Kentlerinde büyük Türk denizcisini hatırlatacak bir anıt olmasını isteyen Cherchell halkı, Türk ve Arap Dünyası Araştırmalar Merkezi Başkanı Dr. Mehmet Tütüncü’ye başvurdu.

Türkiye’den mimar Barış Gören ve Cezayir’de yaşayan Türk işadamı Osman Büyükkarabacak ile bir araya gelen Dr.Tütüncü, “Cezayir halkı yıkılan kalenin yeniden yapılmasını ve Oruç Reis’in anıtının dikilmesini istiyor. Şimdiki şehir parkına anıt dikilmesine karar verdik” dedi.

(Haber Kaynakları: kaptanhaber.com, milliyet.com)

Deniz Rotalarını Ve Sanat Alanındaki Yansımalarını Ortaya Koyan “Hors Pistes: Deniz Geçişleri” Pompidou Müzesi Malaga’da

Hors Pistes‘in ikinci bölümü, “Deniz Geçişleri” başlığı altında düzenleniyor. Paris‘teki ve Malaga‘daki Pompidou Müzesi‘nden oluşturulan çalışma takımlarının işbirliğiyle hazırlanan sergi, denizlerdeki rotaları ve sanat alanındaki yansımalarını ortaya koyuyor.

“Deniz Geçişleri” daha önce 26 Ocak – 12 Şubat 2017 tarihleri arasında  Paris Pompidou Müzesi  sanat izleyicilerinin karşısına çıkmıştı.

Akdeniz‘i 21. yüzyılın en tehlikeli rotası durumuna getiren ve insani dram öykülerine yol açan göç hareketlerinden, bilgisayar verilerini gözden uzak biçimde denizaltından aktaran kablolara ya da deniz üzerindeki kitlesel ölçekteki turizm amaçlı dolaşıma ve konteynerlerin taşındığı denizaşırı tecimsel etkinliklere kadar çağdaş uygarlığın ürettiği tüm bu yolculuk biçimleri; politik, ekonomik, yasal ve insani sorunların, gerginliklerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

 

Mitlerin, maceraların, fetihlerin, arayışların, keşiflerin ve özgürlüklerin taşıyıcıları olan deniz yolculuklarında bir felsefi, kurgusal ve şiirsel boyut, değişmez bir biçimde varlığını sürdürmekte; korsanlar, denizciler ve balıkçılar olağanüstü niteliklere sahip kişilere dönüşmektedirler.

Hors Pistes, gerçekleştirilen montajlar ve düzenlenen performanslar aracılığıyla, gerçekliği bünyesinde barındıran ve farklı biçimler alan bu deniz yolculuklarının bir ses veriyor.

“Hors Pistes: Deniz Geçişleri” sergisi, 23 Mart – 23 Nisan 2017 tarihleri arasında Malaga Pompidou Müzesi’nde olacak.

 

(Kaynaklar: laventanadelarte.es, centrepompidou-malaga.eu)