Denizci Toplum

Yükleniyor...

Denizci Toplum

Denizci Toplum

T ü r k D e n i z c i l i k K ü l t ü r ü H a r e k e t i

Oyuncu Tayfası Tiyatro Topluluğu, “Mavi Şehir” Adlı Çocuk Oyununu Sahneye Koyuyor

Barış Can Çelik tarafından yazılıp, yönetilen “Mavi Şehir” adlı çocuk oyunu, Oyuncu Tayfası tiyatro topluluğu tarafından sahneye konuluyor.

Sanat yönetmenliğini Kerem Yılmaz’ın üstlendiği; Zafer Ayaz Güneş, Hilal Begüm Özdemir, Mustafa Suludere, Ceyda Çinkılıç ve Hamdi Malcı’nın rol aldığı oyun, çocuk yaştaki izleyicilere deniz kültürünü ve ekolojik sorunları aktarması bakımından önemli.

Oyuncu Tayfası’nın internet sitesinde oyunun tanıtım ile ilgili alarak şu satırlara yer verilmiş:

“Kahramanlarımız her zaman ki gibi mutlu bir sabaha uyanırlar. Hamsi yeni günü karşılamak için yuvasından çıkar, Deniz Kızı Körli bütün ihtişamıyla içinde yaşadığı istiridyenin kabuklarını ardına kadar açar, yunus kardeşler Riamond ve Diamond her zamanki neşeli halleriyle Körli’ nin yanına gitmek için hazırlanırlar. Fakat hiç beklenmedik bir şekilde içinde bulundukları denizin zamanla kirlendiğinin farkına varırlar. Bu soruna çözüm ararlarken bir anda davetsiz misafirleri çıkagelir. Köpek Balığı Mudo!  Mudo’ nun kahramanlarımızdan sevimsiz bir isteği vardır.

Bakalım kahramanlarımız başlarına gelen bu talihsiz olayların üstesinden gelmek için kimden yardım alacaklar? Şirince Köyü’ nde neler olup bittiğini öğrenmek için sizleri Mavi Şehir’e davet ediyoruz.”

Mavi Şehir, 24-25-27 Kasım ve 02 Aralık 2018 tarihlerinde izlenebilir.

(Kaynak: oyuncutayfasi.com)

STM, “Derin Arayışlar” Adlı Denizaltı Tasarımı ve Teknolojileri Yarışması Düzenliyor

STM Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret A.Ş, milli ve özgün tasarım ve yetenekler geliştirilmesi için “Derin Arayışlar” adı ile denizaltı tasarımı ve teknolojileri yarışması düzenliyor.

Türkiye’nin MİLGEM projesi ile elde ettiği büyük başarı, STM’nin denizaltı teknolojisine yönelik milli denizaltı projesi gelişme yönündeki çabalara bir zemin yaratmış durumda. Milli denizaltının üretilmesi amaçlanan bu yarışma ile ayrıca Türkiye’nin dünyadaki denizaltı inşa ve modernizasyon pazarından daha yüksek oranda pay alabilmesini de hedefliyor.

Üniversite öğrencileri ve mezunlarının katılacağı yarışma ayrıca 2013 yılı ve sonrasında yazılmış onaylı lisans/yüksek lisans tez ve bitirme projelerine de açık.

Denizaltı tasarım ve teknolojilerine yönelik her çalışmayı göz önünde bulunduracak yarışmada katılımcılar, bütüncül bir platform tasarımı üzerine öneriler getirebilecekleri gibi; denizaltılara özgü sistem veya konsept üzerine geliştirecekleri çalışmalar da yarışmada değerlendirme alınacaklar arasında yer alıyor.

Yarışma ile ilgili ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Denizaltı Öyküsü “Billy Budd”, Norveç Opera ve Balesi’nde Sahneleniyor.

Herman Melville’in adlı kitabından besteci Benjamin Britten tarafından operaya uyarlanan Billy Budd, Norveç’te ilk defa sahneye konuluyor. Oyun, Norveç Opera ve Balesi’nin yöneticisi Annilese Miskimmon  tarafından bizzat yönetilecek.

Sahne ve kostüm tasarımı Annemarie Woods tarafından gerçekleştirilen oyun, izleyiciyi 1940 Vichy Fransa’sı dönemine taşıyor. Bir denizaltının çelikten çeperleriyle sardığı denizcilerin yaşam ortamının; insan doğasının, savaş korkusunun, birey-toplum çatışmasının, anlam yitiminin kodlanarak bir metne dönüştürüldüğü bir oyun.

Deniz edebiyatı tarihinde en çok bilinen kitap olan Moby Dick in yazarı Melville’in kalem aldığı,  Thomas Mann tarafından “dünyanın en güzel öyküsü” olarak tanımlanan bu eser, 1891 yılında yaşamını yitirmesinin ardından, arkasında bıraktığı çalışmaları arasında bulunmuştu.

Oyun, 18 Ocak 2019 – 16 Şubat 2019 tarihleri arasında sahnelenecek.

Kitapla ilgili ayrıntılı bilgiye Denizci Kitaplığı‘ndan ulaşabilirsiniz.

(Kaynak: operaen.no)

Yenikapı Kazılarında Çıkarılan 37 Batık Gemiden 4’ü, Müzede Sergilenmeye Hazır Duruma Getirildi.

(Alıntılanan bu haber, aa.com.tr’de “Yenikapı batıkları, müzesini bekliyor” başlığı ile yayınlanmıştır.)

Liman arkeolojisi alanında dünyanın en önemli kazılarından biri olan Yenikapı’dan çıkarılan 37 batık gemiden 4’ünün, müzede sergilenecek şekilde konservasyonu tamamlandı.

Yenikapı

Liman arkeolojisi alanında dünyanın en önemli kazılarından biri olan Yenikapı’dan çıkarılan 37 batık gemiden 4’ünün, müzede sergilenecek şekilde konservasyonu sona erdi.

“Dünyadaki en büyük antik gemi koleksiyonu” olarak kabul edilen Yenikapı batıklarının her biri, İstanbul Üniversitesi (İÜ) tarafından Yenikapı’da kurulan ve içinde konservasyon kimyasalı ilaç bulunan 45 havuzda en az 5 yıl koruma altına alınarak, ilk aşamada deniz tuzundan arındırılıyor.

yenikapı 4

Dijital belgeleme çalışması için her batığın her bir ahşap parçası, 3 boyutlu dijital ortama aktarılıyor. Bu sırada ahşap malzemenin üzerindeki her ayrıntı kayda geçiyor. Ardından batık ahşaplar, daha uzun ömürlü hale getirilmesi için dondurularak kurutma (freeze dryer) cihazına yerleştiriliyor. Buradaki işlem ise en az 6 ay sürüyor.

Bir batığın konservasyonu titiz çalışmalar neticesinde 6-9 yılda tamamlanıyor ve eser, müzede sergilenecek hale getiriliyor.

13 yıl önce ortaya çıkarılmıştı

İÜ Edebiyat Fakültesi Taşınabilir Kültür Varlıkları Koruma ve Onarım Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ufuk Kocabaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Theodosius Limanı ve içinde barındırdığı 37 batığın dünyanın en büyük Orta Çağ gemi buluntu topluluğu olduğunu ve 2005 yılında Yenikapı’da gerçekleşen Marmaray kazı çalışmaları sırasında ortaya çıkarıldığını hatırlattı.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü başkanlığında yürütülen Theodosius Limanı kazısında en alt tabakada açığa çıkan Neolitik uygarlık dahil bütün katmanların kazı çalışmalarının 2013 yılında tamamlandığını aktaran Prof. Dr. Kocabaş, İÜ olarak kazı alanında ortaya çıkan 37 batığın 27’si üzerinde çalışmaya başladıklarını, bu batıkların araziden kaldırılması, belgelenmesi ve koruma-onarım uygulamaları çalışmalarını üstlendiklerini söyledi.

yenikapı 2

Gemilerin 4’ünün konservasyonunun Bodrum Sualtı Arkeolojisi Enstitüsü’nde Texas A&M Üniversitesi uzmanlarınca tarafından yürütüldüğünü belirten Kocabaş, “İÜ ekibi olarak 2013 yılından beri Marmaray Metro İstasyonu’nun yakınında yer alan iki laboratuvarda kazı sonrası çalışmalara devam ediyoruz. Batık ahşapları, 45 havuzda koruma altında. İlk aşamada batık ahşapları deniz tuzundan arındırıldı. Ardından konservasyon kimyasalları emdirilmeye başlandı. İşin sonunda batıklar, müzede sergilenebilir hale getirilecek.” dedi.

Yenikapı batıklarında bu alandaki konservasyonda kullanılan en üst düzey cihazlardan faydalanıldığını aktaran Prof. Dr. Kocabaş, “Dondurarak kurutma (freeze dryer) cihazı denilen ileri teknoloji ürünü bir cihazı kullanıyoruz. Bu sayede hem kullanılan konservasyon kimyasalında yüzde 50 oranında tasarruf elde ediliyor hem de süre olarak kısalma sağlanmış oluyor.” diye konuştu.

“Müze için start verilmeli”

Gerek kazı alanından çıkarılan arkeolojik eserlerin miktarı gerekse bunların korunmuşluk durumu ve az bulunur nitelikte olmasının, Yenikapı kazılarını bambaşka bir boyuta taşıdığını dile getiren Prof. Dr. Kocabaş, sözlerine şöyle devam etti:

Kazı sırasında ortaya çıkan batık gemilerin bazıları taşıdığı yüklerle birlikte bulundu. O dönemin bütün özelliklerini çok iyi şekilde yansıtan arkeolojik eserlerdi. Bunlar üzerinde bilimsel çalışma yapma şansı bulduğumuz için kendimizi şanslı hissediyoruz. Bunun için de sualtı arkeolojisinin bütün gereklerini uygulayarak çalıştık. Konservasyon zaman alan bir süreç. Bir parçanın sadece konservasyon kimyasalını emmesi bile 4-5 yıl sürüyor. Onun için sabırla ve titizlikle uzman ekibimizle bu çalışmaları sürdürüyoruz. Tüm bu çalışmaların amacı ise eserlerin sergilenebileceği bir müzenin kurulması. Onun için ilgili kurumlar tarafından geç kalmadan start verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü burada biten parçalar var. Bunların depolanması ya da sergilenmesi için bir müzeye ivedilikle ihtiyaç var.

Suya doymuş ahşap üzerindeki çalışmaların uzun soluklu olduğunu vurgulayan Kocabaş, şunları kaydetti:

Avrupa’da bir geminin kazısının yapılmasından sergilenmesine kadar 20 yıl süre geçebiliyor. Süreç biraz uzun. Ama biz aynı anda birçok batık üzerinde çalışıyoruz. Batıklar bittikçe sergilenebilir hale gelecek. Ama 37 batığın 37’si de bu müzede sergilenebilecek mi? Keşke sergilenebilse. Uzman olarak bizim istediğimiz tabii ki budur. Belki yer sıkıntısından dolayı hepsi sergilenemeyecek ama bu miktarı olabildiğince fazla tutmaya çaba göstermek lazım.

4 geminin konservasyonu tamamlandı

Prof. Dr. Kocabaş, Yenikapı kazılarından çıkarılan 4 geminin konservasyonunun bittiğini anlatarak, şu ifadeleri kullandı:

Bir müze kurulmuş olsa bunları sergileyebilecek durumdayız. Ama nihai bir yerin olması lazım çünkü bu gemilerin büyük çoğunluğu, bir yerden başka bir yere taşınacak kondüsyonda olmayacak. İklimlendirme, ışık sistemi, ısı kontrolünün gerçekleştirildiği bir müzede sergileniyor ya da depolanıyor olmaları lazım ki gelecek nesillere aktarabilelim. Müzenin kurulma vaktinin geldiğine inanıyorum. Müze ile ilgi bütün projelerin tamamlandığını, gerekli kurumlardan izinlerin alındığını biliyoruz. Bir tek start verme işi kaldı. Umarım buna da en kısa sürede başlanır.

Ana bilim dalı uzmanlarının yanı sıra laboratuvarda 10 stajyer öğrencinin, haftanın üç günü görev yaptığını anlatan Kocabaş, ayrıca yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin de çalışmalarda yer aldığını söyledi.

“Yenikapı, geçmişi anlamamıza yeni bir kapı açtı”

Kazısı gerçekleştirilen Theodosius Limanı’nın ticaretin yoğun gerçekleştiği bir imparatorluk başkentinin limanı olduğunu belirten Prof. Dr. Kocabaş, şu bilgileri verdi:

Sualtı kalıntıları çok iyi korunmuş vaziyette. Kara kazılarında rastlayamadığımız nitelik ve kalitede eserlerle karşılaştık. Yenikapı, geçmişi anlamamıza yeni bir kapı açtı. Çok iyi korunmuş gemiler, inanılmaz bilgiler barındırıyor. Aynı zamanda antik gemi inşa teknolojisi üzerinde çalışıyoruz. Batıklar içinde kadırgalar var. Bunlar, bir arkeoloji kazısında Bizans dönemi için konuşursak ilk defa ortaya çıkan kadırgalar. Donanmada kullanılmış, kürekli, ince, uzun gemiler. Kürekçilerin oturma düzenleri, birbirleriyle olan mesafeleri, bunlar hep tartışılan konulardı.

Kazılar devam ettikçe İstanbul’un daha da geçmiş dönemlerine ışık tutacak bulguların ortaya çıktığını anlatan Prof. Dr. Kocabaş, kazı alanında neolitik döneme tarihlenen bir köy yerleşmenin kalıntılarının ortaya çıktığını hatırlattı.

İstanbul’un kuruluşunun hep bugünden 2700 yıl öncesine dayandırıldığını ama bu kazıların ardından bu tarihin 8500 yıl öncesine çekildiğini dile getiren Kocabaş, bu durumda İstanbul’da MÖ 5000’lerde yerleşme olduğunun söylenebildiğini anlattı. Kocabaş, “Marmara Denizi bir göl durumundayken, neolitik dönemin insanları bu gölün etrafında yaşıyormuş. Suların yükselmesiyle bu neolitik yerleşme Marmara Denizi’nin altında kalmış. Bu da İstanbul’un tarihi açısından son derece önemli.” dedi.

Batıklar dijital ortama aktarılıyor

İÜ Edebiyat Fakültesi Taşınabilir Kültür Varlıkları Koruma ve Onarım Bölümü Araştırma Görevlisi Dr. Evren Türkmenoğlu da gemileri arkeolojik açıdan incelemek ve gemi yapım tekniklerini belirlemek istediklerini söyledi.

Akdeniz’de Orta Çağ’da gemilerin nasıl yapıldığını anlamak için kazılardan çıkan tüm gemi parçalarını özel bir cihazla üç boyutlu çizdiklerini anlatan Türkmenoğlu, ahşabın bağlantı yerlerini, çivi deliklerini, ağacın özelliklerini, geçme yerlerini bu sayede üç boyutlu kaydettiklerini, daha sonra gemilerin şekillerinin nasıl olduğunu bilgisayar ortamında da yapabildiklerini belirtti.

Yaptıkları araştırmalarda, gemilerin bugünün teknolojisinden oldukça farklı inşa edildiğini, o dönemde mühendislik değil daha çok zanaatın ön planda olduğunu ifade eden Türkmenoğlu, şöyle konuştu:

Bazı hesaplamalara göre yaptıkları gemiler de var. Örneğin bazı gemilerin ilk önce kabuğunu yapıyorlar, ardından kaburga dediğimiz eğrilerini içine yerleştiriyorlar ki bu antik teknik. Modern teknikte ise ilk önce iskeleti oluşturuluyor geminin, ardından kabuğu yapılıyor. Yaptığımız araştırmalarda gördüğümüz ilginç olan şey, iki tekniğin bir arada uygulandığı melez gemiler var. Bu iki teknik arasındaki geçiş sürecini tüm detaylarıyla araştırıp, çözümlemeye çalışıyoruz. Çünkü gemilerin 5. yüzyıldan 10. yüzyıl sonlarına kadar tarihleniyor olması bu evrim sürecinin araştırılmasına olanak sağlıyor. Bu 500 yıllık süre içinde bütün gelişimi tek bir alanda görebiliyoruz.

(Kaynaklar:  Öne Çıkan Görsel: yenikapibatiklari.com

“Havza: Bir Su Hikayesi” Sergisi Dı Sörkıl (The Circle)’da

Avcı Architects öncülüğünde mimarlık, tasarım ve sanat odaklı bir oluşum olan Dı Sörkıl (The Circle), “Havza: Bir Su Hikayesi” sergisinin açılışına ev sahipliği yapıyor.

Sergi, son on yıldır Doğu ve Batı Afrika’da etkin ve sürdürülebilir su toplama sistemleri inşa eden PITCHAfrica‘nın kurucusu olan Profesör Turnbull’un projesi kapsamında gerçekleştirilen tasarlanmış modeller, çizimler, fotoğraf ve videolardan oluşan çalışmalardan oluşuyor.

Havza

Afrika’nın su kaynakları konusunda yaşadığı yokluktan ve kıta nüfusunun suya ulaşımında yaşadığı zorluklardan yola çıkan Profesör David Turnbull kuruculuğundaki kar amacı gütmeyen PITCHAfrica projesi, su kaynakları konusunda bilinç yaratarak kendine yeten “su toplama sistemleri” kurmayı ve Afrika’daki su kaynaklarını etkin kullanımını amaçlıyor.

Proje kapsamında Kenya’da 2012’de The Zeitz Foundation işbirliğiyle kurulan Su Bankası Okulu USGBC tarafından “Yeryüzündeki En Yeşil Okul” olarak tanımlanırken; Danimarka merkezli SUSTANIA tarafından dünyadaki en iyi 100 sürdürülebilir çözüm projesi arasında gösterilmiş ve 2013 Buckminster Fuller Challenge’da INTERFACE destek ödülünü kazanmış.

Sergi, Kumbaracı Yokuşu, Tercüman Çıkmazı’nda yer alan ve Avcı Architects öncülüğünde Selçuk Avcı, Sanja Jurca Avcı, Markus Lehto, Eda Çarmıklı, Yüksel Demir, Kemal Seyhan, Nurgül Türker, Dilara Tekin Gezginti ve Yunus Tonkuş tarafından kurulan Dı Sörkıl (The Circle) ’da 1 Kasım – 2 Aralık 2018 tarihleri arasında ziyarete açık kalacak.

(Kaynaklar görsel: posta.com.tr, bilgi: kulturlimited.comindigodergisi.comyapidergisi.com)

“Denizden Gelen” 6. Boğaziçi Film Festivali – Ulusal Kısa Belgesel Film Kategorisinde Gösteriliyor

6. Boğaziçi Film Festivali gösterim listesinde Ceyhun Yılmaz Ket’in “Denizden Gelen” adlı yapım yer alıyor.

Uluslararası Boğaziçi Sinema Derneği (UBSD) tarafından gerçekleştirilen 26 Ekim – 03 Kasım 2018 tarihleri arasında düzenlenen 6. Boğaziçi Film Festivali’nde Ulusal Kısa Belgesel Film Yarışması kategorisinde yer alan Denizden Gelen‘in senaryosu, yapım ve yönetmenliği Ket’e ait.

Ekolojik duyarlılığa gönderme yapan belgesel ile ilgili olarak, festival sayfasında yer verilen açıklama şöyle:

“Özel bir ilaç fabrikasında çalışan ve dört senedir Burgazada’ya gelen Şinasi Yelkenci, denizden gelen atık malzemeleri toplayarak hem sahilleri temizler, hem de bu atık malzemeleri kullanarak sanatsal bir forma dönüştürür. Aynı zamanda yanında getirdiği yiyeceklerle ada hayvanlarını besleyerek aralarında bir bağ oluşmasını sağlar.”

denizden gelen 2

Denizden Gelen, 01 Kasım 2018 tarihinde saat 19.00’da Beyoğlu Sineması’nda gösterilecek.

(Kaynak: deskgram.net, bogazicifilmfestivali.com)

Aigai Antik Kenti’nde 1900 Yıllık Balık Pazarı Gün Işığına Çıkarıldı

Manisa’nın Yunusemre ilçesindeki Yunt Dağı eteklerinde bulunan 2200 yıllık Aigai Antik Kenti’nde, 1900 yıl öncesine ait olduğu değerlendirilen, Romalıların ‘Macellum‘ (Makellum) adını verdikleri et-balık pazarı, gün yüzüne çıkarıldı.

Tarihi Aigai Antik Kenti’nde, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Manisa Celal Bayar Üniversitesi (MCBÜ) Arkeoloji Bölümü iş birliği ile sürüdürülen 2018 yılı için arkeolojik kazı çalışmalarında bulunan yapı ile ilgili olarak MCBÜ Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Aiagi Kazı Başkanı Doç. Dr. Yusuf Sezgin, agora binasının zemin katının bitişiğinde bulunan terasta, yuvarlak olarak küçük meydan şeklinde tasarlanan bu yapıya, Romalıların ‘Macellum’ adını verdiği belirtti.

aigai 2

1

aigia3

2

Bulunan et – balık pazarıyla ilgili bilgi veren Aigai Kazı Başkanı Doç. Dr. Yusuf Sezgin, şunları söyledi:

Biz kazılara başladığımız ilk yıllarda burasının üstü kapalıydı. Çok az bir kısmı görünüyordu. Ne olduğu konusunda da bir fikrimiz yoktu. Fakat kazılar sonrasında anladık ki burası bir Macellum. Yani, et-balık pazarı olduğunu gördük. Günümüzdeki kasap gibi düşünelim. Ancak antik dönemde hem kasap, hem balıkçı olarak düşünmek lazım.

Burasının et-balık pazarı olduğuna nereden karar verdik diye soracak olursak, zemindeki blok taşlar kireç harcının içerisine yerleştirilmiş. Yani bir sızdırmazlık sağlanmış, su biriktiriliyor. Temiz suyun içeriye girişini ve kirli suyun dışarıya çıkışını sağlayan iki adet kanal var. Bu suyun içerisinde de balık olması lazım. Burası denize 13 kilometre. Ancak, arkamızda akan temiz bir Kocaçay var. Antik dönemden de adını biliyoruz. Ünlü bir çay ve antik ismi ‘Pythikos’ diye biliniyor. Yakın zamana kadar burada yılan balıkları olduğunu biliyoruz. Yılan balıklarının da çok dayanıklı bir balık olduğu için o çaydan tutulup, buraya getirilerek suyun içerisinde belki haftalarca yaşayan ve satılan bir balıktı. Öte yandan da Aigai keçi demek, burada keçi etinin de satıldığını hayal etmek gerekiyor.

Aigai’de arkeolojik kazılar 15 yıldır sürüyor. Bugüne kadar ortaya çıkarılan yapıların en ünlüsü ise büyük depremlere direnen devasa Agora duvarı. Kazılarda bulunan heykel ve döneme ait eşyalar Manisa Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor.

(görsel: arkeolojikhaber.com, bilgi:trthaber.comcumhuriyet.com.trarkeolojikhaber.com)

Y. Chang’ın “Yangtze Nehri” Filmi, SALT tarafından Ankara’da Gösteriliyor

Yönetmenliğini Yung Chang’ın üstlendiği, 2007 tarihli “Yangtze Nehri” SALT tarafından Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nde gösterilecek.

Film daha önce  Vancouver Uluslararası Film Festivali’nde “Kanada Yapımı En İyi Belgesel Film” ve 2008 yılı San Francisco Uluslararası Film Festivali’nde “En İyi Uzun Metrajlı Belgesel” ödülüne layık görülmüştü.

Chang’ın bir gezi gemisi metaforu üzerinden çeşitli yönleriyle modern Çin’i tariflemeye giriştiği bu filmin tanıtımıyla ilgili olarak, SALT Online‘ın internet sitesinde şu metne yer verilmiş:

Dünyanın en uzun üçüncü nehri Yangtze üzerine kurulan dünyanın en büyük hidroelektrik barajı, bir milyondan fazla kişinin hayatını ve küreselleşmeyle gitgide büyüyen Çin’i nasıl değiştirdi? 

Çin asıllı Kanadalı yönetmen Yung Chang, büyükbabasının gençliğini geçirdiği, Üç Boğaz Barajı’ndan dolayı sular altında kalan tarihî bölgeden 16 yaşındaki bir gencin hikâyesini anlatıyor. Liseye gitmek isteyen Yu Shui, zar zor geçinen ailesine destek olmak üzere, Yangtze’de yol alan lüks bir sehayat gemisinde işe başlamak zorunda kalır. Bir yandan bulaşıkçı olarak yetişirken bir yandan da tüketim ekonomisi ve modern teknolojinin imkânlarıyla tanışır.

Yönetim tarafından kendisine verilen adıyla “Cindy” uluslararası varlıklı turistlere hizmet ederken ailesi baraj taşkınlarından kaçma derdindedir.

93 dakikalık gösterim uzunluğuna sahip olan Yangtze Nehri, 06 Aralık 2018 tarihinde gösterimde olacak.

(Kaynak: saltonline.org, imdb.com )

 

N.Ayaz’ın “Mavi Yarın” Adlı Canlandırması, 6. Boğaziçi Film Festivali Programında

Genç yönetmen Numan Ayaz’ın “Mavi Yarın” adlı canlandırması, 6. Boğaziçi Film Festivali programında yer alıyor.

Metin yazarlığını ve yönetmenliğini Ayaz’ın gerçekleştirdiği canlandırma, bir adada yalnız başına yaşayan bir adamın okyanusun yükselmesinin ardından sular altında kalan adasından bilinmezliğe doğru yola çıkışını konu alıyor. Sandalında günler boyunca sürüklenen kahramanımız, kendisini sel baskınına uğramış olan bir kentin içinden geçerken bulur. Bu afetin yarattığı büyük umutsuzluğun ardından, aynı kaderi paylaştığı felaketzedeler ile birlikte ulaştıkları kara parçasında yeniden özledikleri mutluluğa erişirler.   Okyanusun sularının yeniden yükselmesiyle bu defa diğerlerinden farklı olarak beklenmedik bir karar alarak farklı bir bilinmeyene doğru yola çıkar.

 

2018 tarihli film, 02 Kasım 2018 tarihinde Beyoğlu Sineması’nda gösterilecek.

(Kaynak: bogazicifilmfestivali.comimdb.com )

İTÜ DEFAMED, “Denizden Gelenler 3” Adlı Fotoğraf Yarışması Düzenliyor

İTÜ Denizcilik Fakültesi (YDO) Mezunları Derneği, yalnızca mezunlarının katılacağı “Denizden Gelenler” temalı ödüllü bir fotoğraf yarışması düzenliyor. Yarışmaya son başvuru tarihi 28 Ekim 2018.

GoPro video-kamera ödüllü fotoğraf yarışmasına katılım koşulları şu şekilde:

1- İTÜ Denizcilik Fakültesi (YDO) mezunu veya öğrencisi olmak,

2- Fotoğrafta denizcilik mesleğine dair unsurlar bulunması (Gemi, deniz, tersane, mühendislik, akademisyenlik, işletmecilik vbg).

Yarışmaya katılan tüm fotoğraflar alanında uzman jüri üyeleri tarafından değerlendirilerek; teknik, içerik ve öyküleştirme açısından en başarılı olan üç fotoğraf seçilecek.

Juri üyelerinin belirlediği fotoğraflar, 29 Ekim 2018 tarihinde  tarafından düzenlenecek “Cumhuriyet Yemeği” etkinliği katılımcıları arasında oylamaya sunulacak ve yarışmanın birinci belirlenecektir.

Katılımcılar aday fotoğraflarını, İTÜ DEFAMED Facebook sayfasına veya itudefamedyk@gmail.com adresine ileti yolu ile gönderebiliyor.