Mustafa Sekban’ın “İçinde Deniz Geçsin” Adlı Sergisi Açıldı
Mustafa Sekban’ın “İçinde Deniz Geçsin” adlı kişisel resim sergisi Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi (BAKSM)’nde açıldı.
“Bugünün İstanbul’unun deniz ressamı” olarak adlandırılan Mustafa Sekban, aynı zamanda fotogerçekçilik akımın ülkemizdeki temsilcilerinden biri. Bu yaklaşımla, betimlediği İstanbul resimlerinin yer aldığı sergi; deniz, kent ve insan ilişkilerini ortaya koyuyor.
02 Mayıs 2018 tarihinde açılan “İçinde Deniz Geçsin” sergi Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi içinde bulunana Bedri Rahmi Galerisi’nde 1 ay boyunca açık kalacak.
(Kaynak: ntvsanat.com.tr)
Burhan Gün’ün Yönetmenliğini Gerçekleştirdiği “Renkli Balık: Yeni Dünyalar Kaşifi” Adlı Canlandırma, Küçük Bir Balığın Dünyayı Keşfetme Çabasını Konu Alıyor.
Yönetmenliğini Burhan Gün’ün gerçekleştirdiği “Renkli Balık: Yeni Dünyalar Kaşifi” adlı canlandırma film, 04 Mayıs 2018 tarihinde gösterime giriyor.
Yapım, “Renkli” adını taşıyan bir balığın yeni diyarları keşfetme arzusunu ve bunu gerçekleştirme yolundaki çabasını ele alıyor.

Akvaryumun dışındaki dünyayı görmeye yönelik kurduğu tüm düşlere karşın; Renkli‘nin önündeki en büyük engel, akvaryumdaki herkesin korktuğu “Mor Gözlü Ahtapot”tur. Fevkalade benmerkezci, bu fesat ahtapot, yine de Renkli‘nin, evin küçük çocuğu Deniz’le arkadaş olmasını engel olamayı başaramaz.
Tüm bu engellere karşın; Renkli, akvaryumun ötesindeki dünya hakkında çok şey öğrenecek ve bunları arkadaşlarına anlatacaktır.
Yapımın Künyesi:
Yönetmen: Burhan Gün
Senarist: Burhan Gün
Yapımcı: Burhan Gün, Oğuz Öztürk, Celal Öztürk
Seslendirenler:
-Selay Taşdöğen
-Fatih Er
-Nihan Omuz
-Burçin Artut
-Pelin Gülmez
-Ali Arda Tümer
-Murat Aydın
-Burhan Gün
Süre: 65 dakika
(Kaynaklar: boxofficeturkiye.com, sinemalar.com, tsa.org.tr)
“49. Klasik Sanat Eserleri” Müzayedesinde Türk ve Yabancı Ressamların Deniz Konulu Tabloları Yer Alıyor
BeyazArt Müzayede tarafından 6 Mayıs 2018 tarihinde Aziz Karadeniz’in yönetiminde “49. BeyazArt Klasik Sanat Eserleri” açık arttırması düzenleniyor. Eserler, 26 Mayıs – 06 Nisan tarihleri arasında açık arttırma öncesinde Nişantaşı’nda bulunan Beyaz Space’de görülebilir.
Müzayede en önemli yanlarından biri önemli adlardan oluşan Türk ve yabancı ressamların betimlediği deniz konulu eserler. Müzayedenin kataloğunda yer alan diğer eserler ile karşılaştırıldığında özellikle deniz ve çevresinde gelişen yaşamı konu alan tabloların ağırlığı dikkat çekiyor. Açık arttırma, Ayvazovski’nin “İstanbul’da Gün Batımı” adlı tablosuna yer veriyor olması ile ulusal basında yer buldu.
Ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Müzayede yer alan bazı ressamlar ve eserleri şöyle:

Ayhan Türker “Boğaz’da Kayıklar”

Ahmet Fazıl Aksoy “Bebek Sahili”

Cevat Dereli “Rüstem Paşa Yalısı”

Mustafa Esirkuş “Balıkçılar”

Mümtaz Yener “Tekneler”

Selçuk Toğul “Mavi Yolculuk”

İbrahim Safi “Plaj (Şile)”

Şefik Bursalı “Boğaz Çıkışı”

Selahattin Teoman “Boğaz’da Kayıklar”

Ercüment Kalmık “Liman”

Mehmet Ali Laga “Yelkenliler”

Hayri Çizel “Balıkçılar”

Ivan Konstantinovich Aivazovski ” Ay Işığında İstanbul”

Hikmet Onat ” Büyükdere”

Hasan Vecih Bereketoğlu ” Kayalıklar ve Deniz”

Edip Hakkı Köseoğlu “Arnavutköy”

Halil Paşa “Haliç’te Yelkenliler”

Şerif Renkgörür “Büyükada’dan Heybeli”

Ahmet Mithat “Sarayburnu”

Fausto Zonaro “Galata’da İskelede Yelkenliler”

François Leon Prieur Bardin “Kireçburnu”

Adolphe Carbon Bonquart ” Deniz Savaşı”

Pierre Charles Comte “Napoli”

Joseph Hoffmann “Gün Batımı”
“Büyük Dünya Savaşı’nda Donanma” Sergisi Portekiz Denizcilik Müzesi’nde Açıldı.
1.Dünya Savaşı’nda Portekiz Donanmasının üstlendiği görevleri anlatan “Büyük Dünya Savaşı’nda Donanma” başlıklı belgesel fotoğraf sergisi Portekiz Denizcilik Müzesi’nde açıldı.
1914 yılında büyük dünya savaşının başladığı ilk yıllarda Portekiz, çatışan büyük güçler arasında tarafsızlığı benimsemişti. Bununla birlikte kendi egemenliği altındaki coğrafyayı koruma altına alan Portekiz, donanmasına kolonilerindeki çıkarlarını gözetme, limanları ve denizcilik yollarını korunma ve izleme sorumluluğunun vermişti.
1916 yılında ülkenin 1. Dünya Savaşı’na girmesiyle Portekiz donanması, denizde ve havada; Atlantik okyanusunda, sömürgelerde, Avrupa’da ve Afrika’da olmak üzere farklı coğrafyalarda varlık göstermeye başlamıştı. Portekiz Donanması’na farklı coğrafyalarda verilen bu görevler, donanmanın yeni operasyonel araçlar geliştirmesine olanak sağlamıştı.
Sergi, aradan geçen yüzyıl sonra karada ve denizde, Dünya Savaşı’na (1914-1918) katılanların anısını tazelemek olduğu kadar geleceğe yönelik olarak bugün pay çıkarılması için bir ileti niteliği taşıyor.
Sergi 18 Nisan – 11 Kasım 2018 tarihleri arasında sürecek.
(Kaynak: ccm.marinha.pt)
Anılar, Gemiler ve Kültür: Türkiye’nin İlk Sivil Denizcilik Müzesi
(Alıntılanan bu haber, “Gemilerin ruhu müzede yaşıyor” başlığı ile milliyet.com.tr’de yayınlanmıştır.)
Tuzla’da açılan İLKFER Denizcilik Müzesi’nde 8 ülkeye ait 26 ticaret gemisinden 200 parça sergileniyor. Pusulalar, dümenler ve haritalar mavi yolculukların hatıralarını yaşatıyor.
Denizciliğin teknolojik gelişimini gösteren Türkiye’deki ilk sivil müze Tuzla’da açıldı. İzmir Aliğa’daki söküm tesisine gelen gemilerden sökülen pusulalar, haritalar, çanlar, seyir defterleri, kontrol panelleri, sekstantlar, düdükler, dümenler, telefonlar, telsizler ve makine parçaları İlker Meşe’nin kurduğu İLKFER Denizcilik Müzesi’nde sergileniyor. ‘Aşk Gemisi’ nin fotoğraflarının da yer aldığı sergide 8 ülkeye ait 26 ticaret gemisinden 200 parça bulunuyor. Dünya ticaretinin yüzde 84’ü deniz yoluyla yapılırken, mavi sularda dolaşan gemilerin geçirdiği teknolojik değişim İLKFER Denizcilik Müzesi’nde anlatılıyor.
Hatıralarla dolu
Yılda 12 milyar ton yükü bir limandan diğerine ulaştıran ticaret gemilerinin parçaları iki denizcinin girişimiyle korunuyor. Kullanımdan çıkarılan gemilerin getirildiği Aliağa’daki söküm tesislerine giden İlker Meşe’nin özenle seçtiği parçalar, Tuzla’daki şirket binasının altında deniz sevdalılarıyla buluşuyor. Gemi makine mühendisi olan, 20 yıl dünyanın pek çok denizinde dolaşan İlker Meşe, gemi adamlarının en çok kullandığı ve hatıraları olduğu parçaları seçmeye çalışıyor. Müzenin en eski parçası 1925 yapımı bir ‘cayro pusula’. Dünyanın dönüş hareketini hesaplayarak denizcilere her zaman kuzeyi gösteren pusula, 100 yıl önce fırtınalı sularda pek çok deniz adamının hayatını kurtaran bir alet olarak tanımlanıyor.
İlker Meşe, “Gemiler ruhu olan, içinde hatıraları barındıran bir araçtır. Kaptanlar aslında duygularını ve hayallerini de aktarır seyir defterine. Güverte reisleri çocuklarının doğum haberini almıştır köprü üstündeki telefondan ya da bir başçarkçı sevdiği kadına evlenme teklif etmiştir aynı telefonla. Gemicilerin hatıralarının ve yaşadıkları duyguların sergilendiği bir müze kurmak istedik. Müzemizde gemi adamlarının duygularıyla beslenen gemilerin ruhu yaşıyor” dedi.
100 yıllık seyrüsefer
20 yıl denizlerde görev yapan gemi makine mühendisi İlker Meşe, “Aliağa’da gemiler sökülürken yaşanmışlıkların da söküldüğünü hissettim. Yok olmasını önlemek kadar gelecek kuşaklara denizciliğin teknolojik gelişimini göstermesi açısından da önemli bir müze kurduk. Müzeyi gezenler, denizciliğin 100 yıl içinde ne kadar hızlı ilerlediğini görürken eski gemilere saygı duyacak” dedi. Gemi Mühendisleri Odası Başkanı Feramuz Aşkın ise, “Söküm tesislerinde gemilerin değerlerinin hurdaya gittiğini gördük. Kaptanın ‘Tornistan çark’ komutunu makine dairesine ileten ve gemiyi büyük bir manevra ile kazadan kurtaran makine telgrafının, limana girildiğini anlatan düdüğün korunmasını istedik. Genç denizciler müzeye gelerek gemi teknolojisinin hayatlarını ne kadar kolaylaştırdığını görebilir” diye konuştu.
Gemilerden sökülüp sergileniyor
Müzedeki eserlerin çoğu Türkiye’de yapılan gemilerden sökülmüş parçalar… Japonya, Rusya, Norveç, İsveç, Almanya, İngiltere ve İtalya’da yapılan gemilerin de parçaları bulunuyor. Buhar kazanıyla çalışan Star of Venice’in kontrol paneli, Silver’ın mekanik yükleme tablosu, Agia’nın dürbün kutusu, Lady Rana sekstant (yıldızlara bakarak yol gösteren cihaz), Mesut Bey’in çanı, Comet’in ışıldağı, Aşk Gemisi’nin, Pasifik Prensesi’nin fotoğrafları, Volgabat 115’in harita dolabı müzeyi gezenleri eskiye götürüyor. Ayrıca İlker Meşe’nin 1979’da görev yaptığı ‘Kocaeli’ gemisinde çıkardığı haftalık gazeteler ile Türk armatörlerin kullandığı baca forsları da müzede.
(Görsel Kaynak: denizticaretgazetesi.org)
Lanetlenmiş Bir Kaptanın Öyküsünü Anlatan “Uçan Hollandalı” Operası Yeni Yorumu ile Sahnede
Richard Wagner’in başyapıtlarından biri olan Uçan Hollandalı Helsinki’de bulunan Finlandiya Ulusal Opera ve Balesi‘nde 14.09.2018- 11.10.2018 tarihleri arasında sahnelenecek.
Opera, sonsuza dek dünya denizlerinde seyir yapmakla lanetlenen kaptanın öyküsünü anlatıyor. Lanet, kaptanın ancak yedi yılda bir karaya çıkmasına izin vermektedir. Bu laneti, ancak aşkına sadık bir kadın bozabilecektir.
Günümüzün önemli yönetmenlerinden Kasper Holten, bu başyapıtı yepyeni bir yorum ile sahneye taşıyor. Oyun, kentsel bir çevrede ve uluslararası sanat ticaretinin hırçın dünyası içinde Wagner’in dile getirdiği denizin ve aşkın gücünü anımsatan bir yapım olarak gerçekleştiriliyor.
Bu oyunda lanetli kaptanı bu korkunç kaderden kurtaran kadın, aslında bu oyunun ana karakterini oluşturuyor. Holten burada güzel bir tespitte bulunarak şunları söylüyor:
“Neredeyese tüm opera tarihi, aşkı olan bir adamı özgür kılmak için kendini feda eden kadın öyküleri ile dolu” “Ancak günümüzde bu kadın ve erkek arasındaki rollere ilişkin olarak kavrayışımız çok daha farklı. Uçan Hollandalı’da benim amacım Santa’nın gerçekte kim olduğunu sormak. Santa’nın oyundaki karakteri yalnızca kendini feda etmek değil. “
Uçan Hollandalı’nın librettosunda denize, fırtınalara ve gemilere ilişkin çok sayıda öğe var. Ancak bu yorumda bu öğeler doğrudan sahnelenmemekle beraber; örtülü olarak oyunda yer alıyor.
Holten, bu yaklaşımla ilgili olarak şunları söylüyor:
“Eğer dikkatlice bakarsanız burada oyunda yer alan fırtınanın sanatsal esin anlamında bir metafor olduğunu görebilirsiniz.”
Holten, ayrıca okyanustaki bir başka anlam seviyesini tespit ederek, şunları söylüyor.
“Hepimizin günlük yaşamında, kesintisiz bir akış biçiminde; yolculuk, havalanı, kablosuz internet bir fırtına gibi yer alıyor. Bu gerçek ruhlarımızı, tıpkı bir parçacık gibi, tüm dünya ile bir uyum içinde titreştiriyor. Ancak bazen bu canımıza tak ediyor. Bu fırtınaya daha ne kadar dayanabiliriz?”



Patara’da Neron Deniz Feneri Kalıntılarında Yunus Balığı Kabartması Bulundu
Patara Antik Kenti’nde yürütülen kazı çalışmalarında Neron Deniz Fenerine ait olan taşların üzerine kabartma biçiminde işlenmiş 2000 yıllık yunus balığı betimi gün yüzüne çıkarıldı.
Antalya’nın Kaş ilçesindeki Patara antik kentinde bulunan önemli arkeolojik yapılar burayı önemli bir ören yeri haline getiriyor. Bu duruma katkı sağlayan bir diğer arkeolojik yapı ise burada Roma İmparatoru Neron tarafından MS 64-65 yıllarında yaptırılan Neron Deniz Feneri. Yapı, dünyada ayakta kalan en eski deniz feneri olma özelliği taşıyor. 2008 yılında yapılan kazılar ile açığa çıkarılan deniz fenerinin restorasyon çalışmaları 2011 yılında başladı.
Fener, Patara Limanı’nın iki ağzına 12 metre yükseklikte iki dev deniz feneri olarak konumlandırılmış, ancak günümüzde deniz fenerinin bulunduğu yer tamamen kumlarla dolmuş durumda. Bu nedenle, artık sahilden oldukça uzakta Patara Limanı’nın batı köşesinde bulunuyor.

Deniz fenerinin restorasyonu için yapılan çalışmalarında bulunan yunus balığı kabartması için Prof. Dr. Havva İşkan Işık, İmparator Neron’un, deniz feneri üzerine yazdırmış olduğu kitabede ‘Ben bu feneri denizcilerin selameti için yaptırdım’ dediğini aktarıyor. Işık, bunun nedeninin yunus balığının denizcilere eşlik eden bir canlı olduğunu için uğur amaçlı olarak yapılmış olduğunu belirtiyor.
(Kaynak: sabah.com.tr, haberturk.com, arkeolojihaber.net, görsel: patheos.com)
Cameron’un “Derinlere Meydan Okumak” Sergisi Avustralya Ulusal Denizcilik Müzesi’nde Açılacak
Kanadalı Yönetmen James Cameron’un “Derinlere Meydan Okumak” sergisi Avustralya Ulusal Denizcilik Müzesi’nde açılacak. Serginin uluslararası ilk gösterim tarihi 29 Mayıs 2018.
Sergi, Cameron’un yaşam boyu süren okyanuslarının dibini araştırma yolunda çabalarını ve Deepsea Challenger adlı kendisi tarafından Sidney’de inşa edilen ve dalış rekorlarına imza atmasını sağlayan denizaltı ile sualtı keşiflerini su yüzüne çıkarıyor.
Sergi, izleyicileri sinema perdesi ölçeğinde yapılan gösterimler, sualtı keşiflerinde kullanılan donanımlar ve çeşitli numuneler aracılığıyla denizin altına doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Ayrıca Deepsea Challenger’ın tasarlanması ve yapım aşamalarından donanımlar; öncülüğü Cameron tarafından yapılan sualtı görüntü kaydı, ışıklandırma, dalış ve iletişim teknolojilerine ilişkin donanımlar; Derinlik Sarhoşluğu (The Abyss) ve Titanik filmlerinde kullanılan kostümler de sergileniyor.
(Kaynak: anmm.gov.au)
Akomfrah’ın “Vertigo Denizi” Adlı Yerleştirmesi San Fransisko Modern Sanatlar Müzesi’nde
Gana doğumlu İngiliz sanatçı John Akomfrah’nın daha önce 2015 yılında Venedik Bienali’nde yer alan “Vertigo Denizi” adlı yerleştirmesi 03 Mart – 16 Eylül 2018 tarihleri arasında ilk kez Amerika’lı sanat izleyicisinin karşısına çıkıyor.
Bir kurgusal anlatı, bir doğal tarih belgeseli ve bir film denemesini içeren bu üç kanallı videodan oluşan yerleştirme; Ralph Waldo Emerson’a, Herman Melville’in Moby Dick’ ine (1851) ve Heathcote Williams’s poem Whale Nation (1988) eserlerine atıfta bulunuyor.
İzleyiciyi, balina avcılığı endüstrisinde, transatlantik esir ticaretinde ve mülteci sorununda egemen olan hırsı ve zalimliği görmesini sağlayacak yoğun bir duyusal ve görsel serüvene götürüyor. Bu çapraşık dokunmuş sinematik üçleme (triptik) güncel mülteci krizini dünyadaki göç, ırk ve ticaretin geniş bir dönemi içinde konumlandırıyor.



“Vertigo Denizi” ile birlikte Akomfrah’ın bu sergi için seçmiş olduğu İngiliz ressam J.M.W. Turner’ın (1775–1851) kutsal metinlerde yer alan felaketin betimlendiği “Tufan” adlı tablosu da yer alıyor.

San Fransisko Modern Sanatlar Müzesi’ndeki sergi San Fransisko körfezinin denizcilik tarihi ve mülteciler için bir liman olması konumuyla da aynı zamanda bir etkileşim içine bulunuyor.
(Kaynaklar: blastedjournal.co.uk, sfmoma.org)
Yüzer Ada Ø1, Su Yüzeyinde Yeni Kullanım Alanları Yaratıyor
Ø1, Marshall Blecher ve Danimarkalı tasarım ofisi Fokstrotun Kopenhag limanı için tasarladıkları yüzer bir ada ve “Kopenhag Adaları” adlı projenin yeni bir kamusal alan yaratma arayışının bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor.
Bu proje çerçevesinde ortaya çıkan ilk ürün, ortasında 6 metre yüksekliğinde bir ıhlamur ağacının bulunduğu, tamamen geleneksel el işçiliği ve yapım teknikleri ile üretilmiş olan ahşap 25 m2 alana sahip olan bir ada.

Bununla birlikte, bu projenin, farklı türde kullanım gereksinimlerine yanıt verebilecek özellikteki başka yüzer platformlar çeşitlendirilmesini amaçlıyor. İleride üretilecek ve Kopenhag limanına serpiştirilecek bu yüzer adalarda, sauna, midye çiftliği, bahçeler, atlama iskeleleri bulunacağı gibi; yüzücüler, sandal kullananlar ya da ve kürek sporcularının rahatlıkla yararlanabilecekleri platformlar da olacak.

Projenin tüm bileşenleri ile yaşama geçirilmesiyle birlikte bu adalar, tek bir platform olarak birleştirilerek, düzenlenecek olan etkinliklerde ya da şenliklerde kullanılabilecek.
Ayrıca tüm bu yapı deniz üzerinde kıyı kent ilişkisinde yeni gelişen ya da kullanım yoğunluğunun düşük olduğu yerlere taşınabilecek.

(kaynak: designboom.com)