Denizci Toplum

Yükleniyor...

Denizci Toplum

Denizci Toplum

T ü r k D e n i z c i l i k K ü l t ü r ü H a r e k e t i

TCG Dumlupınar Denizaltısının Öyküsü “Dumlupınar: Sonsuza Kadar” Adıyla Sinemaya Aktarılıyor

4 Nisan 1953 yılında Çanakkale Boğazı Nara Burnu’nda İsveç bandıralı bir şileple çarpışarak batan TCG Dumlupınar denizaltısının ve 81 şehit denizcinin öyküsü, “Dumlupınar: Sonsuza Kadar” adıyla beyaz perdede…

Türk denizcilik tarihinin en trajik kazalarından birini konu alan filmin yönetmenliğini Ömer Faruk Sorak,  filmin yapımcılığını Necmettin Sancak ve senaryo yazımını Seda Demirtaş üstleniyor.

Genelkurmay Başkanlığından 2015 yılında alınan onay ve destek alınan filmin çekimleri Antalya, Gölcük ve Çanakkale’de  gerçekleştirilecek.  Deniz Kuvvetleri Komutanlığı döneme uygun ekipman desteği sağlayacağı film yapım sürecinde, görsel efektler ve teknik konularda yurt dışından uzman takımlar da de projenin içinde yer alacak.

Türkiye’nin tanınmış oyuncularının ve dünyaca ünlü bir adın da yer alacağı filmin oyuncu kadrosu önümüzdeki günlerde açıklanacak.

Türk sinemasının en yüksek bütçeli filmlerinden biri olması öngörülen filmin Türkiye’yi Oscar ödül töreninde temsil etmesi hedefleniyor.

(Kaynak: ntv.com.tr)

 

92 Yıldır Denizcilik Okulu Olan “Ziya Kalkavan Anadolu Denizcilik Meslek Lisesi”, İ.T.Ü. Mesleki Ve Teknik Anadolu Lisesine Dönüştürülüyor.

1927 yılından günümüze 92 yıllık tarihi ile kesintisiz denizcilik eğitimin gerçekleştirildiği Türk denizcilik öğrenimin önemli kurumlarından biri olan Ziya Kalkavan Anadolu Denizcilik Meslek Lisesi, İ.T.Ü. Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesine dönüştürülüyor.

Ziya Kalkavan Mezunlar Derneği Yönetim Kurulu konuyla ilgili bir açıklama yayınlayarak bu karara tepkilerini dile getirdi.

Açıklama yazısı şöyle:

9 Ocak 2019 tarihinde İ.T.Ü. ve M.E.B. arasında imzalanan protokol ile Ziya Kalkavan MTAL bünyesinde Biyomedikal Cihaz Teknolojileri, Bilişim Teknolojileri, Elektrik-Elektronik Teknolojileri ve Denizcilik alanlarında eğitim verecek İ.T.Ü. Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin kurulmasına karar verilmiştir. Geçtiğimiz hafta yayınlanan “Sınavla öğrenci alan okullar kılavuzu” nda görene dek, Denizcilik alanlarının Ziya Kalkavan bünyesinde devam edeceğini biliyorduk,  fakat ne yazık ki kılavuzlarda Ziya Kalkavan ismini göremedik. Önümüzdeki seneden itibaren Ziya Kalkavan MTAL öğrenci almayacaktır. Çatısı altında bulunan Güverte (Gemi İşletme), Gemi Makineleri İşletme ve Gemi Elektroniği & Haberleşme bölümleri İ.T.Ü. Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi bünyesinde 20’şer kontenjanla öğrenci almaya devam edecektir.

Bilindiği gibi okulumuz Ortaköy’de 1927’den beri kesintisiz olarak Denizcilik eğitimi verilmektedir. Bu özelliği ile Cumhuriyet döneminin Denizcilik alanındaki İlk okuludur ve bu yönü ile sektörün en köklü kurumudur. Gerek yükseköğretim zamanı, gerekse lise zamanında birçok önemli isim buradan mezun olmuştur. Okulumuzun mezunlarının denize devam etme veya denizcilik alanında yükseköğretime devam etme oranı  yüzde 82’dir. Bu her 100 öğrenciden 82’sinin denizci olduğu anlamına gelmektedir. Anadolu’da bu başarının yüzde yüzde 10’lara düştüğü veya denizcilik fakültelerinden mezunların denizde kalma süresinin 2.4 yıla düştüğü günümüz şartlarında, bu oranın yüksek bir ortalama olduğu bir gerçektir. 

İlk açıldığında sadece eski saray binası ve ona ait müştemilatlardan oluşan okulumuz Ortaköy’de, yıllar içinde artan kontenjan ihtiyacı ve verilen denizcilik eğitimi ile uyumlu yapılar inşa edilmiş ve bugünkü halini almıştır. Son düzenlemeler ile kapalı filika ve mataforalı indirme tertibatı, yangın söndürme alanı ve ona bağlı iki kattan oluşan kapalı mahal, makine simülatörü, otomasyon laboratuarı, köprüsü simülatörü, elektroteknik laboratuvarı, denizde güvenlik ve canlı kalma laboratuvarı, hidrolik pnömatik laboratuvarı, gmdss laboratuvarı vb alanlar ile donanımlı bir eğitim verilmektedir. Ortaköy’ün  imkanları ve yeri sebebi ile çoğu yüksekokul ve denizcilik fakültesinden daha donanımlı bir okul olduğunu gururla paylaşmak isteriz. 

Ortaköy Denizcilik alanında uluslararası akreditasyona sahip ilk okuldur ve verilen eğitim dünya standartlarını karşılamakla birlikte her 2 yılda bir denetlenmektedir.  Son düzenlemeler neticesinde okulumuz tüm bölümleri itibariyle sınavla öğrenci olan tek Denizcilik Lisesidir.

İ.T.Ü. Rektörlüğü ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından imzalanan protokol çerçevesinde, Denizcilik alanında İ.T.Ü. çatısı altında bulunan ortak geçmişe sahip olduğumuz Denizcilik Fakültesinin yanında Gemi İnşaat Fakültesi ve Deniz Bilimleri Fakültesi’nin de akademik desteği ile Denizcilik eğitiminde bütüncül çözümler elde edilebilir ve bu bize göre tarihi bir fırsat olarak değerlendirilmelidir.

Denizcilik eğitiminin özel bir eğitim olduğu ve gemi üzerinde çalışabilmek için mesleki yeterlilik haricinde denizcilik disiplininin de olması gerektiği aşikardır. Bu vesileyle protokolde yer alan biyomedikal cihaz teknolojisi, bilişim teknolojileri ve elektrik-elektronik teknolojileri gibi Denizcilik alanı dışı bölümlerin aynı Kampüs içinde yer almasının Denizcilik Eğitimi ve kalitesine olumsuz etki edeceği endişesi taşınmaktadır. Okulumuzun bulunduğu Beşiktaş ilçesi sınırları içinde bu bölümlerin yer aldığı okullar mevcuttur. Diğer taraftan okulumuz fiziki şartları denizcilik alanında eğitim için halen hazırda ancak yeterken, farklı bölümlerin açılması için yeterli alan da bulunmamaktadır.

(M.E.B. Bilişim teknolojileri alanı bölümleri şunlardır; Web Programcılığı, Bilgisayar Teknik Servisi, Ağ İşletmenliği, Veri Tabanı Programcılığı. M.E.B. Elektrik-elektronik Teknolojileri alanı bölümleri ise; Görüntü ve Ses Sistemleri, Elektrikli Ev Aletleri Teknik Servisi, Güvenlik Sistemleri, Haberleşme Sistemleri, Endüstriyel Bakım Onarım, Bobinaj, Elektrik Tesisatları ve Pano Montörlüğü, Büro Makineleri Teknik Servisi)

Türk Denizcilik eğitiminin başladığı tarihi okulumuzda bu bölümlerin konuşlanması ile geçmiş manevi değerlerimize sahip çıkılması gereği hepimizin takdiridir.

 Mezunlar Derneği olarak camiamızın beklentilerini paylaşmak gerekirse;

-Kurulan İ.T.Ü. Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi isminde Ziya Kalkavan / Denizcilik ibaresinin bulunmasını arzu ediyoruz.

-Deniz Ticaret Odamızın geçmişte de olduğu gibi bu süreçte de yanımızda olmasını ve okulumuzun hamiliğine devam etmesini arzu ediyoruz.

-Okulumuzun Denizcilik esaslarında ve sadece denizcilik bölümleri ile devam etmesini arzu ediyoruz.

-İ.T.Ü. nezdinde bir denizcilik lisesinde teknoloji esaslı bir okul kurulmak isteniyorsa,  insansız ve otonom gemilerin konuşulduğu günümüzde Bilişim Teknolojileri ve Elektrik-elektronik Teknolojileri gibi bölümlerin yerine, ülkemizde var olmayan “gemi otomasyon teknolojisi” , “gemi elektrik-elektronik teknolojisi” ve “deniz teknolojisi” bölümlerinin kurulması sektörümüzün bu alanlardaki ihtiyaçlarına cevap verecektir.

-Sektörümüzde, Hem gemi üzerinde hem de gemi inşa sanayisinde çalışacak nitelikli ara eleman sıkıntısı bulunmaktadır. Yeni kurulacak okulda açılması düşünülen bölümlerde belirlenmiş olan 20’şer kontenjanın sektörün nitelikli ara eleman ihtiyacına yanıt vermemesi ihtimaller dahilindedir. Mezunların ilgili fakültelere devam etmeleri hedeflenen projede Meslek Lisesi mezunu ara eleman yetiştirilmesi mümkün görülmemektedir . Bu konuda kontenjan artırımı ve ara sınıf zabıtan ihtiyacı hakkında bakanlığımızın odamız tarafından bilgilendirilmesini arzu ediyoruz.

Ümidimiz Taş Mektep Ortaköy’ün, Ziya Kalkavan’ın Türk denizciliğine hizmet etmeye devam etmesidir ve bu bilgiler ışığında Bakanlığımızın, Odamızın ve değerli Rektörümüzün yanımızda olmasıdır. 

Deniz Ticaret Odamıza, Türk denizcilik eğitimine vermiş oldukları değer ve destek için en kalbi saygılarımızı arz ederiz.”

Ziya Kalkavan Mezunlar Derneği – Yönetim Kurulu

 

(Kaynak: virahaber.com, zkadml.org.tr Görsel: zkadml.org.tr)

 

 

 

 

 

Haslet Soyöz’ün “Türk Armatörlerinin Buharlı Gemileri” Sergisi, R. Koç Müzesi’nde Açıldı

Haslet Soyöz “Türk Armatörlerinin Buharlı Gemileri” sergisi Rahmi M. Koç Müzesi’nde açıldı.

19 yağlı tablodan oluşan sergi, Türk denizci aileleri ve Türk ticari denizciliği için bir arşiv niteliği taşıyor. Haslet Soyöz çalışmalarında aylarca süren araştırmaları sonucunda hurdaya giden veya ilk kuşak armatörlerin vefatı nedeniyle el değiştiren gemileri resmediyor.

Haslet Soyöz 3

1.

haslet soyöz 4

2.

Soyöz, serigi ile ilgili olarak “Çocukluğumdan beri maketçilik ve deniz en büyük meraklarımdı. Ama deniz sadece bir merak değil, bir sevgi. Herkes gibi ben de denizi seviyorum. Deniz durağan değil ve gökyüzü bu diyalektik oluşumda denizin işbirlikçisi. Bu yüzden resimlerimde denizi betimlemeyi seviyorum. Sergideki resimler için aylar süren bir araştırma süreci geçirdim, gemilerin hikayelerini dinledim, onlarla ilgili bilgi topladım. Resmederken sadece portrelerini değil ruhlarını da yansıtmak istedim” dedi.

Sergi, Hasköy’de konumlu bulunan Rahmi Koç Müzesi’nde 12 Nisan 2019 tarihinden itibaren görülebilir.

(Kaynak: 724kultursanat.com, iha.com.tr Görsel: ntv.com.tr)

 

V.Kossakovsky’nin “Aquarela”sı, 38. İstanbul Film Festivali’nde Gösteriliyor

Yönetmenliğini Victor Kossakovsky’nin yaptığı “Aquarela”, 38. İstanbul Film Festivali gösterim programında yer alıyor.

Almanya, İngiltere, Danimarka ve Amerika Birleşik Devletleri’nin ortak yapımı olan belgeselin yapımcılığı Aimara Reques, Heino Deckert, Sigrid Dyekjaer tarafından üstleniliyor.

“Su”yun farklı durumlarını etkileyici bir görsellikle bir araya getiren Aquarela,  Portekizce’de sulu boya resim anlamına geliyor.

Film, Sibirya’daki Baykal Gölü’nün buz tutmuş yüzeyinden İrma Kasırgasının pençesindeki Miami’ye, Venezuella’daki dünyanın en yüksek şelalesi Angel Şelalesi’nden, İskoçya’ya, Meksika’ya, Grönland’dab, Portekiz’e ve Atlantik Okyanusu’na kadar geniş bir coğrafyada; gelişmiş görüntüleme teknolojisinden yararlanılarak çekilmiş.

Aquarela, 2018 yılında Kahire’de düzenlenen El Gouna Film Festivali’nde Altın Yıldız ödülü kazanmıştı.

Yönetmen Kossakovsky, Suyun insan duygularının farklı yönleriyle olan benzerliğine yaptığı gönderme ile filmi şu sözcükler ile betimliyor:

“(…) Aquarela’da suyla etkileşim sayesinde deneyimlenebilecek tüm hisleri filme çekmek istedim; güzel, huzursuz eden, canlandıran, esin veren, yok eden ve insanı mahvedenleri de…

Film, 13 Nisan 2019 (Rexx Sineması), 14 Nisan 2019 (Cinemaximum Zorlu Center), 15 Nisan 2019 (Cinemaximum City’s 7) tarihlerinde görülebilir.

(Kaynak: hollywoodreporter.com, aconiteproductions.com, film.iksv.org)

Türk Sualtı Arkeologları Tarafından Antalya’da Dünyanın En Eski Ticaret Gemisi Batığı Bulundu

Akdeniz kıyılarında gerçekleştirilen arkeolojik sualtı araştırmaları sırasında 3 bin 600 yıllık olduğu belirlenen, dünyanın en eski ticaret gemisi bulundu.

Talan edilme olasılığı nedeniyle batığın yeri uzmanlar tarafından açıklanmıyor.

Doç. Dr. Hakan Öniz başkanlığındaki bilimsel araştırma ekibi tarafından yapılan çalışmalarda, batığın yaklaşık 50 metre derinlikte olduğu ve Kıbrıs’taki bakır madenlerinde işlenen en az bin 500 kiloluk külçe bakır yüklü olduğu belirlendi. Bakır külçelerin, dünyanın ilk endüstriyel ürünlerini oluşturduğu belirtiliyor.

Batığın bilimsel olarak tespitini gerçekleştirdiklerini ifade eden Prof. Dr. Hakan Öniz, “Batık günümüzden 3 bin 600 sene önce Kıbrıs Adası’ndan Ege’de bir bölgeye giderken yolda fırtınaya yakalanarak batıyor. Batığın ana yükü bakır külçeler. Külçelerin tipolojisinden M.Ö. 16’ncı yüzyıla ait bir ticaret gemisi olduğu ortaya çıkıyor. Muhtemelen dünyanın ilk en erken endüstriyel ürünlerini taşıyan bir gemi. Bu özellikleriyle bilimsel olarak dünyada sualtı arkeoloji kapsamında çığır açtı diyebiliriz” dedi.

Batıkta önümüzdeki aylarda Doç. Dr. Hakan Öniz Başkanlığında Antalya Müzesi uzmanları ve sualtı arkeoloğu Prof. Cemal Pulak’ın da katıldığı uluslararası bir ekiple kazılar başlatılacak.

Antalya Valisi Münir Karaloğlu, yaptığı açıklamada, “(…) 3 bin 600 yaşında olan bir batıktan bahsediyoruz. Yükü bakır külçelerden oluşuyor. Geminin boyu 14 metre, taşıdığı yükün ağırlığı da bin 500 kilogramlık bakır külçe. Karada yapılan arkeolojik kazılarda Göbeklitepe tarihin sıfır noktası olarak alınıyor. Sualtı arkeolojisinde de bu yeni batık sualtının Göbeklitepesi’dir. O kadar önemli bir batıktan bahsediyoruz. Batı Antalya batığı da yeni bulunan, Kültür Turizm Bakanlığımız Müzeler Genel Müdürlüğünün izniyle kazı çalışmalarına başlayacağımız bu batık da su altının Göbeklitepesi’dir” ifadelerini kullandı.

Batıktan çıkan eserlerin ise Antalya Kemer’de kurulması planlanan Akdeniz Sualtı Arkeolojisi Müzesi’nde sergilenmesi planlanıyor.

 

(Kaynak: iha.com.tr, Görsel: 7deniz.net)

Heredot’un “Tarih”inde Söz Edilen Nil Teknelerinin Gerçek Olduğu Kanıtlandı

(Alıntılanan bu haber, arkeolojikhaber.com’da “Herodot’un hayal ürünü sanılan gemi Nil nehrinde bulundu” başlığı ile yayımlanmıştır.)

Avrupa Arkeoloji Enstitüsü arkeologları, Mısır’daki Thonis-Heraclion batık şehrinde buldukları tekne sayesinde Heredot’un haklı olduğunu 2.500 yıl sonra anladılar. Nil nehrinde bulunan 2,500 yıllık batık sayesinde yüzyıllardır tartışılan gemi mimarisi açığa çıkarıldı.

Ünlü tarihçi Heredot, milattan önce 450 yılında yazdığı eserinde Mısır gezisinden söz ederken Nil Nehri’nde yük taşıyan teknelerden bahsetmişti. Heredot’un çizimlerine göre tuğla ile örülmüş gibi görünen teknelerin orta kısmında direk delikleri vardı. Heredot’a göre, gemilerin armuzu içeriden papirüsle dolduruluyordu. Gemilerin gerçekte varlıkları bugüne kadar ispatlanamamıştı.

Mısır’ın İskenderiye şehri yakınlarındaki Abukir Körfezi’nde bulunan antik Thonis-Heracleion kentindeki batık limanda, ilk kez bu gemiye ait kalıntı keşfedildi. Büyük hilal biçimli gövdesi ve daha önce görülmemiş şekilde tahta parçaları ile birleştirilen kalın plakalar içeren gemi tıpkı Heredot’un tanımladığı gibi.

Geminin boyu yaklaşık 27 metre. Heredot’un tasvirinden biraz daha uzun. Heredot’un tasvir ettiği mimari arkeolojide ilk defa görünüyor. Baris adı verilen gemi, şu ana dek keşfedilen ilk büyük ölçekli Antik Mısır ticaret gemisi.

Avrupa Arkeoloji Enstitüsü’nden Franck Goddio ve ekibinin Mısır’daki Thonis-Heracleion antik kentindeki batık limanda, neredeyse hiç bozulmamış olarak bulduğu Gemi 17’ye (Ship 17) Baris adı verildi.

herdeot 2

Araştırmacıların incelediği 70 gemi kalıntısı arasında yer alan Baris arkeoloji tarihinde özel bir yere sahip.

Oxford Deniz Arkeolojisi Merkezi’nden arkeolog Damian Robinson, Heredot’un haklı olduğunu gemiyi bulana kadar anlamadıklarını söylüyor.

Heredeot 3

“Geminin geçmeli ahşap levhalardan yapılmış olması, Heredot’un yaptığı tuğla gibi tanımına uygun” diyen arkeolog Alexander Belov, geminin 2 metre yüksekliğe ulaşabildiğini ve boyunun da Heredot tarafından açıklanan bilgilere uygun olduğunu belirtiyor.

 

“Tarihi Deniz Haritaları ve Akdeniz” Sergisi, Monako Yat Kulübü’nde Gerçekleştirildi.

“Tarihi Deniz Haritaları ve Akdeniz” sergisi, Uluslararası Hidrografi Teşkilatı’nın (IHO) 100. kuruluş yıldönümü etkinlikleri çerçevesinde Monako Yat Kulübü’nde 01 Nisan 2019 tarihinde gerçekleştirildi.

Türk denizcilik tarihi ve deniz haritacılığının tanıtımının yapıldığı serginin ana sponsorluğunu TINA Türkiye Sualtı Arkeolojisi Vakfı üstlenirken, küratörlüğü TINA Mütevelli Heyeti üyesi ve İstanbul Deniz Müzesi eski müdürü Ali Rıza İşipek tarafından yerine getirildi.

UNESCO tarafından 2013 yılı, Piri Reis tarafından çizilen dünya haritasının 500. yılı dolayısıyla “Piri Reis Yılı”, 2014 yılı ise Matrakçı Nasuh’un vefatının 450. yılı nedeniyle “Matrakçı Nasuh Yılı” olarak ilan edilmişti. Bu nedenle “Tarihi Deniz Haritaları ve Akdeniz” sergisinde yer verilen parçalar, çoğunlukla Piri Reis ile Matrakçı Nasuh’u tanıtmaya yönelik yapıtlardan seçildi.

Matrakçı Nasuh

1.

Yalnızca Türk tarihine değil, aynı zamanda dünya denizcilik tarihine de damgasını vurmuş  ünlü Türk denizcisi, coğrafyacısı ve haritacısı olan Piri Reis, 500 yıl önce yorumladığı ve çizdiği haritaları ve özellikle de Kitab-ı Bahriye adlı yapıtıyla dünya denizcilik tarihinin öncüleri arasındadır. 

Barbaros Hayrettin Paşa,  1543-1544 yıllarında Fransa İmparatorluğu’na yardım etmek amacıyla Fransa kıyılarına seyir düzenlemiştir. Barbaros’un filosunda bulunan Matrakçı Nasuh ise 15 ay boyunca Türk donanmasının kaldığı ve seyir yaptığı kıyılarda Marsilya, Toulon, Nis (Nice) ve Antibes gibi Fransız limanlarını büyük bir doğruluk ve ustalıkla minyatürlerine resmetmiştir. Sergide Matrakçı Nasuh’a ait bu minyatürlerin yine İznik Çinisi üzerine aktarılmış olan örnekleri yer almaktadır.

Sergi açılışı, Monako Yat Kulübü’nde, Prens II. Albert’in katılımıyla ve Paris Büyükelçisi İsmail Hakkı Musa, Monako Fahri Konsolosumuz Dr. İlhami Aygün, T.C. 22. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Metin Ataç, TINA Sualtı Arkeolojisi Vakfı Başkanı Oğuz Aydemir, TINA Yönetim Kurulu üyesi Enes Edis, IHO Direktörü E. Amiral Mustafa İpteş, Monako Protokolü ve diğer davetlilerin katılımı ile gerçekleştirildi.

Sergi sonunda Prens II. Albert’e altınla bezenmiş 18. yüzyıl Monako haritasının yer aldığı bir vazo ile sergi için Vakko tarafından özel olarak hazırlanmış olan ipek kravat ve fular hediye edilmiştir.

Ayrıca dünyada hidrografi bilimine büyük katkılar sağlamış olan Prens II. Albert’in dedesi olan Prens I. Albert’i ve yatı Hirondella II’yi betimleyen iki adet yağlı boya tablo Monako sarayına hediye edildi.

 

(Kaynak: tinaturk.org, görsel: denizkartalı.com)

 

“Kara Atlantis”, SALT Beyoğlu Açık Sinemada

SALT’ın Kara Atlantis programı, denizi; tarihle, ekosistemle ve yaşam öyküleriyle farklı boyutlarda kaynak olarak alan üretimlere yoğunlaşıyor.

Programda, The Otolith Group, Sophie Mallett, Halil Altındere ve Agnieszka Polska’nın birer video işiyle Jean Painlevé’nin bir filmi yer alıyor.

-Ayesha Hameed – Kara Atlantis: Geçmişe Dönük Fütürizm (Black Atlantis: Retrograde Futurism (2018)) 

Ayesha Hameed’in Black Atlantis (Kara Atlantis) sunum-performansının 2018 tarihli beşinci bölümü Retrograde Futurism [Geçmişe Dönük Fütürizm], 29 Nisan 2006’da Barbados açıklarında sürüklendiği fark edilen, altı metrelik bir “hayalet gemi” hakkında işitsel ve görsel bir deneme niteliği taşıyor.

Senegal, Gine Bissau ve Gambiya’dan Cape Verde’ye gelen,  Kanarya Adaları’na doğru yola çıkan ve dört ay sonra cesetleri bulunan göçmenlerin hikâyelerindeki bilinmezler etrafında geçmişin yeniden inşası fikrini sorguluyor.

-The Otolith Group – Kesik Başlı Hidra  (Hydra Decapita (2010))

Anjalika Sagar ve Kodwo Eshun tarafından oluşturan The Otolith Group‘un 2010 tarihli bu video işi, Amerikalı elektronik müzik grubu Drexciya’nın 1997’de yayımlanan The Quest adlı albüme dayanıyor. Bu albüme göre, Drexciya, Atlas Okyanusu’nu geçen köle gemilerinden atılan hamile kadınların doğmamış çocuklarıyla kurulmuş bir su altı ülkesidir.

The Otolith Group,  1781 yılında yiyecek ve su sıkıntısına düşen Zong adındaki köle gemisinin kaptanının 136 köleyi gemiden denize attığı “Zong Davası”na odaklanan Hydra Decapita [Kesik Başlı Hidra] adlı işinde, bu düş dünyasını bir çıkış noktası alarak küreselleşme, kapitalizm ve iklim değişikliği kavramlarını inceliyor ve finans, ölüm, soyutlama ve dil arasındaki ilişkilere bakıyor.

-Sophie Mallett – Jelatinli Geçmişimiz (Our Gelatinous Past (2018)) 

Sophie Mallett, 2018’de ürettiği bu işinde, deniz suyu sıcaklığının yükselmesi ve aşırı avlanmadan dolayı denizanası nüfusunun gitgide artmasının olası sonuçlarını araştırıyor.

Denizanalarının tarih öncesi devirlerde denizlere egemen olduğunu bizlere anımsatan kurgu belgesel, sualtının dayanıklı ve fırsatçı vârislerinin yeni jeopolipotik döneme yön vermesini sağlayan stratejilerini inceliyor.

 -Jean Painlevé – Akera veya Cadılar Dansı (Acéra ou Le bal des sorcières (1978))

Sualtı faunasına dair üretimleriyle tanınan fotoğrafçı ve yönetmen Jean Painlevé’in Fransa’nın Bretonya bölgesinde çektiği yapım, çapı beş santimetreyi bulan, küre biçimindeki deniz yumuşakçası akeranın danslarını kayıt altına alıyor. Akeraların ahenkli salınımlarına, besteci Pierre Jansen’in dramatik melodileri eşlik ediyor.

-Halil Altındere – Siren (2016)

Sanatçı Halil Altındere‘nin 2016 tarihli video işi Siren, trans aktivist Belgin Çelik’in, Anadolu’daki gezici panayırlarda deniz kızı kostümüyle gösteri yaptığı zamanlara dair bir monologla başlıyor. Bu öyküden esinlenen iş, düşük bütçeli aksiyon filmlerini andıran bir su altı kovalamacasına dönüşüyor.

-Agnieszka Polska – Deniz Kızına Sor (Ask the Siren (2017))

Polska, 2017 tarihli bu işinde, deniz kızı figürünü Polonya’nın kimlik krizinin bir sembolü olarak konumluyor. Bu efsanevi imgenin başkent Varşova’nın amblemi olmasından hareketle sanatçı, mit, tarih ve siyaset odağında, 10. yüzyılda Slav pagan inanışının yok edilerek Hristiyanlık’ın yayılışını sorguluyor.

06 – 07 Nisan 2019 tarihinde ücretsiz olarak gerçekleştirilecek olan etkinlik, SALT Beyoğlu’ndaki Açık Sinema’da  izlenebilir.

 

(Kaynak: saltonline.org, hukukihaber.net)

“SubAqueous” Sergisi ANMM’de

Caitilin de Bérigny tarafından tasarlanan ve küratörlüğü yapılan SubAqueous sergisi, Avustralya Ulusal Deniz Müzesi’nde açıldı.

Sergi, Kolombiyalı sanatçı Sylvana Alférez ve Sidney Üniversitesi Tasarım bölümü öğrencileri tarafından hazırlanan 16 adet belgesel videodan oluşuyor. Bu belgeseller okyanusların ve resiflerin korunması için çalışan önde gelen akademisyen ve bilim insanları ile yapılan görüşmeleri konu alıyor. SubAqueous,  plastik kirliliği ve iklim değişikliklerine karşı savaşabilmek için ortaya konulması gereken yaşamsal sorunların altını çiziyor ki; bu, okyanusların geleceğini koruyabilmek açısından önemli.

Sergide yer alan 45 sanatçı okyanuslarda tüm olup bitenlerin iç yüzünü anlamayı sağlayacak devrimsel nitelikte ürünler ortaya koydukları gibi; sergi, kirliliğin ve iklim değişikliğinin okyanuslarda yarattığı zararlı etkilerinin boyutları ile keşfetme olanağı sunuyor.

SubAqueous, 07 Mart 2019 – 06 Eylül 2019 tarihleri arasında ANMM ‘de

(Kaynak: caitilindeberigny.com, sea.museum)

İzmir’de Deniz Festivali Düzenlenecek

Deniz Ticaret Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Öztürk, Türkiye’de ilk defa içinde çeşitli yelken ve su sporu dallarının bulunacağı; farklı etkinliklerle de desteklenmesi planlanan bir deniz festivali düzenleneceğini açıkladı.

DTO İzmir Şubesinin Mart ayı olağan meclis toplantısında konuşan Öztürk:

“İzmir gibi bir kentin deniz festivalinin olmaması çok üzücü. Üstelik bugüne kadar İzmir Deniz Festivali’nin markası bile alınmamış. İzmir Deniz Festivali Platformu adına Türk Patent Enstitüsü’ne başvuruyu ilk kez biz yaptık. Adeta bir karnavala dönüşeceğine inandığımız etkinlikte iki gün boyunca Açıksu Türkiye Yüzme Şampiyonası, kano ve kürek yarışları, su balesi, sutopu yarışları, yelken-rüzgar sörfü yarışları, optimist gösterisi, dragon, balık ekmek şenliği, konser gibi etkinlikler yapılacak.

Profesyonel sporcuların yanı sıra denizci firmaların oluşturacağı takımlar ve halkımız da etkinliklerin aktif katılımcıları olacak. Festivalin bir amacı da İzmir’de deniz sporları yapan ve başarı vadeden çocuklarımızın altyapı ihtiyaçlarının karşılanması. İzmir Deniz Festivali ülkemize ve güzel İzmir’e hayırlı olsun.” dedi.

(Kaynak: virahaber.com, görsel: izmirdeniz.com)