Denizci Toplum

Yükleniyor...

Denizci Toplum

Denizci Toplum

T ü r k D e n i z c i l i k K ü l t ü r ü H a r e k e t i

P. Pettigiani’nin “Infraland”i, Kızıl Ötesi Işığın Maldivler’deki Düşsel Evrenini Göz Önüne Seriyor

Torino’lu sanatçı Paolo Pettigiani’nin kızıl ötesi ışık üzerine gerçekleştirdiği denemeleri ve doğayı keşfetme çabasının birleşmesiyle ortaya çıkan etkileyici düşsel fotoğrafları, bu dünyaya ait değilmiş izlenimi taşıyor.

Daha önce bu teknikle gerçekleştirdiği çalışmalarında sanatçı Niv York – Sentral Park‘ta ardında da Dubai‘nin kentsel dokusunu kırmızı, pembe mavi karşıtlıklar içinde yeni bir kavrayışla karşımıza çıkarmıştı.

Bu defa Pettigiani, Maldivlerin doğal dokusunu kırımızı ışıkla dönüştürerek; Maldiv kıyılarının ünlü beyaz kumsalları ve okyanusun berrak maviliğine bir karşıtlık yaratıyor.

İnfraland adlını taşıyan bu yeni görsel dizisinde sanatçının kullandığı kameranın sensörü, Mor ötesi ışığa, görülebilir ve kızıl ötesi ışığa daha duyarlı bununla birlikte havadan yaptığı çekimlerle ile görsellerine yeni bir kavrayış biçimi de getiriyor.

paolo-pettigiani-the-maldives-infraland-designboom07

1.

paolo-pettigiani-the-maldives-infraland-designboom03

2.

paolo-pettigiani-the-maldives-infraland-designboom02

3.

paolo-pettigiani-the-maldives-infraland-designboom04

4.

paolo-pettigiani-the-maldives-infraland-designboom06

5.

(Kaynak: designboom.com)

 

 

Kadir Has Üniversitesi, STS Bodrum Yelkenli Okul Gemisinde Tasarım Atölyesi Etkinliği Gerçekleştirecek

Kadir Has Üniversitesi, 10 – 17 Temmuz 2019 tarihleri arasında yaz dönemi eğitim çalışmaları kapsamında Bodrum’da “Tasarım Atölyesi: Form & Formül – Değişken Formlu Strüktür Tasarımı” adlı bir etkinlik düzenliyor.

Eğitim amaçlı tasarlanmış 35 metrelik “STS Bodrum Yelkenli Eğitim Gemisi”nde gerçekleşecek etkinlik, Türkiye’de ilk kez deniz üstünde bir eğitim gemisinde düzenlenecek atölye olma özelliğini de taşıyor.

Yat ve ürün tasarımcısı Can Yalman ve Kadir Has Üniversitesi öğretim üyeleri Turgut Çırpanlı – Ayşe Coşkun tarafından yürütülecek olan etkinlikte ihtiyaçlara göre değişebilen, büyüyebilen, uyum sağlayabilen tasarımların yaşama geçirilmesi amaçlanıyor.

Üniversitelerin Endüstriyel Tasarım, İç Mimarlık ve Mimarlık bölümlerinden 16 kişinin katılabileceği bir hafta sürecek bu  etkinlikte tasarım öğrencileri, gemide hazır olan esnek boru, esnek kumaş ve ip ile STS Bodrum gemisinin Hisarönü Körfezi boyunca demir atacağı koylarda parametrik olarak tanımlanmış, birebir ölçülerinde geçici gölgeliklerin eskizini yapacak, tasarlayacak ve inşa edecekler.

Ayrıca atölye katılımcıları Bodrum ve Hisarönü Körfezi arasında yelken seyri yapabilecek ve Knidos, Dirsek Bükü ve Bozburun koylarında yapılacak konaklama ile  Ege coğrafyasını da tanıyabilme olanağı yakalayacaklar.

Etkinlik sonunda katılımcılar, katılım sertifikası almaya hak kazanacak.

(Kaynak: khas.edu.tr)

 

 

Beykent Üniversitesi’nde “Su İle Birlikte Yaşam İçin Tasarım” Sempozyumu Düzenleniyor

Beykent Üniversitesi’nde 09-10 Temmuz 2019 tarihleri arasında “Su İle Birlikte Yaşam İçin Tasarım” (Design For Living With Water) başlıklı bir sempozyum düzenleniyor.

Sempozyum kapsamında; Şehircilik (Su ve Kentler), Miras (Geleneksel mimaride bir öğe olarak su; Tarihi kentler ve kültürel görünüm ve Su), Su Mimarlığı (Su ile yaşam için tasarlanan yapılar), Yat Tasarımı (İç mekan tasarımı ve su ile yaşam için ürün tasarımı), Sosyokültürel Çalışmalar (Su üzerinde yaşamanın kültürel boyutu), Deniz Teknolojisi Mühendisliği (Yüzen yapılar), Gelecek Yönlendirmeleri (Sürdürülebilirlik, Ekoloji, Akıllı gereçler) konuları ele alınacak.

Sempozyumun internet sitesinde sempozyum ile ilgili olarak yapılan açıklama şöyle:

Su, insan için dünyaya gelişi ile başlayan en temel gereksinim özdeği. Tarih boyunca bu yaşamsal öğe, yaşamın tüm alanlarına olduğu gibi;  insan için konforlu ve yaşanabilir mekanlar yaratmak amacıya etkinlik gösteren tasarım ve mimarlık meslek alanlarını da etkilemiştir.

Toprak üzerinde kurgulanan geleneksel biçimlerdeki mimarlığın ürettiği alternatif yaşam mekanlarından farklı olarak, son yıllarda, uzay otelleri, yüzer mekanlar, kutup istasyonlarının mekansal karakteristikleri hakkında yapılan çalışmaları içeren analizlerin çoğaldığı gözlemlenmektedir. Bunun nedenlerinden biri toplumların alternatif mekanlarda yaşama konusundaki gereksinimleri ve yeni kaynakların ortaya çıkması. İnsan-Uzay-Su ilişkisi kavramı günden güne daha fazla birlikte ele alınıyor.

Son yıllarda aşırı iklim koşulları, nüfus yoğunluğu, ekonomik gelişmelerin yönü ve sürdürülebilirlik gibi sorunlar; su ile yaşam konusuna artan bir ilgi oluşturdu. Dünyanın her yanından bilim insanları ve gelecek bilimciler, su ile yaşam çözümlerini işaret ediyorlar ve insanoğlu ve su ilişkisinin artacağını öngörüyorlar.

Bu yalnızca sel tehdidi yaşayan ya da su seviyesinin artışının yaratacağı tehlikelerin altındaki ülkeler tarafından değil; aynı zamanda iklim değişikliklerinden olumsuz etkilenme olasılığı yaşayan ülkeler de su temelli çözüm üretmeyi dikkate alıyor. Sermaye akışı, değişen insan yaşam biçimi gereksinimleri de bizlere suyu alternatif bir yaşam mekanı olarak sunuyor.

Her ne kadar, su ile yaşam kurmak, devrimci bir yaklaşım biçimi gibi gözüküyor olsa da; aslında insanın su ile ilişkisi yeni bir olgu değil. Sempozyum, geleneksel modellerden, su üzerinde yüzebilen evlere kadar; suyu, mekana uyarlanma biçimlerini kapsamına alıyor. İçinde yaşadığımız dünyanın sürdürülebilirlik sorununa – ekonomik ve sosyokültürel olduğu kadar ekolojik olarak da-  bir yanıt olarak su ile kurulacak yaşamın öneminin bizlerce anlaşılması gerekmektedir.

“İklim değişikliği kuşağı”nın parçası olan tasarımcılar ve mühendisler olarak geçmişe, bugüne ve geleceğe bakarak; suyu tasarımlarımıza uygulama, dönüştürme olasılıklarını araştırma sorumluluğumuz bulunmaktadır.

Sempozyuma; tasarımcılar, mimarlar, mühendisler, toplumbilimciler, öğrenciler kısaca ilkim değişikliğine duyarlı, dünyanın özellikle su ile ilgili olarak sürdürülebilir geleceği için yaratıcı çözümlerin gerekliliğini düşünen herkese katılma çağrısında bulunuyoruz.”

Ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

 

 

 

T. Hosaka’nın İioka Kumsalında Gerçekleştirdiği Kum Heykel, Okyanuslar Adına Bir Çığlığı Dile Getiriyor

Kum sanatçısı Toshihiko Hosaka, Japonya’nın doğusunda bulunan Çiba (Chiba) yönetim bölgesi içindeki İioba kumsalında 50×35 metre ölçülerinde büyük bir heykel gerçekleştirdi.

Hosaka ve birlikte çalıştığı takım, yerküre üzerinde denizel canlıların yaşamlarını kaybetmesine yola açan 8 milyon ton plastik gibi dev ölçülerdeki rakamlarla ifade edilebilen atıkların, her gün denizlere ve ırmaklara atılıyor olmasını vurgulamaya çalışıyor. Tüm insanlığın payına düşen bu vurdumduymazlık nedeniyle deniz kaplumbağaları, deniz kuşları, foklar ve balıklar başta olmak üzere 700’e yakın tür, zarar görüyor.

toshihiko-hosaka-seavoice-editorial-desisgnboom-01Hosaka, öğrencilerden ve bu bölgede yaşayanlardan kurduğu bir takım ile kum yüzeyinde gerçekleştirdiği ve 11 gün süren bu çalışma, sessiz sedasız acı çeken okyanusun söyleyemediklerini dile getirme çabasını içeriyor.

toshihiko-hosaka-seavoice-editorial-desisgnboom-05

Hosaka’nın okyanuslarda dev ölçülerde biriken atıklar ve bu atıkların yarattığı yok edici etkiyi bir çığlık olarak sözcüklere döken kum heykelinin “Deniz konuşamaz. O halde onun yerine ben konuşacağım” diyerek başlayan metni şöyle sürüyor:

Plastik atıkların sayısı yalnızca artmakla kalıyor. Bu artışın önüne geçecek bir önlem alınmazsa, denizlerdeki atıkların sayısının denizlerdeki balıkların sayısını aşacağı söyleniyor. Bu durumdan biz Japonlar da büyük ölçüde sorumluyuz. Japonya dünyada kişi başına en çok atık üreten ikinci ülke durumda, bunu iyiye doğru değiştirebilmek için okyanuslarda olan bitenlere yönelik iyi bir bakış açısı ortaya koymalıyız. Ekonomik kalkınmayı, günü kurtarmayı ve bunun gibi şeyleri önceliğe almamızın yarattığı göz ardı edişinin bir sonucu olan tüm her şey üzerine düşünmemiz gerekiyor. Çöpleri atmamak; yeniden dönüştürerek kullanmak. Düşünmeyi sürdürerek, sesini yükseltmek. Nelerin yapılabileceği son derece açık aslında. Okyanuslar bize çok sayıda güzel şeyler ve mutluluk sunarken; karşılığında ona bize ne verebiliyoruz?

(Kaynak: designboom.com, seavoice-newspaper.jp)

 

H.Yücel’in “Yelken Kürek Dönemi Türk Kıyı Tekneleri Gemi Modeli” Sergisi

Hakkı Yücel uzun yıllara dayanan incelemelerinin sonucu olarak belirlediği 20 adet Türk ve Osmanlı tekne modelini içeren sergi, Fethiye Belediyesi Özer Olgun Kültür Merkezi sergi salonunda açıldı.

Sergide, İzmir kayığı (1909), Fethiye Sandalı (1945), Fethiye Piyade Kayığı (1925)’nın yanı sıra; Osmanlı Gagalı (1692), Osmanlı Çekelevesi (1791), Pazar Kayığı (1870) gibi Ege, Akdeniz, Marmara ve Karadeniz yörelerinde kullanılmış Osmanlı ve Türk teknelerinin modelleri yer alıyor.

Yücel, “(…) Fethiye’de bu ikinci sergimiz. Aslında daha sonra bu sergiyi yapacaktık ama aceleye geldi. Şu an sergimizde 20’ye yakın teknemiz var. 10 teknemiz de bitmek üzere. Yaklaşık bir, bir buçuk ay içerisinde yapmış olsaydık, o tekneleri de sergileyecektik. Bir o kadar daha teknemizde araştırma safhasında devam ediyor. Sergide yelkenli teknelerimiz, ayrıca tarihsel bilgiler var. Henüz bilinmeyen yakın bölgeye ait teknelerimiz var. Literatürümüzde hiç olmayan bir tekneyi bulduk. Araştırmalarımız çok geniş ve zengin bir şekilde sürüyor” diyen Yücel; “(…) Osmanlı ve Türk teknelerini dünyanın dört bir yanından araştırtıyorum. Unutulmaya yüz tutmuş bu teknelerimizin modellerini yapıp unutturmayacağım” diyerek sözlerini sürdürdü.

Hakkı Yücel Sergi Görseli

Türk denizcilik kültürünün kayıt altına alınarak, gelecek kuşaklara aktarılması yönünde önemli bir girişim olan olan sergi, 10 Haziran 2019 tarihine kadar açık kalacak.

(Haber Kaynağı: fethiyehaber.com)

Tuna Irmağını ve Tuna’nın İçinden Geçtiği Ülkeleri Konu Alan Edebiyat Yarışması: “Tuna Nehrine Öyküler”

Tuna ırmağının içinden geçtiği ülkeleri, ortak tarih çerçevesinde birbirine bağlayarak kültür alışverişi sağlamayı amaçlayan edebiyat yarışması İstanbul Macar Kültür Merkezi önderliğinde “Tuna Nehrine Öyküler” başlığı ile düzenleniyor.

Birlikteki Çeşitlilik: Tuna Dalgalarında Kültürlerarası Diyalogprojesi kapsamında gerçekleştirilen yarışmada Tuna ırmağı ve Tuna’nın aktığı ülkeler olan Almanya, Avusturya, Slovakya, Macaristan, Hırvatistan, Sırbistan, Bulgaristan, Moldavya, Ukrayna ve Romanya ile bağlantılı konuların yer alması yarışma koşullarında yer alıyor.

Katılımcı yazarların yapıtlarının arasından seçilecek 10 öykü Macarca, Türkçe ve İngilizce olarak 3 dilde hazırlanacak bir kitapla okurlarla buluşacak. Ayrıca, öykü yarışması 2020 Budapeşte Uluslararası Kitap Fuarı’nda yapılacak kitap tanıtımı ile uluslararası edebiyat dünyasının karşısına çıkacak.

Yarışma koşulları ile ilgili ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

 

(Görsel Kaynak: danube-region.eu)

 

 

MIT, Küresel Isınmanın Maldivler’de Yarattığı Sorunlara Tasarım Yaklaşımıyla Çözüm Önerisi Geliştiriyor

MIT’deki ve Maldivler’deki araştırmacıların ortak çalışmasıyla iklim değişikliklerinin tehdit ettiği, kıyı bölgelerinde yaşayan toplulukların karşılaştığı sorunların çözümü için  yeni bir öneri geliştirildi.

“Büyüyen Adalar” adlı bu proje; küresel ısınmanın yarattığı kıyı erozyonu ve deniz seviyesinin yükselmesi sorunlarına, tasarım yaklaşımının getirebileceği önerileri araştırmak amacıyla bir araya gelen MIT – Masaçuses (Massachusetts) Teknoloji Enstitüsü‘nün Kendilinden Tutunma (Self-Assembly) laboratuarı ile Maldiv kökenli İnvena adlı oluşumun ortak çalışması.

Lab 2

MIT’nin, Kendiliğinden Tutunma Laboraturlarında çok bölmeli şişirilebilir nesneler gibi kendi kendini inşa edebilen nesneler üzerine çalışmalar yapılıyor. Bu nesneler, 3 boyutlu yazıcılarla oluşturulmuş iç geometrileri sayesinde; içlerindeki havanın basıncına göre verdikleri farklı tepkiler sonucunda farklı biçimler alıyor.

Maldivler’de gerçekleştirilen bu proje, aynı zamanda bilgisayar destekli tasarımının geniş ölçekli uygulamasının nasıl bir sonuç vereceği üzerine önemli bir uygulama alanı sağlıyor.

MIT, kendi kendine büyüyen, sığlık alanlar, adalar ve sahiller tasarlıyor

Laboratuarın başında bulunan Skylar Tibbits, çalışmalarla ilgili olarak  Dezeen dergisine yaptığı açıklamada,  “Çevremizde gerçekleşen – tsunami, toprak kayması, kasırga ve depremde olduğu üzere – doğal felaketlerdeki enerjinin bir bölümünden nasıl yararlanabileceğimiz ve bunun nasıl kullanılabilir bir duruma getirebileceğimiz üzerine kafa yormaktaydım” diyerek; sözlerini, “Bu enerjiyi zarardan çok, tasarım ve inşa etmek için kullanamaz mıyız” sorusuyla sürdürüyor.

Lab 1

Invena tarafından Maldivlere davet edilen araştırmacılardan oluşan takım, Tibbits’in sözünü ettiği düşünce nüvesinin ardından dalga enerjisi üzerine çalışmaya başlar ve  yaptıkları alan incelemeleri sonucunda, dalgalar tarafından biçimlendirilen sığlıkların hızla büyüyerek, öngörülebilir bazı yapılar ortaya çıkardıklarını gözlemlerler. Bu yapılar analiz edip benzerini yapabildiği takdirde, denetimli sığlıkları oluşturabilir; böylece kendi kendine büyüyen sığlıklar, adalar ve sahiller yapabilme olanağı ortaya çıkabileceği düşünülür.

Araştırma takımı deneylerini gelecek yıllarda sürekli yineleyecek

Kendilinden Tutunma Laboratuarında, çeşitli biçimlere sahip farklı batırılabilir nesneler ve dalga yapıları üzerine yapılan incelemelerin ve çalışmalar sonucunda hazırlanan  3m x 3m boyutlarındaki örnekler, Şubat ayında götürülen Maldivlerin sahillerinin uzağında bir yerde, deniz dibine yerleştirilir.

Bunlar, kanvas kumaştan dikilmiş, büyük boyutlara sahip, doğada çözünebilir ve içi kum dolu yapılardı. Araştırmacılar bu yapıların, düşük bütçeli, kolay taşınabilir ve doğa ile çatışmaktan çok onunla uyum içinde çözüm üreten öneriler olduğunu söylüyorlar.

Takımın, gelecek günlerde de sonuçları, gözlemlemeye ve saha çalışmaları yapmayı sürdüreceği belirtiliyor.

Her ne kadar bu projenin adı “Büyüyen Adalar” olsa da, bu nesnelerin birbirinden ayrı olası kullanım biçimleri var: ilk olarak tamamen yani adalar inşa etmek, ikinci ve üçüncüsü ise var olan sahil ve adaları korumak.

Dünya nüfusunun yüzde 40’ının; değişen iklim koşullarının etkisi ile artan fırtına, toprak kaybı ve su seviyesinin yükselmesi gibi tehlikelerle yüz yüze olan sahil bölgelerinde yaşadıkları düşünülüyor.

Büyüyen Adalar projesi , yapay resiflere göre “çok daha sade bir çözüm biçimi”

Bu sayılan olumsuzluklar ile başa çıkmanın geçerli yollarından bir de  Büyüyen Adalar projesi ile aynı çalışma ilkeleri olan yapay resifler oluşturmak ancak yapay resifler daha az kesinlik sağlandığı gibi; çok fazla insan yapımı gereç gerekiyor.

Ayrıca Tibbits, Laboratuarın getirmiş olduğu bu önerinin, deniz kumunun okyanusta bir yerden başka bir yere taranarak taşınmasından çok daha iyi olduğunu da belirtiyor.

Yapay resifler oluşturmada bugün kullanılan enerji yoğun bu yöntem, deniz ekosistemine olumsuz bir etkide bulunabildiği gibi çökeltilerin deniz ile sürüklenmemesi için sürekli bir dikkat gerektiriyor.

Tibbits, “Biz, burada;  yapıların büyümesini, oluşmasını ve bunların kendi kendilerini üretmesini, dalgaların enerjisini  kullanarak ya da doğa kaynaklı – doğadan bulunmuş gereçler yoluyla ve doğada var olan basit güçler ile gerçekleştirmesini istiyoruz.” diyerek; sözlerini sürdürüyor:  “Burada önerilen çözüm biçimin insan yapımı sabit tesisler inşa etmek yerine daha sade, sürdürülelebilir bir yaklaşım getirdiğine inanıyoruz”.

Şu anda dünyada bir kaç yapay yöntemlerle yeni adalar oluşturma projesi gündemde. Bunlar arasında Hong-Kong’ta yapılması düşünülen dünyanın en büyük yapay ada projesi ve Kopenhag’ta yapılması planlanan birbirine bağlı 9 adet yapay ada projesi sayılabilir.

Ayrıca mimarlık ofisi BIG’de yakın zamanda aşırı iklim koşullarından ve deniz seviyesinin yükselmesi gibi tehditlerle karşı karşıya kalan toplulukları koruyacak bir yüzen adalar projesi önerisi geliştirerek bu dünyaya duyurmuştu.

(Kaynak: dezeen.com)

 

 

 

800 Mülteci İle Batan Balıkçı Teknesinin Sembolik Dönüşümü: “Barca Nostra”, 58. Venedik Bienali’nde

Christoph Büchel, 18 Nisan 2015 yılında Libya açıklarında batarak içindeki 800 mülteciye mezar olan balıkçı teknesinden arda kalan  tekne gövdesini, Barca Nostra adı ile 58. Venedik Bienali’de sergiliyor.

Tekne, ortaçağın dinsel – kültürel içerik taşıyan savaşları için üretilen Venedik gemilerinin yapıldığı tarihi tersane yerleşkesinde, Ralph Rugoff’un küratörlüğünü gerçekleştirdiği uluslararası serginin bir parçası olarak yer alıyor.

15 kişilik mürettebat taşıma kapasitesine sahip olan tekne,  bunu fazlasıyla aşmış bir durumda; Sicilya Boğazında bir Portekiz şilebi ile çarpışarak, 2015 yılında uluslararası sularda batmıştı. 2016 yılında İtalyan donanması tarafından denizin dibinden çıkarılan teknenin kullanım biçimi ve gelecekte konumlandırılacağı yer ile ilgili olarak, bir dizi önerinin dile getirildiği sürecin ardından tekne, Büchel ile birlikte Barca Nostra projesinde yer alan Augusta ilçesine devredilmişti.

Barca Nostra 2

1.

Yayınlanan basın bildirisinde, projenin, gemi enkazının hukuki olarak bir mahkeme delili olma durumundan bir sanat nesnesi olma durumuna doğru değişimini; bakanlık kararnamesinde yer alan “elden çıkarılması gereken özel duruma sahip tekne” olmaktan “kültürel varlık” tanımına doğru  değiştirerek, sembolik dönüşümünü kolaylaştırdığı vurgulanmakta; ortak hafızanın ve suç ortaklığının önemli sembolü olarak Venedik Bienali’nde halka açık sergide yer alarak sonuçlandırmıştır denilmektedir.

barca nostra 3

2.

barca nostra 4

3.

Tekne, sembolik anlamıyla; yalnızca 2015 yılında yaşanan bu deniz faciasına ya da sonrasında bu enkazı çıkarılmasında gayret gösterenlere değil, aynı zaman da böyle enkazları yaratan ortak politikaları temsil eden karşılıklı sorumluluklara da adanmış çağdaş mülteciliğin bir anıtı.

Barca Nostra, 11 Mayıs – 24 Kasım 2019 tarihleri arasında sergileniyor olacak.

(Kaynak: designboom.com, Görsel: archipanic.com)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

B.M. Yüzen Kentler Projesi “Oceanix”i Destekleme Kararı Aldı

Birleşmiş Milletler tarafından yapılan toplantıda “Oceanix” adlı yüzen şehirler projesine destek verilmesi kararı çıktı.

Oceanix CEO’su Mark Collins yaptığı açıklamada, bunun kağıt üstünde kuramsal içerik taşıyan bir mimari öneri projesi olmadığını; bu projeyi gerçekleştirmek istediklerini dile getiriyor.

Doğal kaynakları tüketerek üretmeye yönelik olarak yapılandırılmış insan uygarlığının ekolojide yarattığı olumsuz izlerin dünyadaki etkileri günden güne daha fazla gözlemlenmeye başlandı. Okyanusları kaplayan çöplerin deniz ekosistemine verdiği zarar, küresel ısınma, buzulların eriyerek su seviyesinin yükselmesi bunlardan yalnızca bir kaçı. Gelecekte bu belirtilerin katlanarak artacağı ve insan yaşamının dünya üzerindeki varlığının tehlikeye gireceği gerçeği tasarımcı ve mühendisleri yenilikçi düşüncelerin peşine düşmeye zorluyor.

Denizler üzerinde 10.000 kişiden oluşan kentlerde insanları doğa ile uyumlu bir yaşam sürebileceği önerisiyle ortaya çıkan Oceanix projesinin Birleşmiş Milletler tarafından alınan kararla desteklenmesi, gelecekte böyle kentlerin artacağını gösteriyor.

Oceanix, altıgen biçime sahip yüzer platformlar üzerindeki 300’er kişilik ufak köylerden oluşuyor. Bu küçük yaşam birimleri  bir araya geldiğinde 10 bin nüfuslu bir kente dönüşüyor.

yuzen-sehir5

Kenti oluşturan altıgen birimler, hem birbirlerine hem de okyanus dibine bağlanmış bir halde olacak. Böylece olumsuz hava koşullarında köyler ya da şehrin bütünü akıntıya kapılıp gitmeyecek. Şehirlerin temellerinde ise betondan 3 kat daha sağlam olan bir sistem kullanılacak. Elektrik yardımıyla kireç taşı haline gelebilen bu sistemle zaman geçtikte şehirlerin zeminleri daha da güçlenecek. Olası afet durumlarında zarar gören temel, kendi kendini iyileştirebilecek.

Kentte motorlu taşıtlar yerine, küçük deniz araçları ve dronlar kullanılacak.

Köylerde su üzerinde ve su altında tarım yapılabildiği gibi içilecek olan su, havadaki nemin yoğunlaştırılması ile elde edilmesi planlanıyor.

yuzen-sehir3

yuzen-sehir4

Tüm bu üst teknik donatılar ile birlikte şehir günümüz şehirleri gibi yaşam standartlarına sahip olacak. Şehirde okullar, kütüphaneler, teknoloji merkezleri bulunacak. Böylece kent sakinlerinin kültürel yaşam gereksinimleri de karşılanacak.

(Kaynak: virahaber.com)

 

Haliç Tersanesi, 16. İstanbul Bienali’nin Ana Mekanı Olarak Belirlendi

İstanbul Kültür Ve Sanat Vakfı – İKSV, 16. İstanbul Bienali’nin Haliç Tersanesi, Büyükada ve Pera Müzesi’nde  gerçekleştireceğini internet sitesinde duyurdu.

Bienalin ana mekanı olarak belirlenen İstanbul’un tarihi tersane binaları, ilk kez İstanbul Bienali’yle birlikte kamuya açık bir etkinliğe ev sahipliği yapıyor.

Küratörlüğünü Nicolas Bourriaud’nun üstlendiği Yedinci Kıta başlıklı 16. İstanbul Bienali,  14 Eylül – 10 Kasım 2019 tarihleri arasında düzenleniyor.

Başlığını okyanuslarda yüzen devasa atık yığınına bilim çevrelerinin yakıştırdığı anlamlı bir tanımlama olan yedinci kıta’dan alan bienal, insanların sebep olduğu (doğal veya kültürel) atıklara antropoloji veya arkeolojinin araçlarıyla bakan güncel sanat çalışmalarına yer veriyor. Böylece sanat ve ekoloji arasındaki ilişkiyi de tartışmaya açmayı amaçlıyor.

Bourriaud, her bir mekânın, serginin bir yönüne karşılık geldiğini belirtiyor.

Ana mekan olarak belirlenen Haliç Tersanesi mekanını “(…) genişletilmiş antropoloji için bir yer olacak: insanların, hayvanların, bitkisel formların ve makinelerin cilveleştiği, iletişim kurma arayışıyla birbirlerine bağlandıkları bir dünyanın tanımı ve analizi olarak sanat” olarak tanımlarken;

Pera Müzesi’ni, paralel dünyalara ait bir antropoloji müzesine, kurmaca arkeoloji ve tarihi yeniden icat eden sanatçılar için bir yere dönüştürüleceğini; Bienalin diğer ayağı olan Büyükada’nın ise, sanatçıların evleri ve eski binaları mesken edinecekleri, bir dizi projeyi barındıracak biçimde planlandığını belirtiyor.

Bienal kapsamında altmıştan fazla sanatçının eserleri, Tersane İstanbul, Pera Müzesi ve Büyükada’da ziyaret edilebilecek.

Etkinliğe katılacak sanatçıların tam listesi haziran ayında duyurulacak.

 

(Kaynak: bienal.iksv.org)