Denizci Toplum

Yükleniyor...

Denizci Toplum

Denizci Toplum

T ü r k D e n i z c i l i k K ü l t ü r ü H a r e k e t i

“Zheng He’nin Yolculuğu” Ankara Kukla Festivali’nde Sahneleniyor

Bu yıl, 12 Ekim – 21 Ekim 2018 tarihleri arasında 4. sü düzenlenen Uluslararası Ankara Kukla Festivali’nde Karin Schafer’in yazıp yönetiği,  “Zheng He’nin Yolculuğu” yer alıyor.

Bir Çin amirali olan Zheng He, 1405 ile 1433 yılları arasında Pasifik ve Hint Okyanusu üzerinden Batı’ya doğru yol çıkar. Endonezya, Hindistan ve Arabistan kıyılarından geçerek Afrika’ya ulaşılan bu büyük denizaşırı girişim,  Kristof Kolomb’tan 100 yıl önceye denk geliyordu.

Ana direklerinin tepelerinde Çin İmparatorunun gücünü gösteren kırmızı ipek flamalarıyla, 120 metre uzunluğunda 300’den fazla ejderha gemisinin yer aldığı Çin donanması, bu gezinin gerçekleştiği dönemde o kadar güçlüydü ki, herhangi bir Avrupa ülkesi krallığının donanma gemisi bu  gemilerin yanında adeta bir fındık kabuğu kadar küçük kalıyordu. Zheng He, uzak ve yabancı diyarlardan ülkesine taşıdığı yüzlerce ilginç şey arasında Afrika’dan Çin’e ilk defa getirilen  zebralar ve zürafalar da bulunuyordu.

Zheng He’nin doğum adı olan Ma Sanbao‘ya – daha Avrupa tarafından tanınmazken – Sinbad olarak çeviren Arapça konuşan dünya, bu gezgine öykü hazinesinin içinde çoktan yer vermişti.

“Zheng He’nin Yolculuğu” gösterisinde, Karin Schafer, ziyaret ettiği ülkelerde arkasında pek çok öykü bırakan Amiral Zheng He’yi gezi sırasında tanıştığı insanların gözünden anlatıyor.

Öyküleri oluşturan temaların her biri bir kukla tarafından sunuluyor. Örneğin, Arap bir bilim insanının Çinli keşif heyeti ile arasında geçen bilgi alışverişi,  yabani canlıların Çin gemilerine getirilmesine yardımcı olan Afrikalı balıkçı, bu gezinin düzenlenmesinin ardında yatan ekonomik nedenlerini anlamış olan Siam’lı iş kadını gibi.

Zheng+He+Web+Resolution+22

Anlatıda yer alan tüm öykü kahramanları, kendi milletlerinin dillerini konuşan insan boyutlarındaki kuklalar tarafından temsil ediliyor. Her ne kadar bu kuklalar farklı dilleri konuşuyor olsalar bile zihinlerden zihinlere akan yaratıcı düşünceler bu dil ayrımını bu öykünün kahramanları arasında yok ediyor. Bu durum izleyiciler açısından da geçerli.

Bu oyunu önemli kılan noktalardan biri de; videonun, canlandırma sinemasının, müziğin  yer aldığı, kukla tiyatrosunun yeni bir biçimi olan çoklu görsel ve duyusal deneyim sunması.

Oyunda yer alan tüm video ve canlandırmalar, Karin Schafer ve Peter Hauptmann tarafından hazırlanmış.

“Zheng He’nin Yolculuğu”, 20 Ekim 2018 Cumartesi günü Tiyato Tempo’da izlenebilir.

(Kaynak: visualtheatre.productions)

ANMM’de “Okyanusun Hayalet Ağları” Sergisi Düzenleniyor

Avustralya Ulusal Denizcilik Müzesi‘nde düzenlenen “Okyanusun Hayalet Ağları” sergisi, Avustralya’nın yerli ve yerli olmayan sanatçıları tarafından oluşturulan deniz ekolojisi yerleştirmelerinden oluşuyor.

Sergide, denizden toplanan atık balık ağları ve geri dönüşüm plastiklerinden elde edilen gereçlerin kullanıldığı bu hayalet ağlar; renkli ipler ile dokunmuş kano, denizanası, kaplumbağa, balık, mürekkep balığı biçimine bürünmüş heykellerden oluşuyor.

Etkinlik, her yaştan izleyici için okyanusları tehdit eden kirlilik, geri dönüşümün önemi ve denizlerin korunması için farkındalık yaratmayı amaçlıyor.

 

Denizler ve okyanuslardaki başı boş dolaşan hayalet ağlar, deniz canlıları için ölümcül sonuçlar yaratabiliyor. Örneğin; okyanus üzerinde ilk bakışta zararsız gibi duran atık bir balık ağı, bir deniz kaplumbağasının boğazına takılması nedeniyle bu canlının boğularak yaşamını yitirmesine neden olabiliyor. Bu ve benzer örnekler denizlerde çok sık yaşanıyor.

Ghost-Fishing-Story-MAIN

2

Özellikle de yaşamını denize bağlı olarak kurmuş olan Avustralya yerlilerinin sayısız kez tanıklık ettikleri gibi. İşte bu tanıklığı, “Okyanusun Hayalet Ağları” sergisiyle göz önüne seren çalışmalar, Darney Adası Sanat Merkezi bünyesinde etkinlik gösteren sanatçılar tarafından üretilmiş. Papua Yeni Gine ile Avustralya arasındaki Arafura Denizi ile Mercan Denizi arasında uzanan Torres Boğazındaki Erub Adası (Darney Adası) bir sanat oluşumun merkezi durumunda. Erub Erwer Meta (Darney Adası Sanat Merkezi) dört yerli topluluğun sanatçılarından oluşuyor. Bu oluşumun sanatçıları, sanatsal üretimlerini; ait oldukları kimlik, totemler aracılığıyla kurdukları geleneksel ve çağdaş dönemlerin öyküleri, deniz ve aile bağlantılardan aldıkları esin ile oluşturuyorlar.

ANMM’de düzenlenen bu sergiyi de bu oluşumun sanatçılarının bu kurdukları bu bağlam içinde görmek gerekiyor.

Sergi, 08 Eylül 2018- 02 Aralık 2019 tarihleri arasında müzede yer alacak.

(Kaynak: www.anmm.gov.au)

 

Franck Vogel’in “Sınır Aşan Nehirler – Paylaşımdaki Su” Sergisi NDS’de Açıldı

Toplumsal ve çevresel konularda foto muhabirliği yapan Fransız fotoğraf muhabiri Frank Vogel’in « Sınır Aşan Nehirler – Paylaşımdaki Su » adını taşıyan sergisi, NDS’de açıldı. Sergi, politik ve toplumsal gelişmeler ışığında su kaynaklarının durumunu belgeliyor.

Serginin açılışında, sergi küratörü ve FD+ Ajansı sahibi Ferit Düzyol ve Fransa’nın İstanbul Başkonsolosunu temsilen Fransız Dili İş Birliği Ataşesi Virginie Villechange yer aldılar.

NDS

1

Sergide, Sekiz sınır aşan nehir – Nil, Brahmaputra, Kolorado, Şeria, Mekong, Ganj, Dicle ve Fırat – suyla bağlantılı sorunsalların merkezine konumlandırılarak, ekonomik, ekolojik ve jeopolitik boyutlarıyla ele alınıyor.

Livre-Fleuves-Frontieres-by-Franck-Vogel-bd-10-751x500

2

Fotoğraflara konu olan bu nehirler ile ilgili olarak tanık olduklarından söz ederken Vogel şu noktalar üzerinde duruyor:

Nil nehri üzerinde Mısır ve Sudan’ın bir bataklık bölgesinde yapmak istedikleri bir kanal vardı. Kanalın üçte ikisi tamamlanmıştı. Bu bataklık bölgesinde on binlerce insan kabileler halinde yaşıyordu. Kanal tamamlansaydı kabilelere hiç su kalmayacaktı. Bu yüzden kanalı açmakta kullanılan makineye saldırdılar. Bu olay 20 senelik bir savaşa neden oldu. Bu savaş 2011 yılında  Güney Sudan’ın doğumuna yol açtı. Bu makinenin fotoğrafını çekebilmek çok zordu. Bu fotoğrafı çekmeden önce iki kabile arasında çatışma çıktı. Eskiden oklarla savaşırlarken, ölü sayısı az oluyordu. 20 yıllık savaştan sonra hepsinin elinde Kalaşnikof’ları olduğu için bu çatışmada 140 kişi öldü. Fotoğrafını çektiğim bu makine Nil üzerinde savaşa yol açmasıyla benim için bir sembol teşkil ediyor”

Şeria Nehrinden söz ederken, gözlemlerini şu sözcükler ile aktarıyor.

İsrail’in yaptığı baraj nedeniyle Şeria Nehri’nin sadece yüzde 4’ü denize dökülüyor. İsrail, Filistin’in de kullanması gereken suyun yönünü değiştirip kendisi kullanıyor. Hatta Filistin’e kirli su akıtıyorlar… Bir diğer gördüğüm şoke edici şey ise Ölü Deniz’in gerçekten ölüyor olmasıydı. İsrail, mineral ticareti dolayısıyla Ölü Deniz’den su çekiyor. Bu nedenle Ölü Deniz’in seviyesi her yıl 1 metre azalıyor. İsrail’in en büyük endüstri kolu bu hatta.”

Kolarado ırmağı ile ilgili olarak;

“ABD, Kolorado’yu bir asırdan bu yana aşırı sömürmekten geri kalmadı” değerlendirmesini yapan fotoğrafçı, Kolorado Irmağının, dünyada okyanusa ulaşamayan tek büyük nehir olduğunu belirtiyor.

Livre-Fleuves-Frontieres-by-Franck-Vogel-bd-7-751x500

3

Mekong Nehri üzerine kurulan barajların bölgede yaşayan halkların yaşamına olan etkisinden söz ederken:

Kamboçya ve Laos sınırında yapılmış olan barajın balık neslinin üremesini durdurması açısından çok önemli. Balıklar barajı aşıp, üreyemiyorlar. Baraj yapıldıktan sonra balıkların üremesi durdu. İnsanlar balıkçılıkla geçiniyor. Nehirde çok az balık kalıyor. İnsanlar balıkçılıkla geçindiği için barajın insanlar üzerinde çok büyük etkisi var. İnsanların protein aldıkları tek önemli kaynak balık.sözleri ile durumun ulaşmış olduğu olumsuz durumu özetliyor.

Kamuoyunu ve özellikle de genç nesilleri, aşırı tüketim veya kirliliğe bağlık kıtlık riskleri, suya saygı, suyun korunması ve adil paylaşımı gibi konulara duyarlılaştırmayı amaçlayan sergi, 28 Eylül – 24 Kasım 2018 tarihleri arasında Şişli’de bulunan Notre-Dame de Sion Fransız Lisesi’nde ziyaret edilebilir. 

(Kaynaklar: dha.com.trcumhuriyet.com.trnds.k12.trturkwebi.com)

Deniz Edebiyatının Önemli Yapıtlarından “Nantucketlı Arthur Gordon Pym’in Öyküsü” İthaki Tarafından Yayımlandı

Amerikan edebiyatının önemli adlarından Edgar Allen Poe’nun kaleme aldığı “nantucketlı arthur gordon pym’in öyküsü” Dost Körpe’nin Çevirisiyle İthaki tarafından yayımlandı.

Daha önce farklı yayınevleri tarafından da Türkçemize kazandırılan, dünya denizcilik edebiyatında önemli bir yeri olan bu yapıt; denizcilik kültürünün kuramsal boyutuna ilgi duyan Türk okuyucusunun incelenmesi ve bilmesi gereken bir ana metin olarak görülmelidir.

Edebiyat tarihinde derin izler bırakan kitap, Batı edebiyatının büyük yazarları tarafından esin kaynağı olarak görülmüştür.

J.L Borges’in “Arthur Gordon Pym’in Öyküsü, Poe’nun yazdığı en büyük eserdir” dediği kitapla ilgili olarak kitap arkası tanıtım yazısında şu anlatıma yer verilmiş:

Arthur Gordon Pym’in Öyküsü, genç ve maceraperest Arthur Gordon Pym’in arkadaşı Augustus’la kaçak olarak bindiği Grampus isimli gemiyle güney denizlerine yaptığı yolculuğu anlatır. Gemide çıkan isyandan sonra Arthur ve arkadaşları hayatta kalmak için yamyamlık, açlık ve kötü hava koşullarına karşı mücadele ederler.

Edgar Allan Poe’nun yayımlanmış tek romanı ve en dikkat çeken eserlerinden olan Arthur Gordon Pym’in Öyküsü, Heman Melville’in “Moby Dick”, H.P. Lovecraft’ın “Deliliğin Dağlarında” kitaplarına esin kaynağı olmuş, Jules Verne ise “Buzların Sfenksi” adıyla romanın devamını kaleme almıştır.

Kitapla ilgili ayrıntılı bilgiye Denizci Kitaplığı‘ndan ulaşabilirsiniz.

 

James Cook’un Pasifik Yolculuğu “Okyanusya” Sergisiyle Kraliyet Sanatlar Akademisi’nde

Londra’da bulunan Kraliyet Sanatlar Akademisi 29 Eylül 2108 – 10 Aralık 2018 tarihleri arasında James Cook’un HM Endavour gemisi ile çıkmış olduğu keşif gezisinde topladığı nesneleri sergileyen Okyanusya (Ocenia) adlı sergiye ev sahipliği yapıyor.

Kaptan James Cook, Venüs gezegeninin geçiş rotasını izlemek ve Batılılar tarafından bilinmeyen topraklar olan güney kıtasını (terra australis incognita) keşfetmek amacıyla mürettebatıyla birlikte 1768-1771 yılları arasında sürecek olan uzun bir seyre yelken açtı. Dünyanın bu bölgesine ulaştıklarında Tahiti’den, Malinezya ve Mikronezya’ya adaları ve buradaki takım adaları silsilesine dek; dünyanın bu uçsuz bucaksız denizlerini kaplayan çok sayıdaki adalar uygarlığı ile karşılaştı.

Keşfettikleri bu topluluklar; adalar arası ticaret, okyanus seyir yöntemleri, toplumsal ve sanatsal geleneklerinin tarihi ile uzak ülkelerden gelmiş bu yabancı denizcilerin karşısına büyük bir bilgi birimi ile çıktılar.

Okyanusya sergisi, yapılan bu keşif seyahati ile eski kıtaya taşınan ve dönemin Avrupa’sının sanatsal evreninde önemli etkiler yaratan bu kendine özgü, güçlü sanatsal anlayışını gözler önünde seriyor.

Sergi, dünyadaki koleksiyonlardan toplanan kabuklardan yeşim taşlarına, bezemeli seramik nesnelere, dev ölçülerdeki kanolara ve çarpıcı tanrı betimlerine kadar 14. yüzyıldan, bu keşif gezisini günümüzün bakış açısı ile yorumlayan 21. yüzyıla ait olan eserlerle toplam 200 adet seçkiyi barındırıyor.

 

(Kaynak: royalacademy.org.uk, Görsel: nzherald.co.nz )

Cho Jim San’ın Kısa Canlandırma Filmi “Kırmızı Balina” Uluslararası Boğaziçi Film Şenliği’nde

26 Ekim – 03 Kasım 2018 tarihleri arasında düzenlenen Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’nde, senaryosunu ve yönetmenliği Cho Jim San’ın üstlendiği “Kırmızı Balina” (La Ballena Escarlata) gösteriliyor. 

Bu canlandırma, yönetmenin stop-motion tekniği ile kamereya aldığı ikinci yapım olarak Cho Jim San’a FDC 2015’te ödül kazandırmıştı. Yapımcılığını, Federico Moreno Breser, Ayda Cortes, Juan Camilo Gonzalez, Erika Pulidop üstlendiği filmde; Ayda Cortes, Juan Camilo Gonzalez, Erika Pulidop, Diego Martin oyuncu olarak yer alıyor.

Film festivalinin “Animasyon Kısalar” bölümü kapsamında yer alan 15 dk’lık yapımın gösterim tarihi 20 Kasım 2018.

kırmızı balina

Festivalin internet sitesinde “Kırmızı Balina”nın konusuna ilişkin şu satırlara yer veriliyor:

“Nesillerce balina avcılığı yapmış bir aileden gelen, kendisi de bu dev ve asil yaratıkları öldüren bir adamın öyküsü. Bir dizi talihsiz olay sonucunda en kıymetlilerini; karısıyla oğlunu kaybeder. Ama aynı zamanda ikinci bir şans elde ederek balinaya dönüşür, böylelikle dünyayı farklı bir açıdan görerek neden cezalandırıldığını anlayacaktır. Son bellek kırıntılarında yaşamını balina olarak sürdürmek için bir sebep bulur ve kaderini aramak üzere bir yolculuğa çıkar.”

https://vimeo.com/216018754

 

(Kaynak: festivalscope.com, bogazicifilmfestivali.com)

Pires’in Can Yeleklerinden Yapılmış Dev Kafatası, Deniz Mülteciliği Sorununu Avrupa’nın İçlerine Taşıyor

2016 yılında Ege’deki Midili adasının kıyısına vurmuş olan deniz mültecilerine ait sandalda ele geçen 140 adet can yeleği ve lastik botun gereci, Pedro Pires ‘in “14.000 Newton” adlı bu büyük ölçekli heykel-yerleştirmesine dönüştü.

Heykel bugün Portekiz’in Viseu kentinde bulunan Fontelo Parkında yer alıyor.

Bir insanlık dramını somut tanıkları olan bu gereçler, kesilip parçalanarak taşınmaya uygun ölçülere getirilmesinin ardından sanatçının  Lizbon’da bulunan işliğine taşındı. Burada dev bir kafatasına dönüşen bu heykelle ilgili olarak Pires, burada amaçlananın; kafatasını oluşturan can yeleği ve plastik gereçler, Fontelo Parkının sukuneti ve Viseu kentinin kendi gerçekliği arasında bir karşıtlık oluşturarak; mültecilik, Avrupa uygarlığının değerleri, sorumluluk duygusu, yaşam ve ölüm üzerine bir tartışma ortamının gerçekleşmesine olanak sağlamak olduğunu belirtiyor.

5-441.

1.

Daha önce Çinli sanatçı Ai Wei Wei ‘de can yeleklerini mültecilik sorunu ile birleştirerek bir insanlık dramına gönderme yaptığı yerleştirmesinde Berlin Konser Salonu’nun kolonlarını Midilli adasında bulunan can yelekleri ile kaplamıştı. Ai Wei Wei’den iki yıl sonra ortaya çıkan bu heykel ile Pires, Aynı biçimde can yeleklerinden yararlanarak, sürmekte olan bu insani soruna dikkat çekmeye çalışıyor.

6-39

2.

4-47

3.

11-32

4.

(Kaynak: designboom.com,  Görsel: designyoutrust.com )

Peter Blake, “Snowdrop” Adlı Gemiye Yaptığı Kamuflaj İle Liverpool Bienali’nde Yer Alıyor

İngiliz sanatçı Peter Blake, bu yıl gerçekleştirilen Liverpool Bienali etkinlikleri çerçevesinde Mersey Irmağı üzerine seyir yapan Snowdrop adlı feribotu, “göz aldatıcı kamufaj”la  boyadı.

Aynı zamanda “sör” unvanına da sahip olan Peter Blake İngiliz Pop Sanatı’nın gelişim döneminde önde gelenlerinden biri olarak tanınıyor.  Bu etkinliğin gerçekleşmesinde; Liverpool Bienal Düzenleme Kurulu, 1914-1918 yılları arasında gerçekleşen Birinci Dünya Savaşı bağlamında iş üreten sanatçıları bir araya getiren bir sanat komisyonu  14-18 NOW, ayrıca Tate Liverpool  yer aldı.

Peter Blake’in bu yıl düzenlenen bienalde yer alan çalışması, daha önceki tarihlerde yer alan gemilerden farklı olarak Mersey ırmağında kendi güzergahı içinde hala yolculuk yapan feribot olan Snowdrop üzerinde yer alması… Snowdrop’un güvertesine konuk olan sanat severler burada Merseyside Denizcilik Müzesi ve Tate Liverpool’un kuratörlüğünü üstlendiği bir sunum aracılığıyla, göz aldatıcı kamuflajın tarihi ve Mersey Feribotlarının Birinci Dünya Savaşı sırasında aldıkları görevler hakkında bilgi sahibi olabiliyorlar.

 

dazzleferry-levels

1.

snowdrop

2.

Daha önceki yıllarda; Carlos Gruz-Diez, “The Edmund Gardner” adlı kılavuz gemiyi, Tobias Rehberger “HMS President” adlı savaş gemisini, Tauba Auerbach, “John J. Harvey” adlı yangın söndürme gemisini, Ciara Philips, “MV Fingal” i gözaldatıcı kamuflaj ile giydirerek çeşitli etkinliklerde yer almışlardı.

Carlos Diez

Carlos Gruz-Diez “The Edmund Gardner

Tobias - HMS President

Tobias Rehberger “HMS President

ciara

Ciara Philips “Every Woman

Flow-Separation-Tauba-Auerbach

Tauma Auerbach, “Flow Seperation

Göz aldatıcı kamulaj, Birinci Dünya Savaşı sırasında, gemilerin düşman donanması tarafından hedef getirilmesinin önlemesinde kullanılıyordu. Göz aldatıcı resim kuramı, ilk olarak 1914 yılında bilim insanı John Graham Kerr tarafından, sonradan Deniz Bakanı olacak olan Winston Churchill’in dikkatine sunuldu. Diğer kamuflaj kullanımlarından farklı olarak burada amaçlanan gizlemek değil, grafik çizgi öğeleri kullanarak görüntünün çarpıtılmasıdır.

dazzle 22.

Böylece özellikle o dönem içinde Alman denizaltılarının hedefi haline gelmiş olan ticaret ve savaş gemilerinin bu ülkenin denizaltıları tarafından hedef durumuna getirilmesine engel oluşturuyordu. Böyle bir kamuflaj, denizaltının hedefine aldığı geminin gittiği yönü ve açısını hesaplamasını zorlaştırmaktaydı.

(Kaynaklar: www.1418now.org.uk, biennial.com, Görsel: www.liverpoolecho.co.uk )

 

Denizcilik Arkeolojisi Dergisi’nin 9. Sayısı Neolitik Dönem Denizciliğini İnceliyor

Türkiye Sualtı Arkeolojisi Vakfı tarafından yayınlanan Denizcilik Arkeolojisi Dergisi‘nin 9. sayısı yayınlandı. Derginin bu sayısı ağırlıklı olarak Ege ve Kıbrıs toplumlarının Neolitik Dönemde gerçekleştirdikleri denizcilik etkinliklerine odaklanıyor.

Özellikle Türkiye çevresindeki denizlerde prehistorik ve protohistorik dönemler üzerine eğilen makalelerin yer aldığı dergide bu dönemde yaşayan toplulukların denizle olan çok yönlü ilişkileri değerlendiriliyor.

Dergide şu makaleler ve yazılar yer alıyor:

SUNUŞ – Oğuz Aydemir

EDİTÖR – Mehmed Bezdan, Çiler Çilingiroğlu

Tatlısu – Çiftlikdüzü (Akanthou – Arkosykos): Kıbrıs Erken Neolitik Toplumu ve Deniz İlişkileri – Müge  Şevketoğlu

Denizlerdeki Çiftçiler: Ege Adaları’nda Neolitik Çağ – Nikos Efstratiou

Toplumsal Tarihin Küçük Bir Hareketi Olarak Tarih Öncesi Ege’de Deniz Kaynaklarından Faydalanma – Çiler Çilingiroğlu, Canan Çakırlar

-Sualtında Kalmış Neolitik Yerleşim Yerleri: Beşige ve Çevresinden Örnek Bir Araştırma – Nihan Kızıldağ, Harun Özdaş

Notlar: 

-Pesse Kanosu: Dünyanın En Eski Teknesi – Sanne Verhagen

-2017 Yılı Antalya ve Mersin Arkeolojik Kıyı ve Sualtı Araştırmaları – Hakan Öniz

Haberler: 

-Gemi İnşa Tarihi – Üçüncü Uluslararası Avrasya Gemicilik Tarihi Kongresi – Metin Ataç

-2. Sualtından Çıkan Eserleri Koruma ve Onarım Uygulamaları Atölyesi – Tuğba Ekmekçi Littlefield

-Icomos-Icuch “Sualtı Kültür Mirasının Korunmasında Farkındalık” Çalıştayı – Ceyda Öztosun

-Geçmişin Batık İzleri: Yenikapı Batıkları Maket Sergisi – Hilal Güler

Dergiye buradan ulaşabilirsiniz.

   

 

Gülhatun Yıldırım, “Su” Adlı Performansını İki Yıl Sonra Bodrum’da Yeniden Gerçekleştirdi.

Performans sanatçısı Gülhatun Yıldırım tarafından Zai Bodrum’da “Su” adlı üç saat süren bir performans gerçekleştirildi.

Daha önce 2016 yılında, Pi Artworks’te Simge Burhanoğlu küratörlüğünde gerçekleşen “Su” performansı, iki yıl sonra özgün ve yeni bir yorumla  yeniden sunuldu ve Performistanbul’un ikinci kez gerçekleştireceği ilk performans oldu.

Performans 2

Pre-rafaelit ressam John Everett Millais’ın “Ophelia”sının kendini suya bıraktığı anda yüzünde oluşan ifadeyle bağ kuran performansta, ölüm, uyku öncesi ve bilinçdışı halleri bir otoportre oluşturuyor.

(Kaynak: performistanbul.org, bodrumkapak.com)