Bir Kapdan-ı Deryanın Zafer Alayı

Yazar: Feridun Dirimtekin

“İspanya Kralı II. Philip, Trablus korsanlığına  bir nihayet verme vazifesini, Sicilya Krallık naibi Medina-Celi Dükü Jean de la Cerda’ya vermişti. Donanma kumandanlığına da meşhur Andrea Doria’nın yeğeni Jean Andrea Doria tayin edilmişti. Kasım 1559 nihayetinde kışın başlamasına yakın bir zamanda, 52 galeri ve bir çok gemiden mürekkep bir donanmaya bindirilen 12000 erle beraber, Mesina’dan hareket etmiş, 1590 başlangıcına kadar muhtelif sebeplerle Malta’da kalmıştı. Duc de Medina, Trablus yerine Cerbe’ye doğru hareket etmiş ve bu ada zapt edilmişti (1). Vaziyetten haberdar olan Osmanlı İmparatorluğu, ilkbahara kadar 120 kadırgadan mürekkep bir donanma hazırlamış ve Kapdan-ı Derya Piyâle Paşa’nın kumandasında yola çıkarmıştı. Yolda derya beyleri ve biraz sonra da Trablusgarp Beylerbeyi Turgut Bey de kendisiyle birleşmişti. Donanma doğru Cerbe’ye yönelmiş 11 Mart 1560 da düşman donanmasına taarruz etmişti.

Previze muharebesinden beri Osmanlı donanmasının mağlüp edilemiyeceğine Avrupa’da herkes inanmış olduğundan, bu donanma görününce İtalya-İspanya donanmasında bir panik başlamış, herkes kaçmaktan ve canını kurtarmaktan başka hiç bir şey düşünmemişti.

Kaçanların başında Jean Adrea Doria da vardı. Fakat Osmanlı donanması da sıkı takip yaptığından ancak 17 gemi ile Trepani limanına kaçabilmişti. Cerbe’de terk edilen 5000 kişilik garnizon kaleyi müdafaa etmek istemişse de nihayet teslim olmaya mecbur olmuştu.

sayfa

Muzafferiyeti tebşir için Piyâle Paşa İstanbul’a bir kadırga göndermişti, bu gemi, arkasında denize atılmış bir sancak sürüklüyordu. Rivâyete göre bu sancağın üstünde 1 salip ve bunun üstünde de İsa’nın bir resmi vardı. Gemi limana gelir gelmez Türk donanmasının zaferi haberi şehirde yayılmıştı.

Donanma Eylülde İstanbul’a geldi. Geceyi biraz uzakta geçirdi, sabahleyin limana geldiği zaman, bütün sahiller bir seyirci kitlesi ile dolmuştu. Kanuni Sultan Süleyman galip donanmasının limana girmesini yakından görmek istemiş ve bu maksatla Yalı Köşkü’ne inmişti. Donanma Yalı Köşkü’nün yakınından geçerek limana geldi. Amiral gemisinin kıç kasarasında müttefik ordu baş kumandanı Don Alvare de Sandi ile Napoli ve Sicilya donanmaları komutanları Don Berenger de Roquesnes, don Sanche de Leyva bulunuyorlardı.

Zapt edilen düşman kadırgalarının kürekleri ve küpeşteleri alınmış sadece tekne haline konulmuştu, bu şekil onları biçimsiz, adi şeyler haline getiriyordu.

Kanuni Sultan Süleyman maiyetiyle beraber bu manzarayı gayet sakin bir çehre ile seyretmişti (bu merasimde Kanuni Sultan Süleyman’ın yüzünü görenler onda, bir mutad harici bir şey veya bir gurur mevcut olmadığını temin ediyorlar)(2). O gün namaz kılmak için saraydan çıktığı zaman kendisini görenler, yüzünün ifadesinin biç değişmediği halde aynı huşunet ve hüzün eseri olduğunu görmüşlerdir. Sanki kazanılan zaferin, kendisi ile hiç bir alâkası yokmuş, fevkalade hiç bir şey olmamış gibi bir hali vardı. Kanuni Sultan Süleyman yüksek ahlaki dolayısıyla mukadderatın kendisine bahşettiği hadiseleri kabule o kadar iyi bir surette alışmış ve hazırlanmış idi ki, bu gibi şeyleri hemen hiç heyecan hissetmeden görebiliyordu.”

1-Von Alten-Kriege’den, Esfar-ı Bahriye-i Osmaniye’de, düşman donanması kuvveti 36 galyon, 36 Krakc ve 29 Galer ve diğer gemilerle beraber 200 olarak gösterilir ve donanma kumandanı olarak da Andrea Doria zikredilir. İhtiyar amiral 1468 de doğmuş olduğuna nazaran bu esnada 92 yaşında idi ve aynı sene vefat etmişti. Amerika deniz harp okulu Prof. W.C. Steeves ve A.Westcott’un yazmış oldukları “Sea Powir” isimli eserde, bu muharebe hakkında hiç bir şey olmaması şayan-ı dikkattir. 

2-Busbeck’den. Esfar-ı Bahriye-i Osmaniye’ye nazaran donanmanın geçişinde huzurunda bulunan Kral Ferdinand’ın sefiri, bu sefer’den dolayı kendisini tebrik ettiği zaman, Kanuni Sultan Süleyman “Bu azim muvaffakiyetlere, mahza yaver-i tâlihin sevkiyle destres olunduğu bilinirse, tefahüre ve gurura meydan verilmez” diye cevap vermişti. 

Ecnebi Seyyahlara Nazaran XVI. Yüzyılda İstanbul

İstanbul Fetih Cemiyeti İstanbul Enstitüsü Neşriyatı Sayı : 53

75 Sayfa

1964