DARGEB Denizci Gönüllüler – “Denizden Fotoğraf Sergisi” Düzenliyor.
DARGEB, “Denizden Fotoğraf Sergisi” düzenliyor. Juri tarafından katılımcı aday fotoğraflar arasından seçilecek yapıtlar, farklı salonlarda dönüşümlü olarak izleyici ile buluşturulacak.
Aday yapıtların içerikleri; “Deniz Hayatı”, “Denizci”, “Gemi”, “Kamara”, “Kuzine”, “Makina Dairesi”, “Güverte” ve “Denizde Yaşam” olarak belirlendi.
Katılımcı fotoğraflar arasından yapılacak seçim, Yedisanat Akademi ve Film-San Vakfı’nın oluşturacağı juri tarafından gerçekleştirilecek.
Katılımcıların en çok 5 fotoğraf ile katılabileceği elemede, fotoğrafların, infodargeb@gmail.com adresine yüksek çözünürlükte yer, zaman ve konuma ilişkin bilgileri belirterek göndermeleri gerekiyor.
Son katılım tarihi 20 Ekim 2019
Moda Vapuru’nun Yeni Koltuk Rengi, İstanbullular Tarafından Verilen Oylar İle Belirlendi
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB), Haliç Tersanesi’nde yenilenmekte olan vapurlarda kullanılacak koltukların rengi için, sosyal paylaşım sitesi Twitter üzerinden düzenlediği anket sonuçlandı.
İBB geçtiğimiz ay, Twitter’dan eskiyen vapurların Haliç Tersanesi’nde yenilendiğini duyurmuştu. Yenilenen şehir hatları vapurlardaki koltukların kaplanacağı döşeme gerecinin rengi ile ilgili olarak sunulan; turuncu, yeşil, açık kahverengi ve bordo seçenekleri arasından bordo renk yönünde oy kullandı.

İBB’nin resmi Twitter hesabından 04 Ekim tarihinde yapılan açıklamada, “İstanbul kararını verdi. 33 yıl sonra bakıma gören Moda Vapuru’nun koltuklarının rengine hep birlikte karar verdik. En çok oyu bordu aldı” denildi.
(Kaynaklar: nationalturk.com, sputniknews.com, görsel: @istanbulbld, sehirhatlari.istanbul)
Antik Çağlardan Günümüze Deniz Ticaretinin Önemli Merkezlerinden Biri Olan Antalya Kıyılarında 27 Gemi Batığı Bulundu
Antalya kıyılarında, 1500 ile 2700 yıl önceye tarihlenen 27 gemi batığı bulundu.
Batıkların, Afrika’dan Batı Akdeniz’e, Karadeniz’e ve Hint Okyanusu’na kadar geniş bir coğrafyadaki deniz ticaretini gösteren önemli kanıtlar olduğu vurgulandı. Batıklardaki ana yüklerin, amforalar içinde taşınan zeytinyağı, şarap, balık sosu, kurutulmuş balık ve et, kiremit, tuğla, tabak ve külçe cam olduğu belirlendi.
Akdeniz Üniversitesi Kültür Varlıkları Koruma ve Onarım Bölümü Başkanı Doç. Dr. Hakan Öniz ve ekibi, arkeolojik sualtı tespit çalışmalarında, antik çağlardan bu yana deniz ticaretinin en önemli merkezlerinden biri olan Antalya kıyılarında çoğu kıyıdan 1.5 – 2 mil açıkta, 30 ile 60 metre derinlikte, büyük olasılıkla fırtınaya yakalanarak batan 27 gemi batığı buldu.
Öniz, “Kesin olarak söyleyebileceğimiz şu ki, batıklardan bazılarının yükü olan zeytinyağı ve şarap, Kilikya olarak adlandırdığımız Doğu Antalya, Mersin ve Batı Adana kıyılarında üretilmiş. Antik çağda şarap ve zeytinyağı amfora adını verdiğimiz çift kulplu toprak testilerle taşınıyordu. Batıklarda gördüğümüz amforaların Kilikya Bölgesi’nde üretilen zeytinyağı ve şarabı taşıdığını belirledik. Yükü Kilikya Bölgesi’ne ait zeytinyağı ve şarap olan 9 batık var” diye konuştu.
Batıklar arasında zeytinyağı ve şarap dışında kurutulmuş et ve balık, kiremit, tuğla, tabak ve külçe cam yüklü olanların da bulunduğunu söyleyen Doç. Dr. Öniz: “Bu yıl sualtı çalışmalarımızda araştırma gemimizdeki oksijen dekompresyonu imkânı ve sualtı robotlarımızla daha derinlere yöneldik. Yan taramalı sonar, multibeam sonar, sub bottom profiler ve magnetometre gibi ileri araştırma teknolojilerinin kullanıldığı tespit çalışmalarımızı daha derinlikle yapabildik. Bu sayede daha derinlerde olduğu için bütünlüğü bozulmamış batıklar belirledik. Bunların bir kısmı Antalya kıyılarından 2-3 kilometre açıkta, bir kısmı ise kıyıya daha yakın bölgelerde.“
Batıklardan Çıkarılan Eserler Akdeniz Sualtı Arkeoloji Müzesi’nde Sergilenecek
2500 ile 1500 yaş aralığındaki batıklarla ilgili çalışmaların 2019 yılındaki bölümünü tamamladıklarını ifade eden Doç. Dr. Öniz, “Önemli olan yani risk taşıyan kalıntıların bazılarını Antalya’nın Demre ilçesinde bulunan Likya Uygarlıkları Müzesi ile Antalya Müzesi’ne teslim ettik” dedi.
Gelecekte bu batıklarda yapılabilecek kazı çalışmaları sonucu günışığına çıkarılacak eserlerin Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde kurulacak Kültür Varlıkları Koruma ve Onarım Laboratuarı’nda koruma işlemlerine tabi tutulacağını aktaran Doç. Dr. Öniz, batıklardan çıkarılacak eserlerin ise Antalya’nın Kemer ilçesinde kurulmakta olan Akdeniz Sualtı Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmesinin planlandığını kaydetti.
(Kaynak: dha.com.tr)
Antik Dönemin Önemli Liman Kenti Troas’ta Sualtı Çalışmalarını Sürüyor
Çanakkale’nin Ezine ilçesi Dalyan köyü yakınındaki Alexandria Troas Antik Kenti’nde antik çağa ait önemli bilgilere ulaşılması amacıyla denizin dibinde araştırmalar yapılıyor.
Antik dönemin önemli granit ocaklarının bulunduğu “Alexandria Troas”ta temmuz ayı başında başlayan 9’uncu dönem kazılar, mimar, restoratör, arkeolog ve antropologlar ile su altı araştırmacılarından oluşan yaklaşık 30 kişilik ekiple sürüyor.
Alexandria Troas’ın sahil ve liman kenti olmasının, bölgenin önemini gösterdiğini vurgulayan Ankara Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Kazı Başkanı Doç. Dr. Erhan Öztepe, “Belirli bir dönemden itibaren kentin ticaretinin bütün Akdeniz’e yayılacak ürünleri içeren bir hacme sahip olduğunu biliyoruz. Bu nedenle limanla ilgili çalışma yaklaşık 10 yıl önce yapıldı, yayınlandı ancak özellikle deniz içindeki bölümle ilgili çalışmalar eksik. Dolayısıyla bu çalışmaları yapmaya karar verdik.” dedi.
Kentin orta ölçekli bir Roma limanına sahip olduğunu belirlediklerini aktaran Öztepe, bölgenin kuzeyden güneye devam eden deniz ticareti rotalarından birinin üzerinde yer aldığını belirtti.
Troas Limanı Antik Dönem Deniz Yollarında Önemli Bir Kavşak
Antik limanın, Çanakkale Boğazı’nın çıkışında, Karadeniz’den Ege ve Akdeniz’e hem batıya hem de Mısır’a doğru giden deniz yolunda önemli bir kavşak olduğu bilgisini veren Doç. Dr. Öztepe, şöyle devam etti:
“Önemli bir ticaret ürünü de hemen arkasındaki Çığrı Dağı’nda üretilen devasa boyutlardaki sütunlar. Bunun yanı sıra kuşkusuz tarımsal ürünler. Öte yandan kazılarda ele geçirdiğimiz amfora türlerinin çeşitliliği bizleri çok uzak noktalarla deniz ticareti yoluyla çeşitli ürünlerin gelip buradan da gittiğini gösteriyor. Bu yıl bulduğumuz birkaç Balkan kökenli antik kent Roma kenti sikkesi yine ticaretin çok geniş bir alana yayılmış olmasını gösterdiğinden önemli. Antik kentin bulunduğu bu konum ve limanı kuşkusuz sadece ticaret anlamında önemli değil. Erken Hristiyanlardan Aziz Pavlos’un bu limanı iki-üç kez kullanmış olması da limana ayrı bir önem katıyor.“
Su altındaki Kalıntılar Haritalanacak
Öztepe, kıyı bandında daha geniş bir alanda su altını araştırarak ileriye dönük yetişmiş personel tedarik edilmesi ve Bozcaada’da, Tenedos’ta Alexandria Troas’taki alanların taranması gibi hedefler ortaya koyduklarını aktardı.
Bu çerçevede, Maldivler’de uluslararası deneyime sahip uzman dalış eğitmenleri Tuncay ve Faysal Sadıkoğlu kardeşlerin gözetiminde son 3 yılda ekibe katılan ve görev alması öngörülen gençlerin yetiştirilmesi programını yürüttüklerini anlatan Öztepe, “Bu yıl 9 gencimiz tüplü dalış eğitimini gerçekleştirdi. Ayrıca iki uzman hocamız tarafından su altında mevcut hemen limanın çıkışında yani dış liman mendirekleri çevresi ve daha geniş çerçevedeki alanların belgelenmesine de başlandı.” ifadelerini kullandı.
Çalışmaların Sürdürülebilir Olması İçin Arkeologlara Dalış Eğitimi
Burada yapılacak çalışmaların sürüdürülebilir olması için genç meslektaşların dalış eğitimi almalarının önemi üzerinde duran Öztepe sözlerini şöyle sürdürdü.
“Troya Müzesinde bu konuda daha önceden eğitim almış ya da hiç eğitim almamış ama bu konuda çalışabilecek genç meslektaşlarımıza yine burada dalış eğitimi verdirebilmek ve bölgede daimi olacakları düşünülürse, su altı ile ilgili yapılacak çalışmalarda bu meslektaşlarımızın katkı vermesini sağlayabilmek de hedeflerimizden bir. Buradaki çalışmalarımız için Müze Müdürlüğü ile görüşmelere başladık. Umuyorum ki gelecek yıldan itibaren bu konuda da çalışmalar yürütmüş olacağız. Özellikle Tenedos ve Alexandria Troas arası, deniz ticaretinde bugün de çok ağır tonajlı olmayan gemilerin kullandığı bir güzergah. Antik çağda tabii bu kadar büyük tonajlı gemiler yoktu. En fazla 55-60 tonluk sütunları taşıyan gemiler vardı. Onlar da buradan geçebiliyorlar. Buradaki derinlik, Bozcaada’nın arka tarafındaki bölümle kıyaslandığında daha sığ. Dolayısıyla önümüzdeki yıllarda daha büyük tüplü dalışlar yaptığımızda muhtemel bazı batıklar ve deniz tabanına düşmüş vaziyette bazı arkeolojik bulgulara rastlamak olanaklı. Bu araştırmaları da yapmayı öngörüyoruz.“
(kaynak: aa.com.tr, arkeolojikhaber.com)
Koç Üniversitesi Denizcilik Forumu – KÜDENFOR, RMK Müzesi Fenerbahçe Vapuru’nda “İstanbul’un Denizcilik Müzesi İhtiyacı” Konulu Bir Panel Gerçekleştirdi.
Koç Üniversitesi Denizcilik Forumu (KÜDENFOR) 26 Eylül’de RMK Müzesi Fenerbahçe Vapuru Alt Salonu’nda ‘İstanbul’un Denizcilik Müzesi İhtiyacı’ konulu bir panel gerçekleştirdi.
KÜDENFOR Kurucu yöneticisi Amiral Cem Gürdeniz, panelin açılış konuşmasında, “İstanbul, bir deniz şehri. Bir deniz şehri olmasına rağmen İstanbul’un maalesef bir denizcilik müzesi yok. Bizler, amaç olarak denizciliğe dair ne varsa geliştirmek istiyoruz. Denizciliğin gelişmesinin en önemli etkenlerinden biri de müzeciliğin gelişmesidir.” dedi.

Gürdeniz, dünya kentlerindeki denizcilik müzelerine ve Türk denizcilerinin sorumluluğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü: “Gelişmiş ülkelerdeki gibi deniz müzesi oluşturmak başlıca hedeflerimiz arasında yer alıyor. Kopenhag, Kyoto, Berlin gibi ülkelerde 100’ün üzerinde müze var. İstanbul’un denizcileşmesi lazım. Bu konuda KÜDENFOR olarak elimizden ne geliyorsa yapacağız. Bu tür çalışmalar bu amaca ulaşmak için son derece önemlidir. Ortasında masmavi bir boğazın olduğu şehirdeyiz ama maalesef deniz fakiri bir şehiriz. Bunu kabullenmek mümkün değil. Hepimiz 1950’li, 1960’lı yılların fotoğraflarından etkileniyoruz. İstanbul, kültürsüzlüğe mi teslim olacaktı? Boğazda yalılar,saraylar duruyor ama İstanbul’daki klasik tekneler maalesef 50’yi geçmiyor. KÜDENFOR olarak bu konularda TBMM ile koordineli bir şekilde çalışıyoruz”

Moderatör Mustafa Aydemir de gerçekleştirdiği konuşmasında yöneticilerin denizlerinin öneminin farkına varması gerektiğini vurguladı. Kuratör – Koleksiyoner Reşit Erol ise “Seyr-i Sefain İdaresinden Denizcilik İşletmelerine” adlı serginin yaşanmış öyküsünü dinleyicilere aktardı. Konuşmacı İlker Meşe ise; gemi söküm işi yaparken bu işe nasıl merak saldığını ve bu merakın hangi boyutlara geldiğini belirtti.
(Kaynak: kaptanhaber.com, denizhaber.com, görsel: 7deniz.net)
Türk Mühendisler Tarafından Tasarlanarak, Ulusal Olanaklarla Üretilen “TCG Kınalıada” Türk Donanmasına Katılıyor
MİLGEM Projesi kapsamında İstanbul Tersanesi Komutanlığı’nda yapımı gerçekleştirilen Heybeliada, Büyükada ve Burgazada korvet gemilerinin ardından TCG Kınalıada (F-514) korveti, düzenlenen törenle Türk Deniz Kuvvetleri’ne katılıyor.
Ada sınıfı içinde yer alan Kınalıada’nın tasarım, yapım ve bütünleştirme etkinlikleri İstanbul Tersanesi Komutanlığı’nda gerçekleştirilirken, bu etkinlikler için gerekli olan tasarım, araştırma-geliştirme, tedarik ve hizmet alımı kapsamındaki çok sayıda eş zamanlı proje Savunma Sanayii Başkanlığı tarafından yürütüldü.
Platform sistemleri ve dizayn hizmetleri STM, silah ve sensör sistemleri ASELSAN, savaş yönetim sistemi HAVELSAN tarafından sağlanan Kınalıada korvetinde 50’yi aşkın yerli firma alt yüklenici olarak görev yaptı.
Öte yandan, HAVELSAN ve Deniz Kuvvetleri Araştırma Merkezi Komutanlığı’nın birlikte geliştirdiği Ağ Destekli Savaş Yönetim Sistemi “Advent” de ilk kez TCG Kınalıada gemisinde kullanılıyor.
TCG Kınalıada’nın Özellikleri
Türk Deniz Kuvvetleri’nin hız, denizcilik ve stabilite gereksinimlerine yanıt verecek biçimde geliştirilmiş tek gövdeli deplasman tipi tekne biçmindeki TCG Kınalıada’nın tam boyu 99 metre ve genişliği 14.4 metre olarak üretildi.
Gemi, 2400 ton deplasmanı ve 3.6 metre su çekimiyle, 5 deniz durumunda kısıtsız, 6 ve üzeri deniz durumlarında ise kısıtlı harekat yeteneğine sahip olmakla birlikte, ana tahrik sistemi, bir adet gaz türbini ve iki adet dizel makineden meydana geliyor.
Kınalıada, 29+ deniz mili azami hıza ulaşabilirken, 10 tonluk bir helikopter için gerekli platform, hangar ve kapsamlı destek ekipmanlarına sahip ve 4 deniz şiddetine kadar helikopter uçuş harekatı gerçekleştirebiliyor.
Çoğunluğu yerli olanaklarla geliştirilmiş ileri teknoloji sensör, elektronik harp, navigasyon ve haberleşme sistemleri ile donatılan TCG Kınalıada, asimetrik, yüzey, hava ve sualtı tehditlerine yönelik savunma, aldatma, karıştırma ve bertaraf etme sistemlerine de sahip olarak tasarlandı.
(Kaynak: aa.com.tr)
Koç Üniversitesi Denizcilik Forumu – KÜDENFOR Tarafından Düzenlenen “2. Klasik Tekneler Buluşması” Gerçekleştirildi.
“2. Klasik Tekneler Buluşması”, Koç Üniversitesi Denizcilik Forumu – KÜDENFOR, İstanbul Yelken Kulübü, Tuzla Yat Kulübü, Tuzla Yelken ve Su Sporları Kulübü iş birliğiyle, Setur Kalamış Marina’da gerçekleştirildi.
Klasik Tekneler Buluşmasında, 116 yaşındaki Romola ve 102 yaşındaki Levent yelkenlileri başta olmak üzere İstanbul’da bulunan 22 klasik tekne yer aldı.

Etkinliğe, Deniz Harp Okulu Komutanı Tuğamiral Erhan Aydın, İstanbul Tersanesi Komutanı Tuğamiral Erdinç Yetkin, Gölcük Tersanesi Komutanı Tuğamiral Aydın Eker, Türk Loydu Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Cem Melikoğlu ile aralarında emekli amiraller, yelken ve yat kulübü başkanları, deniz tarihçileri, deniz yazarları, yat tasarımcıları, tersaneciler ve amatör denizcilerin de bulunduğu 200 konuk katıldı.
Klasik Tekne buluşmalarının her yıl yapılacağını aktaran KÜDENFOR Direktörü Amiral Cem Gürdeniz, KÜDENFOR bünyesinde Klasik Tekneler Platformu’nun kurulduğunu belirtti. Gürdeniz, tüm Türkiye’de 1970 öncesi inşa edilmiş, klasik tekne hatlarına sahip yelkenli ve motorlu amatör tekne sahiplerini platforma davet etti.

Etkinlik kapsamında, yat tasarımcısı Yücel Köyağasıoğlu tarafından İstanbul’un Klasik Yelkenli Tekneleri konulu panel de düzenlendi. Klasik Tekneler Buluşması, Tuzla Yat Kulübü’nün dingilerinin ve Koç Üniversitesi yelkenli filikasının gösterisiyle son buldu.
(Kaynaklar: denizhaber.com, turksail.com, aa.com.tr)
TSSF Sualtı Fotoğrafı Milli Takımı, “17. CMAS Dünya Sualtı Fotoğraf Şampiyonası”nda Dünya Şampiyonluğu Elde Etti.
Tenerife Adalarında düzenlenen 17. CMAS Dünya Sualtı Fotoğraf Şampiyonası’nda TSSF Sualtı Fotoğrafı Milli Takımı’ndan Taner Atılgan-Çağlar Atılgan, Dünya Şampiyonluğu elde etti.
17-21 Eylül tarihleri arasında 21 ülkenin katılımıyla İspanya’ya bağlı Tenerife Adası açıklarında yapılan “17. Dünya Sualtı Aktiviteleri Konfederasyonu (CMAS) Sualtı Fotoğraf Dünya Şampiyonası”nda Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu (TSSF) Sualtı Fotoğrafı Milli Takımı, büyük bir başarı kazandı.

Şampiyona, “Balık”, “Makro”, “Tema”, “Geniş Açı” ve “Modelli Geniş Açı” olmak üzere 5 ayrı kategoride yapıldı. Asım Dumlu kaptanlığında Taner Atılgan, Hakan Başar, dalış eşleri olarak Çağlar Atılgan ve Ersin Tohumat’tan oluşan Sualtı Fotoğrafı Milli Takımı, yarıştığı 5 kategoride de finale kaldı. “Tema” kategorisinde ise Taner Atılgan – Çağlar Atılgan, Dünya Şampiyonluğu elde etti.
Türkiye Sualtı Sporlarında Artık Bir Dünya Markası
Ülkemize kazandırılan bu büyük başarı ile ilgili olarak TSSF Başkanı Doç. Dr. Şahin Özen, “2017’deki dünya şampiyonluğu başarısını ve mutluluğunu tekrar ülkemize yaşattıkları için Sualtı Fotoğrafı Milli Takımı’mızın her bir fotoğrafçısına ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Sualtı sporlarında artık Türkiye, bir dünya markası oldu. Girdiğimiz her uluslararası yarışmadan madalya ile dönüyoruz. Gerçekten çok heyecanlı ve gururluyuz. Bizleri desteklerini esirgemeyen Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Spor Genel Müdürlüğü’müze ayrıca teşekkür ederim” dedi.
(Kaynak: tssf.gov.tr)
Dr. D. Görlitz Tarafından Türkiye’ye Hediye edilen “Abora-IV”, Patara Antik Limanı’nda Kalıcı Olarak Sergilenecek
Arkeolog Dr. Dominique Görlitz tarafından tasarlanan ve antik dönemin gemicilik teknikleriyle inşa edilen “Abora-IV” gemisi, Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği (AB) Başkanı Büyükelçi Faruk Kaymakcı’nın girişimi ile, seferini tamamlamasının ardından Patara Antik Limanı’nda kalıcı olarak sergilenmesi koşuluyla Türkiye’ye hediye edilecek.
Yüzyıllar önce Mısır’dan yola çıkan kamış gemilerin Karadeniz’i geçerek Tuna Nehri’ne kadar uzanan bir ticaret hattını kullandıklarını ve dönemin teknik gelişmişlik seviyesinin bunun için yeterli olduğunu kanıtlamayı hedefleyen yolculuğunda 14 metre uzunluğundaki “Abora-IV” gemisi, Bulgaristan’ın Varna Limanı’ndan 01 Ağustos’ta yola çıkıp İstanbul Boğazı’nı geçtikten sonra Çanakkale Boğazı’na ulaştı.
Abora-IV, 20 Ağustos’ta İstanbul Boğazı girişinde Kıyı Emniyet Amirliği botlarınca karşılandı ve önce Rumeli Feneri’ne sonra da Kalamış Yat Limanı’na çekildi. Daha sonra Türk makamlarınca sağlanan kılavuz gemilerin refakatinde Çanakkale Boğazı’nı geçen geminin kaptanı Görlitz, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nü ziyaret ederek bilimsel bir toplantıya konuk oldu ve Türk makamlarından gördüğü yakın ilgiyi övgüyle dile getirdi.
Görlitz, Abora-IV gemisinin, 15-20 Eylül’de tamamlanması öngörülen Akdeniz turunun ardından antik çağlarda Mısırlıların uğrak yeri olan Antik Patara Limanı’nda sergilenmesi koşuluyla, Türk makamlarına hediye etmeyi arzu ettiğini belirtterek; Abora-IV projesinin tüm evrelerini kapsayan metinler, görseller ve videolar eşliğinde bir sergi açılmasını da önerdi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından da onaylanan bu öneri ile Abora-IV Patara Antik Limanı’nda kalıcı olarak sergilenerek, Türkiye’nin tanıtımına ve AB İletişim Stratejisi kapsamındaki çalışmalara katkıda bulunacak.
(Kaynaklar: aa.com.tr, arkeolojikhaber.com, görsel: arkeolojikhaber.com)
Turizm ve Tanıtma Platformu-TUTAP, Nuh’un Gemisi Tarihi Alanının UNESCO Dünya Miras Listesinde Yer Almasını Amaçlıyor
Turizm ve Tanıtma Platformu (TUTAP) Genel Başkanı Fikret Yıldız, Hz.Nuh’un gemisinin bulunduğu tarihi alanının UNESCO geçici miras listesinde yer almasını amaçladıklarını belirtti.
TUTAP olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Nisan ayında iş birliği protokolü imzaladıklarını, bu kapsamda UNESCO dünya miras alanları ile ilgili çalışma yürüttüklerini söyledi.
Yıldız, “Nuh’un Gemisi ile ilgili bölünmüşlükler var. Hem Şırnak Cudi Dağı’nda hem de Ağrı Doğubayazıt’ta bilinen alanlar var. İyi ve titiz araştırmalar yapabilir, ciddi ve somut adımlar atabilirsek bütün dünya insanlarına Nuh’un Gemisi’nin gerçek yerini ilan edebiliriz. Buraya 40 yıldır araştırmacıların ilgisi var. Somut adımlar atılmadan, gerekli yasal izinler alınmadan yapılmış çalışmaları kullanamıyoruz.” dedi
Yıldız, Nuh’un Gemisi’nin Dünya Miras Geçici Listesi’ne alınması için Ağrı Valiliği ile Kültür ve Turizm Bakanlığına başvuruda bulunduklarını dile getirerek, “Amacımız Nuh’un Gemisi’ni UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’ne aldırmak. Yapılacak sondaj ve arkeolojik çalışmalar neticesinde burası asıl miras listesine girdiği zaman bütün dünyada insanların çok büyük ilgisi oluşacak.” diye konuştu.
(Kaynak: aa.com.tr, görsel: sabah.com.tr)