Brown ve Garrett Tarafından Tasarlanan “gör/bak/deniz” Başlıklı Yerleştirme, Haliç’i Seyretme Edimini Kentin Ortasına Taşıyor.
Bu yıl 10. yılını kutlayan Pera Müzesi, gerçekleştirdikleri kavramsal çalışmalarla dikkat çeken Kanadalı genç sanatçılar Caitlind R.C. Brown’a ve Wayne Garrett’a müzenin cephesine konumlandırılması özel bir yapıt siparişi verdi.
“Gör-Bak-Deniz” başlıklı yerleştirme, klasik öğelerle bezeli cephenin üzerine ikici bir anlam katmanı oluşturarak; kentin ortasındaki bir noktadan Haliç’e ‘bakma, seyretme’ edimini öne çıkarıyor.

Yapılan bu etkileyici yerleştirme ile ilgili olarak müze yaptığı açıklamada şu sözcüklere yer veriyor:
“Tarihi semt Beyoğlu, Tepebaşı’nda 19. yüzyılın sonlarında Yunanlı mimar Achilleas Manussos tarafından Bristol Otel olarak tasarlanan etkileyici bina, 2005 yılında müze olarak hizmet vermek üzere renove edilmişti. 10. yılı için Pera Müzesi’nin tarihi cephesine yerleştirilmek üzere tasarlanan gör/bak/deniz, izleyicileri tanıdık bir mekânı yeni bir mercekle tekrar incelemeye davet ediyor. Sanatçıların mercekleri oyunbazca kullanımı, Pera Müzesi’nin İstanbul’un kültürel manzarasına katkısını geleceğe odaklanmış bir gözle kutlarken, zaman ve mekan algısını da değiştiriyor. gör/bak/deniz, on bin gözlük merceğinden oluşan hareketli bir yerleştirme. Statik bir yapı olan müze binasına rüzgârın çekimiyle hareket getiren eser, Haliç’in dinamik ve pırıltılı yüzeyini yansıtıyor. 10 metre çapında bir daire yaratmak üzere bir araya gelen, kullanılmış gözlük camlarından inşa edilen gör/bak/deniz, izleyenleri anlık bir perspektif kayması yaşamaya davet ediyor.
Eğer gözler ruhun penceresiyse mercekler etrafımızdaki dünyaya dair görüşümüzü nasıl değiştirir? Eski aksesuarlar, kullananların soluk hayaletlerini taşır mı? Yerleştirmenin maddeselliği ortaya çıktıkça, izleyici izlenen oluyor ve görüntülerin, yani gözlüklerin bu görüntüsü bir başka alt metin öneriyor; gör/bak/deniz, kolektif görüntü ve perspektif bağlamında görmenin gücüne dair bir ikon.”
Yerleştirme, 05 Haziran 2015 – 14 Şubat 2016 tarihleri arasında Pera Müzesi’nde görülebilecek.
Ayrıntı için:
http://www.peramuzesi.org.tr/Sergi/gor-bak-deniz/175
Anselm Kiefer’in “Velimir Khlebnikov: Ulusların Kaderi: Savaşın Yeni Kuramı” Adlı Yerleştirmesi, Kraliyet Sanat Akademisi’nde
Anselm Kiefer’in Kraliyet Sanat Akademisi’nde açılan sergisinde “Velimir Khlebnikov: Ulusların Kaderi: Savaşın Yeni Kuramı” adlı yerleştirme, deniz savaşlarına gönderme yapıyor.
Daha önce Aniş Kapur (Anish Kapoor) ve David Hockney olmak üzere önemli sanatçıları ana galeri mekanlarında ağırlayan Kraliyet Sanat Akademisi bu yıl, Guardian gazetesinin “Bu aralık ayında İngiltere’deki en dikkat çekici sanat etkinliği” olarak tanımladığı Anselm Kiefer’i konuk ediyor.
Alman sanatçının 40 yıllık bir sanat kariyeri sürecine yayılan işlerinin yer alacağı bu sergi, aynı zamanda yalnızca Kraliyet Sanat Akademisi mekanlarına göre oluşturulmuş yeni çalışmalarını da içeren; sanatçının İngiltere’de bugüne kadar düzenlenen en önemli sergisi.
Kiefer‘in sergideki çalışmalarını, yontular, yağlıboya yapıtlar ve dev ölçülerdeki yerleştirmeler oluşturuyor. Ele aldığı sorunlara uzlaşma kaygısı gütmeyen sanatçı, tarih, mitoloji, edebiyat, felsefe ve bilim gibi alanlarından yararlanarak insanın yaşam deneyimlerine odaklanıyor.
Kiefer, yapıtlarında çoğunlukla geçmişin ilgi çekici şair, filozof gibi kişilerine odaklanıyor. Sanatçının, Annenberg avlusunda yer alan “Velimir Khlebnikov: Ulusların Kaderi: Savaşın Yeni Kuramı” adlı yerleştirmesi, Rus fütürist, avangard yazar, kuramcı ve absurdist Velimir Khlebnikov üzerine sürdürmekte olduğu çok sayıdaki çalışmalarından biri.
Khlebnikov, uzun yıllara yayılan çalışmalarının ardından, büyük deniz savaşlarının 317 yılda bir; ya da katlarında, gerçekleştiği yargısına varmış. Kiefer, hem gülünç hem kahramanca bulduğu bu mücadeleyi hem anıtsal bir işle yorumluyor.
Yapıt, toplamda 17 metre uzunluğundaki iki büyük vitrini içeren; Turner ve Caspar David Friedrich gibi romantik dönemin zirvesi olan sanatçıların çalışmalarını anımsatıyor. Üç boyutlu bu sualtı manzarasını çevreleyen saydam ve yansıtıcı özelliği olan çerçeveli vitrin, bir dram duygusu oluşturmak amacıyla yapıtı farklı yerlerden inceleyen ziyaretçilerin birbirlerini ve kendilerini görerek katılabilecekleri etkileşimli bir çalışma oluşturuyor.
Sergi, 27 Eylül – 14 Aralık 2014 tarihleri arasında Kraliyet Sanat Akademisi‘nde
(Kaynak: royalacademy.org.uk)
Türkiye Kıyılarındaki Bir Dönemin Tatil Biçimini İrdeleyen “Yazlık: Şehirlinin Kolonisi” Sergisi, SALT Beyoğlu’nda Açıldı.
Sergi, 1980’lerden itibaren Türkiye’nin orta hâlli aileleri arasında Marmara, Ege ve Akdeniz kıyılarında geçici şehirli evleri ile bu evler çevresinde oluşan o dönemin modalaşan tatil ve yaşam biçimini ortaya koyuyor.
Etkinlikte, izleyicilere sunulan yazılı belgeler, çizimler, fotoğraflar, filmler, maket ve mobilyalardan oluşan bütün; mimari, hukuki ve edebî kaynaklar temelinde yürütülen araştırmalarla desteklenerek sergide yer alıyor. SALT Araştırma başta olmak üzere çok sayıda kurum arşivinden derlenen içerik; aile arşivlerinden derlenen seçkiler, güncel saha araştırmaları ve sanatçı işleriyle destekleniyor.
Sergide sunulan konular, “Kıyı”, “Ev” ve “Hafif” başlıklı konuşma programları ile SALT Yorumlama’nın hazırladığı atölyelerde ayrıntılı olarak ele alınacak.
Ayrıca, SALT Beyoğlu’ndaki Açık Sinema’da gerçekleştirilecek Bugün Günlerden Ne? programında, 10 hafta boyunca her Perşembe günü farklı coğrafyalardaki tatil evlerine odaklı uzun metrajlı birer film gösterilecek.
“Yazlık: Şehirlinin Kolonisi”, 5 Eylül – 16 Kasım 2014 tarihleri arasında SALT Beyoğlu’nda ziyaret edilebilir.
(Kaynak: saltonline.org)
Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü Tarafından Hazırlanan “Fora Yelken Akdeniz ve Gemileri” Sergisi Malta’da Açıldı.
Akdeniz Üniversitesi Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü tarafından hazırlanan “Fora Yelken Akdeniz ve Gemileri” sergisi 10 Nisan 2014 Malta Denizcilik Müzesi’nde (Maritime Museum) açıldı.
Serginin açılışı, Türkiye Cumhuriyeti Büyük Elçisi Ayşe Sezgin’in ve Malta Cumhuriyeti Bakanları Chris Agius (Parlamento Sekreteri, Araştırma İnnovasyon, Gençlik ve Spor Bakanı) ve Joe Mizzi (Altyapı ve Ulaştırma Bakanı) ile katılımı ile gerçekleşti.
Enstitü personeli tarafından hazırlanan 30 zaman dizinsel kolaj pano, sanat tarihçi ve ressam T. Mikail P. Duggan tarafından çizilen 40 siyah kalem gemi çizimi, sanatçı Ümit Durak tarafından yapılan 8 adet ölçekli gemi modeli ve Arş. Gör. Aykan Akçay tarafından hazırlanan iki farklı animasyonun konsepti detaylı bir şekilde ziyaretçilerin bilgisine sunuldu.
“Fora Yelken Akdeniz ve Gemileri” sergisi, 01 Mayıs 2014 tarihine kadar Malta Denizcilik Müzesi’nde görülebilecek.



(Kaynak: mediterra.org)
Yönetmenliğini J.C. Chandor’un Üstlendiği “Sona Doğru” Sinemalarda
Jeffrey McDonald Chandor’ın senaryosunu yazıp, yönetmenliğini üstlendiği “Sona Doğru” (All Is Lost) 15 Kasım 2013 tarihinde gösterime giriyor.
Hint Okyanusu’nda yelkenli teknesiyle seyir yapmakta olan amatör yelkenci (Robert Redford), uyumakta olduğu bir anda, bir kazaya uğrar.
Denizin ortasında başıboş bir biçimde dolaşan konteyner, sancak tarafından teknesinin bordasına çarpmış ve burada bir delik açmıştır. Deniz suyunun hızla teknenin içine dolmasının yarattığı tehlikeye ek olarak; çarpışmanın seyir masasının olduğu bölümden olması, telsiz ve radyo gibi donanımları zarar vermiş ve iletişim yeteneğini yitirmiştir.

Teknolojinin koruyucu olanaklarını yitirmesine neden olan bu kaza ile başlayıp, denizin ortasında gün be gün baskısını gittikçe arttıran doğa karşındaki çaresizliğiyle, yaşama tutunmak için verdiği mücadelede elindeki tüm olanakları bir bir kaybedecektir.
(Kaynak: beyazperde.com, görsel: cine-vue.com, ntv.com.tr)
Chris Burden’ın “Hayalet Gemisi” New York’ta Bulunan “Yeni Müze”nin Ön Cephesine Yerleştirildi.
Chris Burden’in Yeni Müze’de (The New Museum) düzenlenmekte olan “Aşırı Uçtaki Sınırlar” sergisinin bir parçası olarak sanatçının “Hayalet Gemi”si müzenin ön cephesine yerleştirildi.
1970’li yıllardan günümüze en önemli Amerikalı sanatçı olarak tanınan Chris Burden‘ın New York’ta bulunan Yeni Müze‘nin (The New Museum’un) tüm katlarına yayılan “Aşırı Uçtaki Sınırlar” sergisinde “Hayalet Gemi” (2005), “Büyük Tekerlek” (1979), “İki Şehrin Öyküsü” (1981), “Amerika Birleşik Devletlerinin Tüm Denizaltıları“, “Meksika Köprüsü“(1998) başta olmak üzere çok sayıda yapıtı yer alıyor.
Sergi, Burden‘ın kırk yıla yayılan sanat yaşamı içinde farklı gereçler kullanarak gerçekleştirdiği yapıtlar arasından fiziksel ve moral sınırları sorgulayan ağırlıklar ve ölçüler, sınırlar ve kısıtlamalar kavramları üzerine odaklanan seçkilerle oluşturulmuş.
Bu bağlamda düzenlenen sergini bir parçası olarak Yeni Müze‘nin cephesine yerleştirilen tekne, Burden‘ın tüm yaşamı boyunca sınırları aşma çabasının teknolojik gelişmelere yönelik sorgulamasının bir izdüşümü.
Bilgisayar tarafından yönlendirilen insansız “Hayalet Gemi”, İngiltere‘deki “Yüksek Gemiler Yarışı”nın düzenlendiği 2005 yılının Temmuz ayında, İskoçya kıyılarının açıklarından Newcastle‘a kadar beş gün boyunca 400 mil seyir yapmıştı.
Bu seyir denemesinden altı yıl sonra 2011 yılında Gary Wiseman‘ın Burden ile gerçekleştirdiği söyleşide, sanatçı, o dönemin teknik olanaklarını aşma çabasının ortaya çıkardığı sonuçları, büyük bir heyecanla değerlendirilen; aynı zamanda gelecekte gerçekleşmesine yönelik ön görüsünü de dile getiriyor.
“Ben bunun kuramsal olarak olanaklı olduğuna inanıyorum; şimdiye kadar da bunu yapabilen kimse bilmiyorum. İngiltere’de yelkenli gemi modelleri için düzenlenen küçük yarışmaların burada yapmaya çalıştığımız şeye yaklaştığını biliyorum fakat bu yarışmaları hiç takip etmedim.
“Hayalet Tekne” temel olarak radyo sinyalleri ile yönetilen yarı-otonom bir deniz taşıtı. Seyir sırasında tekneye enlem ve boylam bilgisi giremiyorsunuz ama bu yine de ileriye doğru atılmış bir adım. Ben bunun olanaklı olacağını ve bir gün gerçekleşeceğine inanıyorum çünkü bunun çok akla yatkın olduğun düşüncesindeyim. Neden yalnızca bir yada iki kişiden oluşan mürettebatı olan bir şilep istemeyesiniz ki? Neden Okyanusta seyir yapmak için rüzgardan yararlanmayasınız?“

Burden‘ın çalışmalarının çoğuda olduğu üzere burada ortaya koyduğu yapı da; video ve fotoğraflarla belgelenmiş olmak dışında; yeniden üretilememe ve yalnızca bir kez, bir zamanda dilimi içinde ve bir yerde var olma özelliğine sahip.
Yeni Müze‘nin “Cephe Yontusu Programı” çerçevesinde müzenin cephesine çelik putreller ve kablolar kullanılarak yerleştirilen 182.9 x 259 x 914.4 cm gövde, 914.4 cm ana direk boyutlarına sahip olan “Hayalet Gemi”, popüler bilimin bakış açısından, evrensel teknolojilerin karmaşık yapısının anlaşılmasına yönelik bir giriş sunuyor.
02 Ekim 2013 tarihinde açılan “Aşırı Uçtaki Sınırlar” sergisi, 12 Ocak 2014 tarihine kadar Yeni Müze‘de olacak
(Kaynak: we-find-wildness.com, newmuseum.org, moussemagazine.it, görsel: dexigner.com,l ocusplus.org.uk)
Offenstein’ın “Akıntıya Karşı” Adlı Filmi Vendee Globe Yarışını Konu Alıyor
Yönetmen Christophe Offenstein’ın “Akıntıya Karşı” (2013) adlı filmi, dünyanın en zor yelkenli yarışlarından biri olan Vendee Globe’da geçiyor.
Vendee Globe’da yarışmakta olan Yann Kermadec (François Cluzet), motor kazası geçiren Frank Drevil’in (Guillaume Canet) DCNS adlı yelkenlisinde onun yerini almıştır. Kermadec, yarışın 5. gününde Fas kıyıları açıklarında seyretmekte iken, teknesinin salmasına çarpan bir varil nedeniyle Kanarya Adalarında demirlemek zorunda kalır. Salmadaki sorunu giderir ancak bu arada Fransız bayraklı tekneye Fransa‘ya gitmek isteyen Mano (Sami Seghir) adlı Moritanya’lı bir genç kendisine farkettirmeden binmiştir.

Vendee Globe, dünya okyanuslarını durmaksızın, tek başına aşabilme yeteneğinin sınandığı bir yarış olması nedeniyle, Mano‘nun teknedeki varlığının anlaşılması Kermadec‘in yarış dışı kalmasına neden olacaktır.
Kermadec, rotasında yapacağı küçük bir sapma ile Mano‘yu en yakın kara parçasına bırakmaya karar vermiştir. Ancak gelişmeler buna izin vermeyecektir.
Yapım, Vendee Globe gibi üst düzeyde bir denizcilik ve teknik bilgi gerektiren dünyanın en zor yarışlarından biri olan yarışında okyanusta zor koşullarda seyir yapmakta olan yelkencilerin kara ile teknik, tıbbi ve diğer konularda nasıl iletişim kurduklarına yönelik ilgi çekici ayrıntılar içeriyor.

Öte yandan Fransız sömürgeci kültürünün genç Mano üzerinden bir tür insancıllığa büründürüldüğü yapım, bu ayrıntı göz ardı edilerek izlendiği takdirde güçlü kurgusu ile keyifle izlenebilir.
Akıntıya Karşı (En Solitaire), Fransa‘da 25 Ağustos 2013 tarihinde gösterime giriyor.
Yapımın Künyesi:
Yönetmen: Christophe Offenstein
Oyuncular:
François Cluzet – Yann Kermadec
Samy Seghir – Mano Ixa
Virginie Efira – Marie Drevil
Guillaume Canet – Frank Drevil
Karine Vanasse – Mag Embling
Dana Prigent – Léa Kermadec
Süre: 101 dakika
2013
(Kaynak: imdb.com, görsel: cinoche.com, cineimage.ch)
14 Yaşında Dünyayı Teknesiyle Dolaşan En Genç Yelkenci Laura Dekker’in Okyanuslardaki İki Yılını Anlatan Bir Yapım: “Maidentrip”
Jillian Schlesinger’in yönetmenliğini gerçekleştirdiği, “Maidentrip”, 14 yaşındaki Laura Dekker’in teknesi Guppy ile çıktığı dünya seyahatini anlatıyor.
Ailesinin gerçekleştirdiği bir deniz gezisi sırasında Yeni Zellanda‘da doğan Dekker, anne ve babasının ayrılmasının ardından babasının yanında bir deniz kültürü içerisinde büyüdü. 10 yaşında farklı pek çok işte çalışarak kazandığı kendi parasıyla, 7 metre boyundaki Hurley 700’ü satın alan Dekker bu tekne ile Hollanda‘yı çevreleyen sularda ve Kuzey Denizi’nde tek başına seyirler gerçekleştirdi. 2009 yılında 14 yaşındayken; İngiltere’ye doğru yaptığı seyrin ardından dünyayı tek başına teknesiyle dolaşan en genç yelkenci olma düşünü yaşama geçirmeye karar verdi.

Ancak bu konuda giriştiği hazırlıklar nedeniyle baba kıza açılan ve 10 ay süren mahkemelerin yaptırım oluşturacak bir karar alamaması üzerine Dekker‘in velayeti yeniden ailesine geri verildi.
21 Ağustos 2010 yılında 11.5m boyundaki Guppy adlı keç ile seyre çıkan Dekker, bu seyahati üç büyük okyanusun aşıldığı bir gezi olarak iki yıl sürecek ve 21 Ocak 2010 tarihinde Karayipler‘deki Aziz Martin (Saint Maarten) Adasında sona erecektir.
Yapım, hem Dekker’in el kamerası ile teknede günlük tutuyormuşcasına çektiği görüntülerden, hem de yönetmen Schlesinger ve takımının, Dekker ile dünyanın çeşitli yerlerinde buluşarak kayıt ettiği görüntülerin bir araya getirilmesi ile oluşan bir belgesel.
Planladığı rotayı tamamlayan Dekker, Hollanda‘ya geri dönmek yerine, Panama Kanalı ve Pasifik Okyanusundan geçerek Yeni Zellanda – Whangarei’ye ulaşır.
Dekker, bugün yaşamının Whangarei limanındaki Guppy‘de eşi Danyal ile birlikte sürdürmektedir.
Yapımının Künyesi:
Yönetmen: Jillian Schlesinger
Oyuncular:
Laura Dekker
Dick Dekker
Barbara Mueller
Kim Dekker
2013
Süre: 1 saat 20 dk
(Kaynaklar: görsel: imdb.com, lauradekker.nl, mentorless.com, görsel: filmschoolrejects.com)
“1952-2012 Sualtına Işık Tutanlar” Rezan Has Müzesi’nde
Küratörlüğünü Saygun Dura’nın üstlendiği, “1952-2012 Sualtına Işık Tutanlar” başlıklı fotoğraf sergisi Rezan Has Müzesi’nde. Serginin açılışı 7 Kasım tarihinde gerçekleştirilecek.

Değerli sanatçıların kendilerinde iz bırakan en önemli karelerinin yer aldığı bir seçki olan bu sergi, ülkemizin sualtı fotoğrafçılığı tarihinden yola çıkarak, 1950’lerden günümüze kadar olan 60 yıllık bir zaman sürecini kapsayan Türkiye’deki ve dünya denizlerindeki sualtı yaşamını gözler önüne seriyor.


Doksana yakın fotoğraf sanatçısının çalışmalarının yer alacağı sergide, sualtının gizemli dünyasında ilk kez denklanşöre basan, Rasim Divanlı, Mustafa Kapkın, Yalçın Haraçoğlu, Zareh Magar, Baskın Sokulluoğlu, Tosun Sezen gibi sanatçıların yapıtlarından, ülkemizin ödüllü ve önemli sualtı fotoğraf sanatçılarına dek geniş bir görsel arşiv içeriyor. Ayrıca, sergi kapsamında Engin Aygün, Bengiz Özdereli ve Saki Uğurlu’nun değerli belgesel çalışmalarına da yer veriliyor.
Sergi, 08 Kasım 2012 – 28 Şubat 2013 tarihleri arasında Rezzan Has Müzesi C Blok Sergi Salonu’nda görülebilecek.
(Kaynak: rhm.org.tr)
Frize Sanat Fuarı’nda, “Su Üzerindeki En Güzel Sanat”
(Alıntılanan bu yazı, e-skop.com‘da yayınlanmıştır.)
13 Ekim’de Londra’da açılan Frieze Sanat Fuarı’nda sergilenen en ilgi çekici ‘eser’ler yatlar oldu. Ünlü yat firmaları CRN ile Riva’nın sundukları enstalasyonda biri 10, diğeri 68 metre boyunda iki hiper-lüks tekne geziliyor. Enstalasyonun adı Su Üzerindeki En Güzel Sanat. Küratörü Sarah McCroy, sanatçısı ise Berlin’den Christian Jankowski. SuperYachtTimes.com sitesindeki habere göre, “Jankowski’yi meşgul eden düşünce, lüks malların değeri ve satışı. Su Üzerindeki En Güzel Sanat sadece bir yat değil, aynı zamanda bir sanat eseri; son derecede nadir bir hazır-nesne. Enstalasyonu izleyenler, yatı gezerken ve özellikleriyle ilgili yayını dinlerken muhtemel müşterilerin rolünü oynuyorlar. Jankowski’nin işleri ise, izleyicilerin farkında olarak veya olmayarak katıldıkları performanslarla, film ve videoları kapsıyor”. CRN firmasının marka yöneticisi Luca Boldrini’nin sözleriyle, “CRN yatları, en son teknoloji ile çarpıcı bir tasarımı ve en gelişmiş malzemeler ile en mükemmel işçiliği birleştiriyor. Christian Jankowski’yle girişilen proje, bir yatı, bir nesneden bir sanat eserine dönüştüren bir ortamda çalışmamızı sağlıyor”.

Milliyet gazetesine Frieze’den ‘bildiren’ Çağdaş Ertuna’nın verdiği bilgilere göre, fiyatı 500 bin avro olan 10 metrelik yatı “bir sanat eseri olarak almak isterseniz, üzerine bir 125 bin avro daha ödüyorsunuz, o zaman size bir sertifika, bir de teknenin videosunu veriyorlar”. Jankowski’nin müdahelesiyle hazır-nesneye dönüşen 68 metrelik sanat eseri yatın fiyatı ise 10 milyon avro.
Sanatın toplum için, sanat için, devrim için yapıldığı dönemlerden, finans ve lüks için ‘üretildiği’ zamanımıza geçeli beri, tasarım ve moda fetişlerinin yanı sıra, baştan çıkarıcı mücevher, araba, mimarlık imgeleri ve bu kapsamda “süper-yatlar” sanatla aynı ortamları paylaşmaya başlamıştı. Sanat müzayedesi şirketi Antik A.Ş.’nin yayınladığı Antik Dekor dergisi bu duruma bir örnektir. Frieze Fuarı’ndaki Riva-Ferretti modellerinin de reklam verdiği derginin 100. sayısına gönderdiği kutlama mesajında Rahmi Koç, dergi mecrasındaki sanat ve yat birliğini takdirle karşılamaktadır: “Antik Dekor dergisinde özellikle dikkatimi çeken, dekorasyon, saat, mücevher ve yat reklamlarının derginin geniş ve varlıklı bir kitleye hitap ettiğini açıkça ortaya koyması. Önemli ressamların tablolarına genişçe yer verilen, Türkiye ve dünyadan önemli sanat haberleri işlenen Antik Dekor dergisini okumaktan ben de büyük keyif alıyorum.”
Elbette sanatın ve yatın lüks pazarlayan dergilerin sayfalarını paylaşmaları başka, sanat sergilemeye özgü geleneksel ortamları paylaşmaları başka. O nedenle, Frieze’de bir yatın güzel sanatların en güzeli gibi sergilenip satılması, sanat/sanayi/tasarım arasındaki, Rönesans’tan bu yana adım adım inşa edilen tarihsel sınırların tasfiyesine ilişkin bugüne kadarki en radikal hadise gibi görünüyor. Enstalasyonun adında, yat imalatının güzel sanat olarak vurgulanması, güzel sanatların (beaux-art, fine art), uygulamalı sanatlar (applied arts) ve sanayi üzerindeki beş asırlık üstünlüğüne meydan okuyor. Üstelik bu hadisenin Frieze’de gerçekleşmesi de ayrı bir önem taşıyor. Çünkü Frieze, ticaretin ötesinde sanatla pek ilgilenmeyen Art Basel, Art Miami Basel, Art Dubai gibi fuarlara kıyasla, sanat kuramı, estetik, sanat tarihi gibi konularda da tartışma açan etkinlikler düzenlemekte, dolayısıyla avangarddan devrolan politik bir makyaj da taşımaktadır.
Ne var ki bu yıl, yatların girişiyle birlikte politikanın da fuarı terk etmeye başladığından söz edilmektedir. 2010’da Akaretler’e de çıkartma yapan ünlü New Yorklu galerici Paul Kasmin bile “fuarın şaşırtıcı bir şekilde kibar ve yaşadığımız dünyadan kopuk” olduğunu söylemektedir. Küratör Joseph Backstein ise, “politik sanatın her yerde geri çekildiğini ve sanatçıların artık politik meselelerle uğraşmak yerine kendi durumlarını düşündüklerini” belirtmektedir. Adını saklı tutan Amerikalı bir galerici ise daha açıktır: “Sanat bir fantezi dünyasıdır ve küresel ekonominin dalgalanması içinde millet nakdini park edecek bir yer aramaktadır.”
(Görsel Kaynak: asia-pacificboating.com, art-agenda.com)
