Denizci Toplum

Yükleniyor...

Denizci Toplum

Denizci Toplum

T ü r k D e n i z c i l i k K ü l t ü r ü H a r e k e t i

Damien Hirst’ün Sualtı Sergisi, 100% Animalisti Tarafından Protesto Edildi.

(Alıntılanan bu metin, Skop’ta; Venedik’te Damien Hirst Sergisine Protesto başlığı ile yayınlanmıştır.)

9 Nisan’dan itibaren Damien Hirst’ün son eserlerinin yer alacağı bir sergiye ev sahipliği edecek Palazzo Grassi müzesi, geçtiğimiz günlerde 100% Animalisti adlı bir hayvan hakları grubu tarafından protesto edildi. 6 Mart gecesi eylemciler, tekneyle yanaştıkları müzenin önüne 40 kiloya yakın hayvan dışkısı bıraktılar.

Hirst’ün 10 yıldır üzerinde çalıştığı söylenen ve büyük merakla beklenen Treasures from the Wreck of the Unbelievable başlıklı sergisi hakkında pek bilgi bulunmuyor. Şu âna kadar sadece, sualtında çekilmiş kısa görüntülerin yer aldığı bir tanıtım videosu ve fotoğrafları yayınlandı. New York Times’da eserlerden bir kısmını görenlerin anlattıklarına dayanarak verilen bir habere göre projede, “fiyatları 400 bin dolar ila 4 milyon dolar arasında değişen 250 civarında nesne” yer alıyor.

hirst 1

hirst 2Damien Hirst’ün kesip biçerek, formaldehide daldırarak sergilediği domuzlar, koyunlar, köpekbalıkları meşhurdur; 2012 yılında Tate Modern’da açılan “In and Out of Love” sergisi sırasında da 10 bine yakın kelebeğin ölümüne yol açmıştı. 100% Animalisti grubu üyelerinin hyperallergic’e verdiği bilgiye göre, Müze önüne bıraktıkları hayvan dışkıları, çoğu at ve eşek olmak üzere kurtarılmış hayvanların yaşadığı bir araziden alınmış.

 

“Derinlere Yolculuk: Kaptan Cousteau” 36. İstanbul Film Festivali’nde

İstanbul Film Festivali programında, Jerome Salle’nin yönetmenliğini yaptığı “L’Odyssee”, Türkçe adı ile “Derinlere Yolculuk: Kaptan Cousteau” adlı film yer alıyor.

80’li yıllarda Kaptan Kusto, belgeselleri aracılığıyla Türkiye’de çok bilinen bir ad olmuştu. Kusto’nun yaşamının perde arkasınıi farklı boyutları ile izlemek, özellikle; belirli bir yaşa ulaşmış izleyici kitlesi açısından çok daha çarpıcı olacaktır.

 “Ömrünü denizlere adayan ve bu mavi sonsuzluğu neredeyse yuvası belleyen, dünyaca bu tutkusuyla tanınan “Kaptan” Jacques Cousteau’nun oğlu Philippe ile ilişkisi bu filmin merkezini oluşturuyor. 1946’da çocukken ilk kez babasıyla denize dalan Philippe, 10 yıl sonra meşhur Calypso gemisinde babasıyla yeniden, bu kez bir yetişkin olarak karşılaşır. Ancak uluslararası şöhretle kaptan çok değişmiş, insanlara solungaç takmak gibi çılgın fikirlere kapılmıştır.”

Ayrıntılı bilgiye İKSV sitesinden ulaşılabilir.

kaptan 10

kaptan 2

kaptan 3

(Kaynaklar: iksv.org.tr)

Su Küre, Kent Belleği ve Murat Germen’in “Muta-Morfoz”ları

Germen, ‘Muta’Morfoz’ dizisi ile tarihsel açıdan önemli olan kentlerin biriktirdiği kültürel katmanların, küresel ekonomi ile nasıl dağıldığını irdeliyor. Küreselleşmenin mimarlık aracılığıyla kent yaşamında okunabilen izler bıraktığı, tarihsel dokuyu nasıl yırttığı tüm süreçler ile gözlemleniyor.

Germen, Muta-Morfoz serisi ile kentin tarihini ve kültürel katmanlarını yapılandırırken kıyısında var edildiği denizin de burada kendisine düşen payı yaptığı çalışmaları ile yorumluyor.

muta-morfoz_no2_murat-germen-2010-170x105cm

Yaptığı işlerini panaromik bir bakış açısına oturtan sanatçı, perspektif ilkelerini yadsıyacak biçimde farklı bakış noktaları ile ele aldığı bu görünümleri, Osmanlı minyatür sanatının görme biçimine bağlaması ise; yaşanan çevreyi algılayışımızda diğer kültürlerden farklı olarak ortaya koyduğumuz görme biçimini de belgeliyor.

Sanatçı hazırladığı metinde çalışmasını şu sözcüklerle anlatıyor:

“Mutasyon ve metamorfoz mefhumlarından türeyen “muta-morfoz” kavramı ve ona bağlı olarak üretilen işler panoramik kent tasvirlerinin yatay düzlemde sıkıştırılması ile elde edildi. Bu sıkıştırma eylemi, kentlerin tarihi yapı stoku; konut ve iş merkezlerini barındıran bölgelerinde, kentsel gelişmeye karşı durabilen ve duramayan bileşenlerin arasındaki dinamiğe dikkat çekiyor. Bu daralma sonunda elde edilen görsel kent tefsiri, daha güçlü olanın yaşamaya devam ettiği ve hayatın akışını değiştirdiği bir süreç olan evrim kavramına gönderme yapıyor.

Muta-morfoz serisi gözün tek bir bakışta göremediği içeriği tek bakışa sığdırıyor. Bu fotoğraflar bütünüyle belgesel nitelikte, çekim sonrası bilinçli ekleme veya çıkarma söz konusu değil; sadece görüntünün ufki düzlemde sıkıştırılması sürecinde yok olan bazı bileşenler var. Serideki fotoğraf tabanlı anlatım, kentleri gezdiğimde aklımda kalan bölük pörçük sözcükleri içeren bir sinopsis aslında. Diğer bir deyişle, içinden kareler düşürülmüş ve pürüzsüz bir devamlılığı olmayan, stop-motion tekniğindeki gibi kırık hareketler içeren bir video metrajı gibi. Panoramik görselleştirmenin getirdiği çok perspektifli çatkı ve egemen tek perspektifin olmaması hali ise, Osmanlı minyatürlerindeki görsel yapıyı hatırlatıyor olması dolayısı ile zamanımız küresel görsel temsilini yerel muadiline bağlıyor.”

muta-morphosis_istanbul-galata-tower-no1_murat-germen_2015-1800x510

muta-morfoz_no19_murat-germen-2010-170x105cm
muta-morfoz_no30_murat-germen-2010-120x120cm
muta-morphosis_no105_murat-germen_essaouira-2011
(Kaynaklar: sanatblog.com, muratgermen.com)

Define Adası, İstanbul Şehir Tiyatroları’nda Sahneleniyor

R.L.Stevenson’un Define Adası, Can Gürzap’ın çevirisiyle İstanbul Şehir Tiyatroları’nda sahneleniyor.

Cem Karaya’nın yönetmenliğini yaptığı oyunda, korsan Kaptan Flint’in define haritasını bulan Jim Hawkins ile haritayı ele geçirmeye çalışan Uzun John Silver ve Kaptan Flint’in eski tayfalarının hikayesi konu ediliyor.

Ayrıntılı bilgiye; İstanbul Şehir Tiyatroları sitesinden ulaşabilirsiniz.

463

“Devrim Erbil’in İstanbul’u” Sergisi

Prof. Devrim Erbil, “Devrim Erbil’in İstanbul’u” adını verdiği sergisiyle Yıldız Sergi Salonu’nda…

İstanbul’u ve Boğaz’ı konu edinen çalışmalarıyla Erbil, Osmanlı minyatür sanatının evreni algılama biçiminden yola çıkarak, görme ve algılama biçimimizin, kültürel coğrafyamızı oluşturan İstanbul Boğazına ve denize getirdiği yorumu aktarmasıyla önemli bir noktada duruyor.

Yağlıboya resimler, ahşap kabartma eserler, el dokuması kilim ve halıların yer aldığı sergi; Haliç, İstanbul Boğazı, Tarihi Yarımada ve Haydarpaşa gibi coğrafi ve tarihi İstanbul simgeleri konu alıyor. Küçük bir bölümü Yıldız Holding’in kendi koleksiyonunun oluşturduğu toplam 21 eserden oluşan sergide, Haliç’ten Sarayburnu’na uzanan bir İstanbul panoramasını yansıtan “İstanbul Üçlemesi” adlı yapıt da ilk kez sanatseverlerin karşısına çıkıyor.

“Devrim Erbil’in İstanbul’u”, 08 Şubat – 10 Mart 2017 tarihleri arasında Yıldız Holding Sergi Salonunda görülebilir.

devrim erbil

1408638_16eeb4170bbc293626a1312a033447d8

(Kaynaklar: ahaber.com.tr, aydinlik.com.tr, haberturk.com)

 

Melville’in “Beyaz Balina”sı Devlet Tiyatrosu Sahnesinde

Herman Melville’in ünlü eseri “Beyaz Balina” Ankara Devlet Tiyatrosu Akün Sahnesinde…

D. Burcu Boran’ın Türkçeleştirdiği, Stanton Jay Davis’in yönetmenliğini yaptığı eser, 30 Mart’a kadar izlenebilir.

Oyun tanıtım metni:

Herman Melville’in ünlü romanı Moby Dick’ten uyarlanan oyun, 19. yüzyıl balina avcılığının hikâyesini anlatmaktadır. Dünyayı görmek için her şeyi geride bırakan Manhattanlı öğretmen Ishmael’in, kaybettiği bacağının intikamını dev beyaz bir balinadan almak isteyen Kaptan Ahab’ın ve dünyanın dört bir yanından, kendi maceralarının peşine düşmüş tayfaların yolu Pequod isimli gemide kesişir.

mobi3

mobi2mobi4

mobiiiiiiiiiiiiiiii

Ayrıntılı Bilgi: Ankara Devlet Tiyatrosu

Pasifik Okyanusu’ndaki Kayıp Bir Kıtanın Zihinsel ve Görsel Aranışı: “Muthoscapes”

Aslı Çavuşoğlu’nun “Muthoscapes” adlı eseri, 11 Haziran – 18 Eylül 2016 tarihlerinde düzenlenen Manifesta – The European Biennial of Contemporary Art’ta yer almıştı.

Çavuşoğlu, Mu kıtasını, kayıp bir kıta olarak görmek yerine; yitik bir kıta olarak yeniden gündeme taşıyor. Coğrafyada izlerini aradığı Mu ile genlerimizde kayıtlı arkaik insanı ve ona ait merakı uyandırdığı gibi ve modern çağın insanının düş gücünü harekete geçiriyor.

Çalışma ile ilgili olarak SAHA’nın sitesinde yer alan açıklama “Muthoscapes” in altyapısını ve üretim sürecini anlatıyor:

“Antik Yunanlılar için, muthos “efsane” (myth) dışında bir şeyi ifade ediyordu. Muthos, dünya ve insanoğlunun gerçek kökenini ortaya çıkaran bir hikâyeyi tanımlıyordu. Atlantis’e benzer hikâyesi olan Mu, – bazıları tarafından Pasifik Okyanusu’nda uzun zaman önce varolduğu düşünülen kayıp bir kıta – 20. yüzyılın başından bu yana, ütopik düşleri, kayıp zeminleri ve ağıtsal cazibeyi temsil etti. Herhangi bir özlemle hayal edilen veya hatırlanan mekân, zaman ya da durum “Mu” olarak atfedilebilir. Aslı Çavuşoğlu’nun projesi, İsviçre manzara resimlerindeki bu ütopyayı arar.

Antikacılar ve bit pazarlarından toplanan bu manzara resimleri incelenerek röntgenleri çekildi. Çavuşoğlu’nun rehberliğinde, Evren Kıvançer ressamın orjinal fırça darbelerine bağlı kalarak yeşil pas (patina) ve vernik katmanlarını silmek için restorasyon teknikleri kullanarak yüzeyin altındakini ortaya çıkarıyor. Çavuşoğlu, bu çalışmasında, sanat eserinin özgün durumu ile insanoğlunun kökenleri arasındaki bağlantıları kuruyor. “

mu

mu3

(Kaynaklar: saha.org.tr, aslicavusoglu.info)

Dünyanın İlk Gemi Tüneli Norveç’te Yapılıyor

(Aşağıda alıntılanan yazı, denizhaber.com.tr’de Norveç, dünyanın ilk gemi tünelini dağın altına inşa edecek başlığı ile yayınlanmıştır.)

Bir dağın altındaki dünyanın ilk gemi tüneli, bir yüzyıldan daha fazla süren ulusal bir tartışmadan sonra, Norveç’in uzak batı kıyısında inşa edilecek.

Norveç hükümeti, bir mil uzunluğunda olacak Stad tüneli için yeşil ışık yaktı. İnşaası yaklaşık 10 yıl sürecek olan tünel, gemilerin Stad yarımadasının etrafından dolanmamalarını sağlayacak.

Ticari ve yolcu gemileri hava koşullarının özellikle kış aylarında oldukça sert geçtiği ve sıklıkla gemi kazalarının meydana geldiği Stad Yarımadası ile mücadele etmek yerine doğrudan Norveç Denizi’nden kuzeye ve Kuzey Denizi’nden de güneye fiyord sularında kalmak suretiyle seyir yapabilecekler.

gemi_tuneli_2

Tünel kıyı kentleri Bergen ve Alesund arasındaki önemli deniz nakliye rotasında tüm yıl boyunca güvenli bir seyir sağlayacak.

Bu fikir ilk olarak 1874 yılında bir gazete makalesinde yer aldı ve Norveç kıyılarının herhangi bir bölgesinde kasırga benzeri bir güce ulaşan şiddetli rüzgarlarda gemilerin yarımada etrafında seyrinin oldukça tehlikeli olması tren tüneli benzeri bir gemi tüneli fikrini ortaya çıkardı.

gemi_tuneli_3

Yarımadayı kapsayan Sogn ve Fjordane bölgesinden Parlemonto üyesi, Bjorn Lødemel bunun tarihi bir karar olduğunu belirterek, “Bu Stad yarımadasının etrafında bölgenin endüstriyel gelişmesinin temeli olacak ve dünya çapında bir turizm destinasyon oluşturacak emniyetli bir geçiş sağlayacak. Ayrıca karaya oranla denizyoluyla daha fazla nakliyat yapılacak.” dedi.

Muhtemelen 2029’da tamamlandığı zaman tünel 645 metre boyundaki bir dağın altına yapılmış olacak. 45 m yüksekliğinde, 36 m genişliğinde, 1.7 km uzunluğunda olacak olan tünel 16 bin GRT’luk yük ve yolcu gemileri 12 m derinlikteki suda tüneli kullanabilecek.

Norveç tünel yapma konusunda dünya lideri olarak bir üne sahip. Dünyanın en uzun, (15 mil’den az daha uzun) karayolu tüneli Laerdal Bergen’in kuzey doğusunda yer alıyor.

V. Pehlivanoğlu’nun “Denize Doğru Bakış” Adlı Resim Sergisi, Akademililer Sanat Merkezi’nde Açılıyor

Vasıf Pehlivanoğlu’nun “Denize Doğru Bakış” adlı resim sergisi, 22 Şubat – 25 Mart 2017 tarihleri arasında Akademililer Sanat Merkezi’nde sanat izleyicilerinin karşısına çıkıyor.

Küratörlüğünü Denizhan Özer’in  gerçekleştirdiği serginin içeriği ve sanatçı hakkında Akademililer Sanat Merkezi’nin internet sitesinde şu sözcüklere yer verilmiş:

İçinde taşıdığı deniz tutkusunu, deniz insanlarını, yaşadığı şehrin denizle olan ilgisini kendine ait bir figür anlayışıyla anlatan Vasıf Pehlivanoğlu, bir yapı – söküm mantığı ile yaptığı resimlerde denize bağlı yaşamı yeniden var ederek mekan belleği üzerine bir düşünce sistematiği oluşturmaktadır.

Denizhan Özer küratörlüğünde gerçekleşen sergide, sanatçı bir kent mekanı olarak deniz kıyısı, tersaneler, rıhtımlar, balıkçı barınakları, gemiler üzerinden yaşadığı, ürettiği ve üzerinde düşündüğü şehir olarak İstanbul’u sorunsallaştırmış, unuttuğumuz, göremediğimiz ya da görmek istemediğimiz yanları ile tuval üzerine aktarmıştır. Gerçekleştirdiği iç derinliğe sahip kurgularla zamanın ruhunu yakalayan sanatçı, moderniteye özgü kültürel unutkanlığa karşı getirdiği eleştiri ile belirsizlik içinde yol alan günümüz insanına sorumluluklar taşıdığını geçmişin izlerini sürerek anlatmaktadır. Güçlü desen yapısıyla oluşan kompozisyonlarda ki deniz insanlarının gerçek hikayeleri ile gelişen resimlerin izleyici ile diyaloğa geçip, gündelik hayattan izler taşımasını sanatçının diyalog arayışı olarak görülebilir.

Her türlü özentiden uzak, çevresini tek başına izleyen, gözlem yapan ve karşılaşmalarını içtenlikle görselleştirerek anlamlandıran Vasıf Pehlivanoğlu’nun “Denize Doğru Bakış” sergisi, 22 Şubat – 25 Mart 2017 tarihleri arasında Akademililer Sanat Merkezi’nde 11.00 – 19.00 saatleri arasında görülebilir.”

(Kaynak: akademililer.com)

Cumhuriyet Dönemi Yapılarından Karaköy Yolcu Salonu, Galataport Projesi Nedeniyle Yıkıldı

Cumhuriyet döneminin önemli mimari eserlerinden biri olarak kabul edilen tarihi Karaköy Yolcu Salonu’nun denize bakan cephesi, Galataport projesi kapsamında yıkıldı.

1935 yılında düzenlenen İstanbul Limanı Yolcu Salonu Proje Müsabakası’nda Rebii Gorbon’un birincilik ödülü kazanan projesi, 1940’larda Galata Rıhtımı’nda inşa edildi. Karaköy Yolcu Salonu yapısı, İstanbul’un ve Türkiye’nin ilk ve modern deniz yolcusu uğurlama ve karşılama salonu olma özelliğini taşıyordu.

16729283_10210017695731389_8917133780912493531_n.jpg

16722657_10210017696451407_2202223247119919953_o

Bina, ilk olarak 2002’de İstanbul 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından ‘korunması gereken kültür varlığı’ olarak tescil edilmişti. Tarihi Yolcu Salonu, 2015 yılında da bu kez 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından 1. grup ‘korunması gereken kültür varlığı’ olarak tescillenmişti.

TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Sami Yılmaztürk, yıkımın kamuoyuna herhangi bir belge sunulmadan oldubittiye getirilerek gerçekleştirildiğini şu sözlerle belirtiyor:

“1940’larda tamamlanan bina erken Cumhuriyet döneminin özgün yapılarından birisidir. Karaköy Yolcu Salonu ilk modern deniz yolcu salonu olması gibi taşıdığı tarihsel, kültürel değerlerin yanı sıra mekanları itibarı ile sosyal yaşamdaki yeri itibarı ile korunması gereken bir eserdir. Bu yıkıma ilişkin elimizde bir karar yok. Neye dayanarak yıkıldı, bununla ilgili elimizde hiçbir bilgi yok. Galataport adı ile anılan projenin dayanağı olan planlara açmış olduğumuz dava çerçevesinde daha 10 gün önce keşif yapıldı. Hâkim ve bilirkişi huzurunda ilgililerle yapının yıkılmadan korunacağı açıklanmışken, yapının yıkılması kabul edilemez.”

(Kaynaklar: arkitera.com, odatv.com, hurriyet.com.tr, medyascope.tv )