Mustafa Aydemir, sahip olduğu dünyanın en varsıl amfora koleksiyonunu, gelecekte kurulacak bir “Amfora ve Deniz Müzesi” çatısı altında Türk denizciliğine ve Türk gençlerine kültürel bir kaynak olarak sunmayı amaçlıyor.

Mustafa Aydemir’in, 40 yılı aşkın süreçte oluşturduğu, sayısı 1 milyona ulaşan amfora koleksiyonu, İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne kayıtlı, dünyanın en varsıl amfora koleksiyonu durumunda.

Akdeniz, Karadeniz, Ege ve Marmara Denizlerinden, trolcü ve balıkçı ağlarına takılan amforaların satın alınmasıyla bir araya getirilen bu özel koleksiyon, denizlerdeki arkaik, klasik, Helenistik dönemleriyle Yunan, Roma, Bizans dönemlerini kapsıyor.

Bir “Amfora ve Deniz Müzesi” Kurma Çabası

Aydemir, deniz ile ilgili birikimlerini, Türkiye’nin herhangi bir ilinde kurulacak “Amfora ve Deniz Müzesi“nde değerlendirmek için yıllardır çaba sarf ediyor bunun için finansal kaynak arayışını sürüdürüyor.

Kurulması amaçlanan müzenin, denizcilik kültürünün gelişmesine katkıda bulunması, Türk ve Dünya denizciliği hakkındaki bilgileri gelecek nesillere aktarması amaçlanıyor.

Aydemir

Öte yandan binlerce yıllık bir tarihi kapsayan, dünyanın en büyük özel amfora koleksiyonu rehberliğinde, denizlerin arkaik, klasik, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerini anlatması, antik çağlardan denizcilik serüvenlerini, yaşam kültürlerini, önemli kişi ve olaylarını kronolojik bir sırayla, bilgi-belge-afiş-heykel-rölyef-harita ve maketleri de kullanarak dönemlerine ait orijinal yapıtlarla sunması hedefleniyor.

Aydemir, “Müzenin bel kemiğini, amforalar rehberliğinde deniz tarihine yolculuk olarak belirledik.”

Müzenin de ana temasını oluşturan amforaların önemine değinen Aydemir, “Amforalar, denizlerin sır küpleridir. Çünkü her amfora ait olduğu dönemin, binlerce yıl öncesinin, özellikle Anadolu coğrafyasının kıyılarının deniz tarihini, deniz aşırı ticareti, o dönemki üretimleri bize anlatır. Dolayısıyla müzenin bel kemiğini, amforalar rehberliğinde deniz tarihine yolculuk olarak belirledik.” dedi.

Aydemir, farklı tiplerdeki amforaların Türkiye kıyılarının ya da adalarının bir dönemine, bir bölgesine, içinde taşıdığı sirke, zeytinyağ, incir, şarap, balık sosu, bal, pekmez gibi bir materyale hitap ettiğini söyledi.

Amforanın içine girebilen her şey deniz aşırı ticarette söz konusu olmuştur. Onun için bunlar, ticari amforalardır. Biz buradan bütün denizcilik tarihini, üretim biçimlerini okuyabiliyoruz, deniz ticaret yollarını öğrenebiliyoruz, üretimin kapasitesini görebiliyoruz, o dönemin deniz aşırı ticaretten özellikle Anadolu’nun antik kentlerinin ne kadar zenginleştiğini görüyoruz.

Dolayısıyla amfora, sadece bir amfora değildir. Bunlar aynı zamanda o bölgenin, o dönem insanlarının ürettiği değişmez markalardır. Çünkü bir amfora formu değişemez, yüzlerce yıl aynı şekilde devam etmek zorundadır. Çünkü bunlar aynı zamanda hacim ölçüsüdür. İçindeki ürünlerin ne kadar olacağı şehir devletlerinin kanunları ile bellidir. Gümrüğe tabidirler. Bunun için bir amforaya baktığımız zaman üretildiği bölgeyi söyleyebiliriz.

Amfora

Kurulacak deniz müzesinde amforaların yanı sıra o dönemleri tanımlayan sikke, cam ve bronz eserler, haritalar ve gemi maketlerinin de yer alacağını aktaran Aydemir, sözlerine şöyle devam etti:

Amacımız, bu coğrafyanın denizcilik tarihini insanlara anlatabilmek. Denizci nesiller yetiştirmenin birinci kuralı da deniz kültürünü verebilmektir. Deniz kültürü de ancak bu deniz müzelerinde verilir. Biz maalesef deniz müzeleri konusunda dünyanın en fakir ülkesiyiz.

Doğu Akdeniz çanağında yer alıyoruz. Bütün kıyılarımızda dünyanın en eski batıkları var. Dünya su altı arkeoloji bilimi bu kıyılarda gelişti. Biz bu batıklar vasıtasıyla, amforalar kanalıyla denizcilik tarihini günümüze ulaştırmak istiyoruz. Bin yıldan beri bu coğrafyadayız ama maalesef tam anlamıyla denizci bir toplum olamadık. Denizlerin önemini kavrayamadık.”

En eski denizcilik tarihinin Türkiye kıyılarında başladığını vurgulayan Aydemir, “Denizdeki üstünlüğünü kaybeden ülkeler karalarına da sahip çıkamazlar. Biz, koca bir imparatorluğu kaybettik. Niçin? Çünkü deniz kültürüne bir türlü ulaşamadık.” görüşünü dile getirdi.

Kısaca Mustafa Aydemir 

1953 yılında Antalya’da doğdu. 1972’de Antalya Lisesi’nden, 1979’da İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi‘nden mezun oldu.

 1975 yılında Caddebostan’daki Türk Balıkadamları Kulübü‘nden ilk dalgıç brövesini aldı. Bunu, Tecrübeli Derinsu Balıkadamı Brövesi ve dalgıç hocalığı görevleri izledi. Aynı kulüpte, dalış okulu ve teknik komite başkanlığı yaptı. Sualtı Milli Takımı’nda ülkemizi temsil etti.

1977 yılında Teksas Üniversitesi adına Prof. George Bass grubu ile Serçe Limanı Bizans – Fatimi Batığı kazısında çalıştı. Antik batıklara, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları batıklarına daldı.

Mavi Dünya, Sualtı Dünyası ve Deniz Magazin’e denizler, batıklar ve balıklar hakkında uzun yıllar makaleler yazdı. Deniz Magazin’de 1999 – 2003 yılları arasında amforalar konulu yazı dizisini yayınladı.

1995 yılında Antalya-Kemer açıklarında daldığı Fransız Savaş gemisi Paris II batığını,
9 yıl boyunca araştırdı. Bu batığın sırlarını çözerek unutulmuş bir tarihi su yüzüne çıkardı. Ve bunu ”Ben Bir Türk Zabitiyim-Topçu Yüzbaşı Mustafa Ertuğrul” adlı kitapla belgeselleştirdi.

 

(Kaynak: aa.com.tr, mustafaaydemir.com)