Montiel-Soto’nun Venezuella ve Kanarya Adaları Arasındaki Göç Öykülerini Anlatan “Acı Dolu ‘Tropik’te Deniz Tutması: Diğer Adadan Notlar” Sergisi CAAM’da
Küratörlüğünü Lidia Gil Calvo’nun gerçekleştirdiği Marco Montiel-Soto’nun “Acı Dolu ‘Tropik’te Deniz Tutması: Diğer Adadan Notlar” Sergisi Centro Atlantico de Arte Moderno – CAAM’da
Bu proje, Venezüellalı sanatçı Marco Montiel-Soto’nin, on dokuzuncu yüzyıl araştırmacılarının bilimsel keşiflerinden esinlenerek, ülkesinden Kanarya Adalarına yaptığı iki yolculuktan kaynaklanıyor.
Kolomb’un ilk deniz yolculuklarının gerçekleştiği tarihten günümüze, Venezuella ile Kanarya Adalarında arasında hiç duraksamaya uğramayan bir bağlantı bulunuyor. Bu bağın kurulmasında doğal etkenler olan alizelerin ve okyanus akıntılarının elverişli olmasının da bir etkisi olmuş.
İspanyol iç savaşının ardından Kanarya Adalarından – petrol üretiminin yarattığı ekonomik yükselmenin içinde bulunan o dönemin vaat edilmiş toprağı olarak görülen – Venezuella’ya doğru akan büyük yasadışı göç dalgası gerçekleşmişti.
Şimdi ise yüzyılın dönüşümü ile birlikte Karayip ulusunun içine düştüğü feci durum nedeniyle bu göç akışı tersine dönmüş durumda. Bugün, savaş sonrası döneminin kendilerine verebileceğinden daha iyi bir gelecek için yaşadıkları adaları terk edenlerin torunları, geldikleri yerden daha iyi bir yaşam bulmalarının olanaksız olduğu, atalarının topraklarına geri dönüyor. Yeni ekonomik ve teknolojik sömürgeciliğin yarattığı göç dalgası, küreselleşen dünyanın yüzleştiği en zor olgulardan biri durumunda.
Kendisi de ülkesini terk etmiş biri olan Montiel-Soto, şimdi Almanya’da yaşıyor.

Sanatçı, ülkesi Venezuella’yı, strüktürler ve sembolik içeriği olan buluntu nesnelerden oluşturulmuş enstalasyonlar aracılığıyla bize anlatıyor. Arkeolojideki ve antropolojideki alan çalışmalarında izlenen yöntemle, alandan; gazeteler, madeni paralar, kartpostallar, eski fotoğraflar, kitaplar ayrıca sesler ve video kayıtları başta olmak üzere yaşanmışlığın izlerini üzerinde barındıran nesneleri topluyor ve bunları eleştirel bir içeriğe sahip sanat nesnesine dönüştürerek; tarihin insanları ve kültürlerini ne ölçüde etkilediğini göstermek için kullanıyor. Aynı yoldan giderek bizlere Kuzey, Orta ve Güney Amerika’ya doğru yola çıkan Kanarya adaları mirasını, yüzlerce göçmenin hayalet gemilerle “sekizinci kanarya adası” düşüne doğru giriştiği zor yolculuğu, muzdarip oldukları deniz tutması metaforu ile bize anımsatıyor.
Sergi, 9 Ağustos – 20 Kasım 2019 tarihleri arasında CAAM ‘da
(Kaynak: caam.net)
İKSV, Haliç Tersanesini Bienal Mekanları Arasından Çıkarma Kararı Aldı.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), tarafından Yedinci Kıta başlığıyla gerçekleştirilecek 16. İstanbul Bienali’nin gerçekleştirileceği Haliç Tersanesinin bienal mekanları arasından çıkarılması kararı alındı.
İKSV, ‘den yapılan resmi açıklamada, Haliç Tersanelerinde inşaat yapım sürecinin ve eski binalardaki asbestli malzemelerin temizlik çalışmalarının henüz tamamlanamadığı vurgulanarak; İKSV’nin, çevre ve insan sağlığı üzerinde oluşabilecek riskler ve zaman da göz önüne alınarak, Tersane İstanbul’un bienal mekânları arasında yer almamasına karar verdiği belirtildi.
İstanbul Bienali 1987’den bu yana şehre geçici ve kalıcı sanat mekânları kazandırılmasına ve kamunun kullanımına açık olmayan mekânların sanatla yeniden keşfedilmesini sağlamıştı. Bu yıl düzenlenecek olan Yedinci Kıta başlıklı 16. İstanbul Bienali ile, İstanbul’un 600 yıllık tarihi tersane binalarının ilk kez kamuya açık bir etkinliğe ev sahipliği yaparak; İstanbul kentinin yeni bir sanat ve kültür mekanı kazandırılması amaçlanmıştı.
Bienalin gerçekleştirileceği yeni mekân olarak Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi olarak belirlendi.
(Kaynak: bienal.iksv.org)
“Rüsumat No:4 Gemisi” Anıtı Çalışmaları Başladı
Türk Kurtuluş Savaşı’nda Anadolu’daki güçlere silah taşıyan “Rüsumat No:4 Gemisi”nin anıtını aslına uygun biçimde yapılması için girişimler başlatıldı.
Yunan ve Birleşik Krallık savaş gemileri, Mondros Mütarekesi’nin sonucu olarak Karadeniz’de devriye geziyor ve Kurtuluş Savaşı için cepheye mühimmat taşıyan gemileri yakalamaya çalışıyordu. Böyle bir ortamda Yunan gemisine yakalanmaması için 1921 yılında Ordu sahilinde batırılan, ardından tehlikenin geçmesiyle halkın da katılımıyla deniz yüzeyine çıkartılarak yeniden yüzdürülen Rüsumat No: 4 Gemisi Türk Kurtuluş Savaşı ve Türk denizcilik tarihinin unutulmaz kahramanlık destanlarından biri olarak anılarda yerini aldı.
Rüsumat No:4 Gemisi anıtının gerçekleştirilmesi için çalışmaları yürüten heyet, Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mehmet Hilmi Güler’i makamında ziyaret etti. Gerçekleştirilen ziyarete İstanbul Vali Yardımcısı Mehmet Kalyoncu, Kültür Turizm İl Müdürü Uğur Toparlak, Ordu Valiliği Bilgi İşlem Şube Müdürü Münevver Şener Altınok, Gazeteci Zeki Özel ve Eğitimci Hikmet Pala katıldı.
Yapılan görüşmede, Rüsumat Gemisi ile ilgili olarak Güler, “ (…) Rüsumat konusunu da çok yakından takip ediyorum. Geleceğin Ordu’sunu kurarken bunlar şart. Bununla ilgili ayrı bir ekibimiz var. Bunlar görüşülerek planının yapılması gerekli. Bu gemiyle ilgili İngiltere kraliyetinin kaynaklarına da başvurma şansımız olabilir” dedi.
Komisyon üyelerinden Ordu Valiliği Bilgi İşlem Şube Müdürü Münevver Şener Altınok ise, “Proje ile ilgili çalışmalar yapıldı. Geminin aslına uygun inşasının yeterli olmayacağının kanaatine varıldı. 6-7 aydır bu proje üzerinde çalışıyoruz. Dış İşleri Bakanlığı aracılığıyla Londra Büyükelçiliğiyle yapılan yazışmalar neticesinde bu konu hakkında bizzat görüşmeye başladık. Ordu sahilinde uygun bir yere bu geminin müze şeklinde sergilenmesini istiyoruz. Bu geminin yapılmasının maliyeti çok yüksek. Siz uygun görürseniz bu geminin nerede konuşlandırılacağının belirlenmesini arzu ediyorum” şeklinde konuştu.
(Kaynak: denizhaber.net, orduolay.com, turkdeniz.com, orduvizyon52.com, Görsel: dzkk.tsk.tr)
3 Büyük Gemi Faciasından Kurtulan Violet Jessop’un Yaşam Öyküsü Sinemaya Aktarılıyor.
RMS Olympic, RMS Titanic ve HMHS Britannic gemi facialarından sağ kurtulmayı başaran Violet Jessop’un yaşam öyküsü beyaz perdeye aktarılıyor.
42 yılını denizlerde geçiren İrlandalı hostes Jessop, White Star Line adlı şirketin ürettiği üç büyük gemi olan RMS Olympic, RMS Titanik ve HMS Britannic’in yaşadığı, yalnız denizcilik tarihine değil aynı zamanda popüler kültürü de derinden etkileyen deniz kazalarına tanıklık etti.

Violet’in görev yapmakta olduğu -o tarihte en büyük lüks yolcu gemisi olan- RMS Olympic, 1911 yılında, savaş gemisi HMS Hawke ile çarpıştı ancak büyük bölümü suyla dolmasına karşın; RMS Olympic, batmadı. Violet, sağ salim limana çıktı.

Bu kazanın ardından bir yıl bile geçmeden Violet, RMS Titanik’te çalışmaya başladı. Tarihin en büyük gemi kazalarından biri olan bu faciadan da sağ kurtuldu. Ayrıca bu kazadan bir de bebek kurtardı.

Bundan 4 yıl sonra I. Dünya Savaşı’nda HMHS Britannic adlı devasa hastane gemisinde hemşirelik yapmaya başladı. Violet, Yunanistan’ın Kea Adası açıklarında ya bir Alman denizaltısı tarafından torpillenerek ya da bir mayına çarpması sonucu sulara gömülen bu gemiden de sağ çıkmayı başarmıştır.

Tüm bu olumsuzluklara karşın, deniz ve okyanus sevdasından vazgeçemeyen Violet Jessop; savaş bittikten sonra bile gemi yolculuklarına katılmaya devam etti, 60 yaşında emekli oldu. 83 yaşında ise kalp yetmezliğinden yaşamını kaybetti.
Violet Jessop, 2007 yılında anıların kaleme aldığı, “Titanic Survivor” adlı bir kitap yayınlamıştır.
(Kaynaklar: cnnturk.com, ntv.com.tr, hurriyet.com.tr)
W. Azzopardi’nin Gerilim Türündeki “Tekne” Adlı Filmi Gösterime Giriyor
Yönetmeliğini Winston Azzopardi üstlendiği; 2018 yılında Malta açıklarında çekilen gerilim türündeki “Tekne”, 5 Temmuz’da ülkemizde gösterime giriyor.
Her sabah denize açılan balıkçı (Joe Azzopardi) denizin ortasında yakalandığı yoğun sis tabakası içinde birdenbire ortaya bir çıkan bir yelkenli tekneye çarpar. İçinde birilerinin olduğunu düşündüğü tekneye çıkar; ancak sürüklenmekte olduğu anlaşılan teknede hiç kimse yoktur ve tekneye aborda olduğu balıkçı kayığı da ortalıktan kaybolmuştur.

Bunun sonrasında ise denizin ortasında, Aeolus adını taşıyan esrarengiz bir teknenin içinde mahsur kalan adsız balıkçı, sahip olduğu denizcilik ve seyir bilgisi ile yaşama tutunmaya çalışacaktır.
Tek başına uzun bir seyire çıkan denizcilerin karşılaşabilecekleri bir kaç kötü olasılık üzerine aynı zamanda bir tür uyarı olarak da görülebilecek film, yaklaşık olarak 1 saat 29 dk’lık bir uzunluk içinde nefessiz izlenecek bir seyir sunuyor.
(Görsel: filmaffinity.com)
“Dumlupınar Denizaltısı Şehitleri Anıtı” Sakarya’da Açıldı
1953 yılında Çanakkale Boğazı’nda Naboland adlı gemiyle çarpıştıktan sonra batan Dumlupınar Denizaltısı şehitleri anısına Sakarya’nın Karasu ilçesinde yaptırılan anıt için açılış töreni düzenlendi.
Türkiye Harp Malulü Gaziler Şehit Dul ve Yetimleri Derneği Sakarya Şube Başkanlığı’nca Darıçayırı Mahallesi’nde yaptırılan anıtın açılış törenine yoğun bir ilgi gösterildi.
Anıtın açılışına Vali Ahmet Hamdi Nayir ile birlikte; Gölcük Denizaltı Filo Komutanı Tuğamiral Hasan Çankaya, Garnizon ve 7. Komando Tugay Komutan Vekili P. Alb. Salih Üstündağ, Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce, Vali Yardımcısı Mehmet Fatih Çiçekli, Karasu Kaymakamı Aziz Mercan, Serdivan Kaymakamı Muhsin Çatmadım, İl Jandarma Komutanı J. Alb. Cengiz Yiğit, Karasu Belediye Başkanı İshak Sarı, Türkiye Harp Malulü Gaziler Şehit Dul ve Yetimleri Derneği Genel Başkanı Mustafa Işık, Sakarya Şubesi Kurucu ve Onursal Başkanı-Şehit Babası Salim Yarar ile Sakarya Şube Başkanı Mustafa Çolak, SATSO Yönetim Kurulu Başkanı Akgün Altuğ, ilçe protokolü, Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları, Şehit aileleri, Gaziler ve vatandaşlar katıldı.

Rahmet ve minnetle
Sakarya Harp Malulü Gaziler, Şehit, Dul ve Yetimler Derneği kurucusu Salim Yarar, “Hürriyetimize borçlu olduğumuz şehitlerimize gazilerimize minnettarız. Canlarıyla bedel ödeyerek bu topraklarda rahat yaşamamızı sağlayan şehitlerimizi ve gazilerimizi saygıyla anıyorum. Onların adının ebediyen yaşatılmasına vesile olan açılışın hayırlara vesile olmasını diliyorum” derken; Türkiye Harp Malulü Gaziler, Şehit, Dul ve Yetimler Derneği Genel Başkanı Mustafa Işık, “Çanakkale Boğazı’nda denizaltında şehit olan askerlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. Şehitlerimizin adının yaşatılması için yapılan Dumlupınar Denizaltısı Şehitler Anıtı’nın yapımında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.
Denizcilik tarihinin en acı vakası
Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce, “Dumlupınar Denizaltısı Şehitler Anıtı’nın açılışında olmaktan büyük memnuniyet duyduğumu ifade ediyor, vatanı, bayrağı, özgürlüğü adına can veren tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. 66 yıl önce Çanakkale Boğazı’nda batan Dumlupınar Denizaltısı’nda 2’si Sakaryalı 81 şehidimizi kaybettik. 1953 yılında denizcilik tarihimizin en acı vakası olarak kayıtlara geçen elim kazada kardeşlerimizin şehadetlerinin kıyısında söyledikleri ‘Vatan sağ olsun’ sözleri hafızlarımızda ilk günkü gibi yankılanıyor. İşte biz; böyle engin yüreklere sahip ecdadın torunlarıyız. Biz son nefesinde ‘Vatan Sağ Olsun’ diyebilme cesareti gösteren yiğitlerin harman olduğu kadim toprakların emanetçisiyiz. Şehitlerimizin aziz hatıralarının yaşatılacağı Dumlupınar Denizaltısı Şehitler Anıtı’nın açılışı vesilesiyle tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum” dedi.
Özgürlüğümüzü şehit ve gazilerimize borçluyuz
Vali Ahmet Hamdi Nayir, “Şehitlerimizin fedakarlıklarıyla kazandıkları topraklarda onların torunları olarak yaşıyoruz. Bugün özgür bir şekilde yaşayabiliyorsak şehitlerimiz ve gazilerimiz sayesindedir. Millet olarak bu durumun vefasını ve minnetini hep birlikte yaşıyor ve hissediyoruz. Atalarımızın bize emanet ettiği cennet vatanımız için can vermeye her zaman hazırız. Dumlupınar Denizaltısı Şehitleri Anıtı’nın yapımında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.
Konuşmaların ardından şehit babası Salim Yarar, lise öğrencileri ile birlikte sözleri kendisine ait “Çanakkale Geçilmez” şiirini okudu. Daha sonra Vali Nayir ve beraberindekiler anıtın açılışını gerçekleştirdi.
Nayir ayrıca, denizaltıda şehit olan Sakaryalı Astsubay Kıdemli Başçavuş Mehmet Denizmen ve Deniz Güverte Çavuş Veysel Saygılı’nın temsili kabirlerine çiçek bıraktı.
Protokol konuşmalarının ardından Dumlupınar Denizaltısı Şehitleri Anıtı’nın yapımında emeği geçen kişi ve kurumlara plaket takdim edildi.
(Kaynakler: sakarya.gov.tr, sakarya.bel.tr, denizhaber.net, görseller: adayorum.com, trthaber.com)
Ressam/Mimar Hundertwasser’in Evi Ve İşliği: “Regentag”
Hundertwasser’in teknesi olan Regentag, bir ressamın pek de bilinmeyen bir denizcilik öyküsünün adıdır.
11.90 metre boyunda, 3.85 metre genişliğinde ahşap gövdeli tekne, 1910’da üretilmiştir. Sanatçı tarafından 1968 yılında satın alınarak Venedik Pelestrina’da elden geçirilmiştir.
Tekneye Hundertwasser tarafından kendisinin üçüncü adı olan Regentag verilmiştir.
Hundertwaser’in çocukluk döneminden beri hep düşlerini süsleyen tekneler; sonrasında “Şarkı söyleyen Vapurlar”, “Mouthboats” adlı yapıtlarında da görülebileceği üzere, tablolarına da esin kaynağı olmuştur. Özellikle lombarlar, vapur bacaları, tam karşıdan – pruvadan betimlenmiş tekneler, sanatçının tablolarında yinelenen öğeler olmuştur.
Tekne, Palermo’da San Guiseppe T adı ile Tunus-Sicilya arasında taşımacılık işlevi gören bir gemi iken; 1967 yılında satın alınmış ve Hundertwasser ve Kaptan Mimmo tarafından Venedik’e götürülmüştür. Kaptan Antonio gözetiminde Pellestrina, Portegrandi, Malcontenta, Portoferraio, La Goulette ve Malta ‘daki tersanelerde teknenin elden geçtiği 1968-1974 arası dönem, ayrıca mimar Hundertwasser’in mesleki uygulama deneyimi kazandığı ilk yıllar olmuştur.
Hunderwasser, teknesinin uzunluğunu 12 metreden 16 metreye çıkartmış; gövdeyi yuvarlaklaştırarak, tekneye iki direk eklemiş, teknenin baş ve kıç bölümlerini yeniden tasarlamış, üst yapıyı asimetrik bir biçim kazandırmıştır.
Tekneyi denemek amacıyla coğrafi karşıt noktalar arasında yapılan Dalmaçya, Sicilya, Korsika, Elba, Malta, Tunus, Girit, Rodos, Kıbrıs ve İsrail seyirlerinin ardından; bu defa, Horst Wächter’in kaptanlığında 18 ay süren sorunsuz olarak gerçekleşen Malta üzerinden Venedik seyri, Cebelitarık, Batı Hindistan, Panama, Galapagos ve Tahiti’den Yeni Zellanda’ya geçekleştirilen seyirlerle, denize dayanıklı bir tekne olduğunu kanıtlamıştır. Hundertwasser’in bizzat kendisi de; Akdeniz’de, Karayipler’de, Rarotonga, Kermarek Adaları, Auckland, Adalar Körfezi’nde kaptanlık yapmıştır.
Hunderwasser açısından, Regentag’la paylaştığı bu yıllar, yaşamına anlam katan bir dönem olmuştur. 10 yıl süresince içinde yaşadığı ve resim yaptığı Regentag, sanatçının evi, ülkesi ve yaşamının yönetim merkeziydi.
Sanatçı, 1999-2000 yılları arasında Yeni Zellanda – Opua’da tekneyi ferrosement ile kaplatarak kaptan köşkünü yeni baştan yaptı ve su hattını çini ile kapladı. 2004 yılında ise tekne, kargo ile Avrupaya taşındı ve burada Aşağı Avusturya – Tulln’da düzenlenen “Hundertwasser: Sanat – Birey – Doğa” başlıklı sergide yer aldı.
O tarihten beri tekne bu kentte Tuna ırmağı üzerinde demirlenmiş bir halde durmaktadır.
Hundertwasser ve teknesi ile paylaştığı yaşam öyküsü, yönetmenliğini Peter Schamoni’nın gerçekleştirdiği 1971 yılı yapımı “Hundertwasser’in Teknesi Regentag” adlı belgesele de konu olmuştur.
(Kaynaklar: hundertwasser.com, imdb.com)
G. Richter’in “Deniz Manzaraları” Guggenheim Bilbao’da
Gerhard Richter’in “Deniz Manzaraları” adlı fotoğraf sergisi Guggenheim Bilbao’da açıldı. Serginin kuratörlüğünü Lucía Agirre gerçekleştiriyor.
Sergilenen fotoğraf dizisi, Richter’in 1960’lardan 1998 yılına kadar ürettiği çalışmaları içeriyor. Özellikle, 1998 tarihli “Deniz Manzarası” adlı görsel, Gugenheim Bilbao Müzesi’nin koleksiyonundan bir parça olan olarak sergide yer alıyor.
Bu sergi ile Richter’in fotoğrafları, geniş bir çeşitliliğe sahip bir içerikle ilk kez izleyici karşısına çıkıyor. Richter’in görselleri, Alman romatik dönem ressamı Caspar David Friedrich’in melankolik manzara resimleri ile tatile çıkıldığında anlık olarak çekilen ve kişisel algılayış biçimini yansıtan doğa manzarası fotoğraflarının bir bileşkesini oluşturuyor.

Richter, bu resim ve çizimlerde, izleyiciyi bir araya getirdiği boyanmış yüzey ile fotoğraf ile kayıt edilmiş olanın; betimlenmesi sorunuyla yüzleşmeye bırakıyor.
Böylece, yüzeye uygulamış olduğu oldukça seyreltilmiş boya ile; fotoğraf yüzeyinin pürüzsüzlüğünü sağlıyor ve çoğu anlık fotoğrafta görüldüğü üzere; imgeye yoğunlaşmayarak, fotoğraf ile resim arasındaki ayrımın anlaşılmasını zorlaştırıyor.


Sergi, 23 Mayıs – 09 Eylül 2019 tarihleri arasında Gugenheim Bilbao’da sanat izleyicilerinin karşında olacak.
(Kaynak: guggenheim-bilbao.eus)
Bodrum’da Kurulması Amaçlanan Deniz Endüstrileri Tasarım Merkezi İçin Çalışmalar Sürüyor
Bodrum’da deniz endüstrileri tasarım merkezi kuruluyor. Merkez, Bodrum Belediye Başkanlığı, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Bodrum Ticaret Odası (BODTO) ve Bodrum Esnaf Sanayici ve İş Adamları Derneği (BESİAD) işbirliğiyle yaşama geçirilecek.
Proje, Bodrum Belediyesi tarafından Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın uygulayıcısı olduğu “Rekabetçi Sektörler Programı” kapsamındaki “1.2 Yaratıcı Sektörler” hibe çağrısına yönelik olarak geliştirildi. İlk toplantısı Mayıs ayında düzenlenen proje takımının ikinci buluşmasında fon kaynağı konusunu ele alındı.
“Bodrum Deniz Endüstrileri Tasarım Merkezi” adı altında etkinlik göstermesi amaçlanan kuruluş için Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na fon kaynağı yaratılması için başvuru yapılacak.
Başvuru öncesinde düzenlenen değerlendirme toplantısına Bodrum Belediye Başkan Yardımcısı Av. Turgay Kaya ile Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi akademisyenleri ve Bodrum Belediyesi hibe projeleri geliştirme takımı katıldı.
(Kaynak: bodrum.bel.tr)
Benazzo’nun “Bellek Görevi: Gemi Enkazları” Sergisi, İstanbul’un Ardından Ankara Rahmi M. Koç Müzesi’nde
Stefano Benazzo’nun tüm ülkelerdeki ve tüm çağlardaki denizcilere vefa niteliği taşıyan ‘Bellek Görevi: Gemi Enkazları’ fotoğraf sergisi, gördüğü yoğun ilgi üzerine, bu kez de Ankara – Rahmi M. Koç Müzesi’nde açıldı.
Sergi daha önce 15 Ocak – 31 Mart 2019 tarihleri arasında İstanbul Rahmi Koç Müzesi’nde sanat izleyicilerinin karşısına çıkmıştı.
Sergide yer alan görsellerin anlamsal içeriği ile ilgili olarak Benazzo, “Batıklar yalnız, çaresiz ölür, nadiren umursanır. Bu nedenle onlara sempati ve saygı göstermenin önemine inanıyorum. Bugün doğanın bir parçası haline gelen batıklar aynı zamanda tarih kitaplarında yer almayan deniz insanlarının artık var olamayacak anılarının birer sembolü. Sert hava ve deniz bu enkazları yok etmeden önce gelecek nesiller için fotoğrafları çekip bir bellek oluşturuyorum” diyor.
AA muhabirine yaptığı açıklamada; dünya üzerindeki enkazların bir ansiklopedisini yapmayı ya da bir listesini oluşturmayı amaçlamadığını vurgulayan Benazzo, hayatını denizde geçirmiş insanların unutulmasını engellemek istediğini söyledi. Benazzo, “O dönemde yaşayanların şimdi konuşma şansı yok. Ben enkazlar aracılığıyla onları dinliyorum. Enkazlar gerçekten dinlemesini bilen biri olursa dile geliyor.” dedi.

Sergi, 20 Haziran – 18 ağustos 2019 tarihleri arasında Ankara Rahmi M. Koç Müzesi’nde görülebilir.
(Kaynaklar: aa.com.tr, rmk-museum.org.tr, denizcitoplum.com)